Friendly Fires Röportajı

Özellikle Hakan ve benim hayranı olduğumuz Friendly Fires’ı Miller Freshtival kapsamında kanlı canlı izleyip, konserin hemen sonrasında da Ed ve Edd’i yakalayıp, çok istekli olduğumuz röportaja almayı başardık. Konser sonrası yorgun olmalarına rağmen bize bir hayli uzun vakit ayıran sempatik ikiliye ne kadar teşekkür etsek azdır. Eğlenceli kişilikleri, samba ve Brezilya sevdaları ve de Hakan'ın bolca yardırmalarıyla çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdiğimizi düşünüyoruz. Bu arada röportaj esnasında bir yandan Gabriella Cilmi’nin sahne alması yüzünden Reset! tarihi boyunca duyup da çevirmesi en zor röportaj bu oldu diye düşünüyorum.
Umarım beğenirsiniz.
-İlk olarak güzel ülkemize hoşgeldiniz.
Teşekkürler.
-İstanbul’a indiğinizden bu yana etrafı gezme şansınız oldu mu? Dün gece de Liverpool konseriniz vardı oradan geliyorsunuz değil mi?
Evet dün Liverpool’daydık. İstanbul’a iner inmez bir şeyler yedik, içtik ve havaalanından sonra pek vakit harcamadan buraya geldik. Dün gece Liverpool konserinden sonra da gece 3’te yatıp bu sabah 8’de kalktık ve buraya gelmek için uçağa bindik. Bugün gezmeye pek şansımız olmadı o yüzden. Kendimizi bu güzel manzara karşısında buluverdik. İstanbul’da bu manzaradan fazlasını da pek gördüğümüzü söyleyemeyeceğiz.
-Karşı tarafın Asya kıtası olduğunu biliyorsunuz değil mi?
Evet evet inanılmaz güzel bir görüntü var buradan.
-Bugünden itibaren tam 12 gün boşsunuz ve tam 12 gün sonra Atina konseriniz var.
Ocak’tan beri ilk boşluğumuz olacak bu. Biraz dinleneceğiz bu boşlukta. Ama umuyorum ki yarın gezip, dolaşmaya vaktimiz olacak ama yarın da uçuşumuz akşamüstü 5’te.
-Hemen yarın mı gidiyorsunuz?
Evet biraz da erken gidiyoruz ama yarın gidene kadar birkaç deneyim yaşamak istiyoruz buraya dair.
-Biz birkaç gün kalırsınız diye düşünmüştük, ne de olsa Atina buradan çok yakın.
(Gülüşmeler)
-(Hakan atlar) İsterseniz bende kalabilirsiniz.
Olur. Atina buradan çok yakın biliyorum ama yıkanacak çamaşırlarımız var.
-(Hakan yine atlar) Sorun olmaz benim çamaşır makinem de var.
(Gülüşmeler)

-İstanbul konseri ve seyircisi hakkındaki düşünceleriniz nelerdi ve nasıl buldunuz?
Aslında burada bilinip bilinmediğimizi pek bilmiyorduk. Bir konser vermek için geliverdik ama bu akşam seyirci gerçekten çok kalabalıktı, insanlar dans ediyorlardı, bir ara Ed seyircilerin arasına atladı ona sarılıp şarkının sözlerini bağırarak söylüyorlardı. Sahneye atılan çiçekler... Papatyalar bile fırlattılar bize. İnanılmazdı ve çok güzeldi. Tekrar gelmeyi ve daha uzun vakit geçirmeyi çok isteriz.
-Emin olun sizi biz geri getireceğiz. : ) Official sitenizdeki İstanbul konseriyle ilgili başlığa atılan yorumları gördünüz mü? Bazıları çok komikti. "Samba dansçılarını da getireceksiniz değil mi" diye soranlar özellikle.
Olur olur siz organize edin, biz geliriz. Samba dansçıları mı? Bilmem neredeler ki acaba?!? : ) Ne yazık ki; görmedik yorumları. Myspace sayfamıza ve sitemize menajerimiz bakmakta biz pek ilgilenemiyoruz.
