Angels & Demons – Melekler ve Şeytanlar
Ron Howard'ın İnadı
"Din kusurludur. Ama bunun nedeni insanın kendi kusurundan kaynaklanmaktadır."
Dan Brown 2000'li yılında “Da Vinci'nin Şifresi” adlı kitabıyla büyük bir patlamaya sebebiyet vermişti. Kitap, akıcı dili, hiç dinmeyen temposu ve tarihsel komplo teorileri ile oldukça iyi harmanlanmış bir kurguydu. Fakat bu 'kurgu', ateşli Hıristiyanlık tartışmalarına neden oldu. Da Vinci Şifresi, genel olarak Leonardo Da Vinci'nin Kutsal Kadeh (Holy Grail) efsanesi üzerineydi. Tarihsel olarak hala kanıtlanmamış bilgilerin gerçekmiş gibi anlatıldığı kitap, tabii ki Hıristiyanlığın kalesi olan Vatikan tarafından hoş karşılanmadı. Ardından bir şekilde bu kitabın büyüsüne kapılan Ron Howard, kitabı beyazperdeye taşımak istedi. Dünya çapında milyonlarca satılmış, okunmuş bir kitabın filmi elbette sinemada iyi bir gelir kaynağı olacaktı. Oldu da... Ama Ron Howard, birçok aklı başında sinemasever ve sinema yazarı tarafından başarısız bulundu. Yönetmenin kalkıştığı iş, milyonlarca okuru olan bir kitap için ekstra sorumluluk anlamına gelmekteydi. Howard, bir şekilde bu sorumluluğu başarıyla omuzlayamadı. Ardından da bu başarısızlıktan ders çıkarmayarak, nedenini çok merak ettiğim bir azimle, inatla yeni bir Dan Brown kitabının uyarlamasını hayata geçirdi.
Melekler ve Şeytanlar, Dan Brown'nun Da Vinci Şifresi adlı kitabından daha önce yayınladığı bir eser. Daha sonradan Da Vinci Şifresi'nde de şahit olduğumuz akıcı dil ve tarihsel komplo teorileriyle harmanlanmış neredeyse kusursuz kurgu burada da kendini oldukça belli etmekte. Dan Brown, tarihi, dini, felsefeyi, bilimi ve aksiyonu oldukça başarılı ölçülerde kullanan, çok satanlar listesine girmenin formülünü bulmuş bir yazar. Hollywood'un bunu fark etmesinin ve hemen sinemaya aktarmasının uzun sürmeyeceği belliydi. Tahmin edilen de oldu zaten. Birçok kez Akademi Ödülleri'ne aday olmuş ve A Beautiful Mind (2001, Akıl Oyunları) filmiyle 'En İyi Film' dalında ödül almış bir yönetmen olan Hollywood'un Opie'si Ron Howard, ilk Da Vinci Şifresi'ni ardından da Melekler ve Şeytanlar'ı yönetti.
Film, aslında çok basit bir olay örgüsüne sahip. Ron Howard'ın bir önceki Dan Brown uyarlaması olan Da Vinci'nin Şifresi'nden hatırlayacağımız Simge bilimci Robert Langdon'ı merkez alan konusunda, Da Vinci Şifresi'ndeki din karşısındaki bilim yerine, bu sefer bilim karşısında din var. Geçmişte kiliseli ile uzun süreler çatışmış, tarihteki en güçlü yeraltı organizasyonu olan İlluminati adlı antik gizli kardeşlik cemiyeti tekrar dirilmiştir. Robert, İlluminati'nin Vatikan üzerine kurduğu planları gerçekleştirmek için harekete geçtiğini öğrendiğindeyse Roma'ya, güzel olduğu kadar gizemli olan İtalyan bilimci Vittoria Vetra ile güçlere katılmak için uçar. Dur duraksız süren bir aksiyonla Robert ve Vittoria, 400 yılık antik sembollerin izini sürerler. Bu Vatikan'ın kurtuluşunun tek anahtarıdır.
Melekler ve Şeytanlar, tıpkı kitabı gibi aksiyon dozu yüksek bir eser. Kitabı okumuş biri olarak beni tatmin edemese de tek başına düşünüldüğünde başarılı olarak kabul edilebilir. Öncelikle, kitap ile film arasında çok fazla fark var. Kitapta olup da, filmde olmayan karakterler, olaylar, ölümler ve hatta ölmeyenler... Film, başlı başına tekrar kurgulanmış ve içinde bulunduğu sektöre göre tekrardan oluşturulmuş. Kitaptan ödünç alınan ilginç bir hikâye ile Hollywood'un klişe formülleri bir araya getirilmiş. Sonuçta, kitap sayesinde orijinal bir konu, konunun işleyişi bakımından da klişe bir hal ortaya çıkmış. Eğer kitabı okumamış biriyseniz, rahatça koltuğunuza uzanıp, eğlenerek izleyebileceğiniz bir iş Melekler ve Şeytanlar. Ama Dan Brown'un kitabını okumuş, beğenmiş biriyseniz filmi izlemeden önce iki kere düşünmenizde fayda var. Çünkü bir süre sonra 'keşke tüm bu olaylar hayal gücümde saklı kalsaydı' demeniz olası.
Değinmem gereken bir başka konu da filmin Vatikan tarafından yasaklanmış olması. Vatikan, filmin dini yerdiği gerekçesiyle Hıristiyanlar'a izlememelerini söyledi. Bilimle inancın çatışmasını başarıyla işleyen ve bu noktada kesinlikle taraf tutmayan bir yapıt olan Melekler ve Şeytanlar'a haksızlık edildiğini düşünüyorum. Ne kitabın ne de filmin dini aşağılamak gibi bir derdi var. Tamam, kitabın ateist olan Robert Langdon karakterine yüklemiş olduğu 'kurtarıcı' sıfatı ironik bir taşlama için olarak görülebilinir. Fakat genele bakıldığında tüm film ve kitap bu ironik taşlamalardan oluşuyor. Bu ironi de, kesinlikle belirli bir kesime karşı yapılmış değil. Ron Howard, Dan Brown'un kitapta bulduğu dengeyi, beyazperdeye başarıyla yansıtmayı başarmış. Yönetmenin tüm bu inadı, Da Vinci'nin Şifresi filminden bir adım öteye götürmeyi başardığı bir seyirlik ortaya çıkarmış.
Vatikan'ın izin vermediği için bin bir uğraşla, tekrardan sanal ortamda yaratılan mekânlar, seyirciyi bol bol başarılı görsel efektler ile karşılaştırıyor. Bunun yanında bu film sayesinde, Tom Hanks'in artık gerçekten orta yaşı da geçip yaşlanmaya doğru yol aldığını fark etmiş bulunuyorum. Tabii filmin oyunculuk bakımından neredeyse tüm okları üzerine çeken isimi Ewan McGregor. Carlo Ventresca rolüyle tüm filmi omuzlarında götüren ve oyunculuk bakımından tek başarılı isim olarak sayabileceğimiz oyuncu, başrol unvanını kesinlikle Tom Hanks'in elinde alıyor.
Melekler ve Şeytanlar, seyirciyi sürekli ters köşeye yatıran kurgusu, Ewan McGregor'un izlenip ders çıkartılması gerekilen oyunculuğu ve de Ron Howard'ın din ile bilim arasındaki tarafsızlık dengesini iyi yansıtabilmiş olması nedeniyle es geçilmemesi gerekilen, Hollywood'un kısmen de olsa altından başarıyla kalktığını söyleyebileceğimiz bir uyarlama.

sAnasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|