Push - Darbe

Irvine Welsh'in üç kısa hikâyesinden oluşan "Acid House" filmiyle sinema hayatına başlayan Paul McGuigan, 2006 yılında yönetmenliğini üstlendiği "Lucky Number Slevin" ile kendi çıtasını yükseltmiş, dolayısıyla bir sonraki atacağı adım üzerine de bizlerde ciddi beklentiler uyanmasına yol açmıştı. Malesef bu beklentileri; senaryosu, Heroes adlı televizyon dizisinden kopya çekilerek oluşturulmuş hissiyatı uyandıran son filmi "Push" karşılayamıyor.

Push; geleceği görebilmek, nesneleri düşünce gücüyle hareket ettirmek, insanların düşüncelerini değiştirmek gibi bir takım özel güçlere sahip olan insanlar ve bu insanları yakalayıp, kimyasal ilaçlarla üstün savaşçılara çevirmeye çalışan 'bölüm' isminde bir birim arasında geçen mücadeleyi konu ediniyor.

İlk olarak 1945 yılında Naziler, özel güçlere sahip insanlar üzerinde ölümcül deneyler yapmış ve İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde ise diğer devletler, Nazilerden çıkan bu fikri kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak amacıyla 'bölüm' denilen gizli birimi oluşturmuşlardır. Cassie adlı karakter tarafından filmin hemen başında verilen bu bilgi, Amerikan sinemasında en zayıf bilim kurgu senaryolarının âdeti olduğu gibi, bu filmin de sırtını "bütün kötülüklerin anası Nazi Almanya'sı" sloganına yaslamış olduğunu gösteriyor ve filmle ilgili ilk olumsuz intibanın uyanmasına sebebiyet veriyor. Senaryoda herhangi bir yaratıcılık bulamayacağımızı anladıktan sonra, derinliği olmayan, stereotip olmaktan öteye geçememiş karakterleri tanımaya başlıyoruz. Cassie' yi oynayan Dakota Fanning, 'izleyici' denilen geleceği görebilme yeteneğine sahiptir ve henüz güçlerini tam olarak kullanamayan, hikâye geliştikçe bir Jedi şövalyesi gibi kendini bulacak ve güçlerini keşfedecek olan Nick rolündeki Chris Evans'ı bulur ve ikisinin de ortak çıkarları için birbirlerine yardım etmesi gerektiğini söyler.
Kahramanımız tabii ki izole bir hayat sürmektedir ve Cassie'nin teklifini önce bir geri çevirir gibi olur, fakat olaylar onu içine çeker.

Senaryoda izleyici, yani geleceği görebilen karakterlerin yer alıyor olması, hikâyenin yönünün sürekli değişebilmesine imkân sağlıyor ve filmdeki eylemler, izleyicilik özelliğine sahip karakterlerin zihinlerinde oluşan görüntülerde Back to the Future'daki fotoğraftan silinme sahnelerini anımsatan değişikliklere yol açıyor. Bu durum da; şaşırtmaları, flashback ve sürpriz sonları oldukça sevdiğini bildiğimiz (bkz. Wicker Park, Lucky Number Slevin) Paul McGuigan'a sonsuz hareket imkânı sağlıyor.

Ancak bu imkân filmi kurtarmak yerine, senaryonun iyice bulamaca çevrilmesine neden olmuş gözüküyor ve McGuigan ardında; üstün güçlere sahip, iyi veya kötü insan olmaktan başka hiç bir özellikleri bulunmayan, bir tv dizisi kadar bol sayıda karakterle doldurulmuş senaryosu zayıf bir film bırakıyor. Push bir bilim kurgu olarak da, aksiyon olarak da tatmin edemiyor.



sAnasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010