-Sanıyoruz ki bu yorumlar NME’deki 'Jump In The Pool' performansınızda yer alan samba dansçıları yüzünden yazılmış. Ne müthiş bir şovdu o bu arada!
O performans gerçekten çok başarılıydı. Bizim de samba sound'una, ruhuna sahip olmamızdan ötürü samba gelenekleriyle iyi bir örtüşme oluştu o performansta da... Çok güzel oldu.
-Birçok dergide Foals, White Lies, La Roux gibi gruplarla beraber 2004 yılının jenerasyonunun yerini aldığınız söyleniyor. Bu zamanın Bloc Party, Franz Ferdinand, The Killers gibi grupları seviyesine geleceğiniz söylenmekte.
Biz onlardan sonra çıktığımız için hep arkalarında olacağız ama adı geçenler de yerleri belli olan gruplar. Bu bir yandan çok onur verici birşey tabii.
-Belki 2-3 yıl sonra bu gerçekleşebilir değil mi?
Evet bence de olabilir bu.
-Bizce canlı performans konusunda siz daha önde yer alırsınız. Mesela Bloc Party’e göre daha iyisinizdir yani.
Dürüst olmak gerekirse bu da doğru olabilir aslında. Biz de öyle Bloc Party hayranı sayılmayız. Yanlış anlaşılmasın bu bizim fikrimiz tabii.
-Peki, Friendly Fires t-shirtleri, cd’leri getirdiniz mi yanınızda?
Maalesef getiremedik. Çünkü; kargo ücreti artacaktı ve çok da pahalı oluyordu.
-Sıradaki sorum Blur’un reunion turu kapsamında Londra’da sahne alacak olmanızla ilgili.
İptal ettik onu.
-Sebebi nedir acaba?
Salak gibi anlaşılmayı istemiyorum ama bir sürü problemle karşılaştık o konuda. Booking şirketleri, ajanslar, organizatörler gerçekten kontrol edilmesi zordu ve hiç iyi organize değillerdi. Biz gerçekten orada çalmak için gün sayıyorduk, çok heyecanlıydık ama düzenleyici kişilerle ve sahne alacağımız saat konusunda birkaç problem yaşadık ve iptal etmeyi tercih ettik. Utanç verici ama çok istememize rağmen istemeyerek de olsa iptal etmek zorundaydık. Yakında Foals ile birlikte birşeyler yapacağız. Foals ile turnemiz bayağı iyi olacak diye düşünüyoruz.
-Bu arada neden ilk albümünüzde bir prodüktör ile çalışmayı tercih etmediniz de, garajınızda kayıt etmeyi tercih ettiniz. Hem de Paul Epworth gibi bir isimden sadece bir şarkıda prodüksiyon yardımı almanıza rağmen.
Biz ilk iş ciddileştiğinde hiçbir prodüktörü bilemiyorduk ve açıkcası güvenemiyorduk da. O yüzden hadi bu işi kendimiz yapalım dedik.
-Paul Epworth’ün Skeleton Boy remiksi de harika olmuş bu arada.
Gerçekten öyle. Evet, gerçekten. Paul dünya üzerinde en çok çalışmayı isteyeceğimiz, hayal edeceğimiz bir müzik prodüktörü gerçekten inanılmaz biri. Tamamiyle müzik zevklerimiz aynı, kişiliklerimiz çok benzer. Müzik dışında dışarıda da takıldığımız çok iyi bir arkadaşımız.
-Paris single’ınızı Moshi Moshi’den çıkartmıştınız ama sonra XL’e geçtiniz. Bu transferin sebebi neydi? Mesela albümün Amerika dağıtımında XL’in sağlayacağı kolaylık için mi Moshi Moshi’den ayrılıp XL’e geçtiniz?
Aslında Moshi Moshi bir basamak label gibi. İlk ep çıkartmak için bir label bile diyebiliriz. Yani birçok gelecek vaadeden gruba ön ayak olur, işlerinizi garantiye aldığınızda ise başka bir label’a geçebilirsiniz ve evet dağıtım konusu da önemli tabii özellikle de Amerika için ve diğer ülkeler için. E, tabii yüzde elli, yüzde elli olarak para ve daha büyük bir label olması da var.
-XL’de birçok harika sanatçı ve gruba sahip, iyi bir tercih olmuş diyebiliriz.
Evet, kesinlikle. XL zaten bizim de ilk sırada imzalamak istediğimiz label’lardan biriydi.

-Henüz bir plak firmasıyla sözleşme imzalamamışken Channel 4’un Transmission adlı programına çıktınız, üstelik bir plak anlaşmanız dahi yokken bu programa çıkan ilk grup oldunuz.
Evet evet, dürüst olmak gerekirse Transmission’da sahne almamız konusunda biz hep şunu düşündük, hisstettik; plak şirketleri ne işe yarar ki, çok salakça değil mi? Ne yapar ki bunlar? Biz birkaç adımı kendimiz attıktan sonra sanırım biraz da şanslıydık. Biraz da piyasadakilere göre aynı şeyi yapmadığımız içindir sanırım. Ne sözler, ne de tarz. Ki, o program ilk çıktığımız programdı ve bir çok prodüktör, plak şirketi ve menajer oradaydı. Tanrıya şükür ki, orada saşmalamadık. Ama eğer bir yıl önce bir albüm çıkarmış olsaydık burada olamazdık diye düşünüyoruz. Çünkü biz ilk günkü gibi hiç olmadık, sürekli ileriye doğru geliştiğimizi düşünüyoruz. Şimdi olduğumuz noktayla ilk başladığımız arasında çok fark var yani. Bu arada diğer grupları da canlı izlemiştik orada, çok başarılı gruplar vardı. CSS’i çok beğenmiştik, çok başarılılardı.
-Türkiye’de de Friendly Fire adında bir grubumuz olduğunu biliyor muydunuz?
Aa, Türkiye’de mi??? Gerçekten mi? “S” yok mu isimlerinin sonunda?
-Yok, yok. Friendly Fire.
Bizim sonumuzda “s” var aradaki fark bu. Ne tarz müzik yapıyorlar?
-Jazz yapıyorlar.
Acaba bizi coverlarlar mı? İsim benzerliği olan bir grupla da sanırım Romanya’da da karşılaşmıştık.
-Grubunuzun adını sıkıcı bulduğunuzu da bir röportajınızda söylemiştiniz?
(Gülüşmeler) Siz gerçekten bizim büyük hayranımızsınız. Evet harika bir isim olduğunu düşünmüyoruz aslında. Ateşi yak ve yanmasını bekle gibi baksanıza. =)
-Bize göre Meksika, Yunanistan ve Türkiye sahneleri birbirine çok benzer hem ülkeler hem de müzikal sahneleri açısından konuşuyorum. Siz bu bağlamda ne dersiniz ve geçenlerde verdiğiniz Meksika konseriniz nasıldı? Buradakine benziyor muydu seyirci kitlesi?
Meksika inanılmaz! Gerçekten inanılmaz! Hayatımızda verdiğimiz en iyi
konserlerden birisini orada verdik. En iyisi! Önceden Morrissey’e orada tapıldığını duymuştum. Bunu oraya gittiğimde görüp, kendi gözlerimle şahit oldum. Harika bir seyirci! Morrissey’i kıskandım da doğrusu. Konser salonu tamamiyle doluydu ve içeride kapasiteden fazla insan vardı en uç köşelere kadar doluydu ve herkes çılgınlar gibi eğleniyordu, dans ediyordu. Acayip kalabalıktı. Takım elbiseler içinde güvenlikler vardı sahne önündeki kalabalığı ittirip duruyorlardı! Sanki U2, Coldplay vb biriymiş gibi hissettik. Tamamiyle bir süperstar gibi hissettik. Hatta konser sonunda üstlerine atlayıp stage diving bile yaptık.
-Meksikalılar sözleri de biliyor muydu peki?
Evet evet tıpkı bu akşam olduğu gibiydi. (Gülüşmeler) Daha doğrusu telaffuzları bu akşamki gibiydi. Biraz hatalı söylüyor gibilerdi ama onlar yoluna koydular. (Gülüşmeler) Ama kesinlikle biliyorlardı.

-Şarkı sözlerinize baktığımızda escapism dikkat çekiyor, sözleri nasıl hazırlıyorsunuz?
Evet sözler escapism bolca içeriyor. Biz hiç The Libertines veya o ‘indie yürüyüşü işler’, ‘Londra işleri’ içerisinde veya alakalı, bağlantılı olduğumuzu düşünmüyoruz. Ama ben akşamları dışarı çıkıp kendimi kaybetmeyi seviyorum. Bu farklı yapıyor sanırım.
-Paris’i St. Albans’a tercih eder misiniz bu arada? Yoksa İstanbul mu dersiniz?
(Gülüşmeler) Evet evet, biliyor musunuz Paris çok garip ve kafa karıştırıcı aslında. Çok kaba insanlar var. Caddeler, sokaklar sürekli kalabalık, sürekli trafik var. Ama yakında Brezilya’ya gidiyoruz ve acayip heyecanlıyız. Kafamda cennet gibi canlandırıyorum hatta. Büyük beklentilerimiz var orası hakkında.
-Rio karnavalına da katılacak mısınız?
(Gülüşmeler)
- (Hakan atlar) Rio’daki en iyi dansçı Ed olacaktır eminim. Harikasın adamım! Dersler aldın mı yoksa freestyle mı dans ediyorsun?
(Ed gülmekten zor cevap verir) Dersler alıyorum, evet.
-Au Revoir Simone ile Paris’i kaydetme olayınız nasıl gelişti? Bu işler nasıl yürüyor? New York’a gidip Au Revoir'larla mı görüştünüz kayıt için? Ve onların olmasına nasıl karar verdiniz, beğendiğiniz için mi seçtiniz? Başka seçenekleriniz de var mıydı?
Paris adlı parçamızda bayan vokali olmasını istiyorduk. Orijinalini bozar mı acaba diye emin de değildik açıkcası ama kayıt elimize ulaştığında onlarla yapmanın doğru şey olduğunu gördük. Beklediğimizden daha iyi bile oldu. Ve evet birkaç isim daha düşünülmüştü ama biz Au Revoier Simone'u çok seviyoruz. Vokaller orada kaydedilip hazır halde bize getirildi. Bir de şöyle birşey oldu; vokalleri kaydedilirken çekilen bir video bize prodüktör tarafından getirildi ve eğer istersek elindeki video kaydı bize izletebileceğini söyledi ama biz istemedik. (Gülüşmeler)
-Son soru olarak da şunu soracağız; bazı şarkılarınızda shoegaze ve post-rock'a da rastlanmakta. Mogwai gibi... Shoegaze de mi seviyorsunuz?
Evet. Mogwai de çok severiz... Ama bu özellikle yapılmış birşey değil, kullandığımız gitar efektleriyle alakalı olabilir. Eskiden shoegaze şeyler de dinliyorduk. Harika gitar tonları. Masaj yapar gibi tamamiyle farklı mesajlar uyandıran gitarlar... İlginç ve farklı. Kendi şarkılarmızın da o bahsettiğiniz kısımları geldiğinde ‘şimdi solo zamanı’ der gibi kendimizden geçiyoruz.
-Bize uzunca bir vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Tekrar görüşmek üzere.
Biz teşekkür ederiz, görüşmek üzere.
Çeviri: Onur Yazıcı
Fotoğraflar: Mert Şen
 
Anasayfa>>
İnsan Bölümü>>
|