Sonic Youth – The Eternal
Yaşadığımızı onaylama adına koşuşturduğumuz taş toprak yığınında başımızdan gelip geçenlerin doğanın ve zamanın dinamiklerine uydurarak kendimizi olumlama adına girdiğimiz cefakâr çabaların her zerresinde sinen sinsi çıkar-ım-ların ekseninde şekilden şekle girmeye devam ediyoruz.
Kendi kurduğumuz zamanın içinde bir nebze ölümsüzlüğe ulaşma babında herkes elinden geleni saçmaya devam ediyor. Üreyeninden, tapınanına, beynini yakandan, safi süregelene türlü evrelerde yaşadığını hissetmeye ve insanlara hissettirmeye çalışanların arasına çizilen kalın çizgilerin hangi tarafında durduğumuza göre kümelendiğimiz genel geçerimizde; savrulduğumuz sınırsız boşluğun içinde bize bir benliğimizin olduğunu ve organik reaksiyonların tetkikinden ziyade bir yerlerde içsel devinimlerle süregeldiğimizi hissettirebilen az sayıda insanlardan oluşan Sonic Youth’un yeni albümü The Eternal vesilesiyle bir şeyler karalayasım var
Grup üyelerine olan âşıklık hali ve yıllar yılı kaç albüm basıp hangi gruplara ilham kaynağı olduklarını sayarak uzun bir maruzat evresine girişmeden ve birçoklarınız gibi net ortamından yeni sömürdüğüm The Eternal albümünden bahsetmeden demek isterim ki; bu yazıyı okuyanların birçoğunun bıyıkları yeni terlemişken veya daha dünya üzerine ayak basmamışken müzik yapmaya başlayan Sonic Youth’un ilk albümlerindeki yakıcılık ve insanın beyin liflerini lime lime eden ses yıkımlarının müzikal bağlamdaki çekiciliğinin hiçbir zaman dev kitleleri peşinden sürükleyerecek popüleriteye ulaşmasa da, onların güzelliğini insanın onları dinlemeye ihtiyacı olduğu zaman bir şekilde bir yerlerden çıkıp içinize nufüz etmeyi başarabilmelerine bağlıyorum
Sonic Youth’u en büyük iç yıkımlarımızda veya en mutlu mesud anlarımızda kulağımızda çınlayan yaylım ateşlerinin suratta yarattığı bilgiç gülümsemeyle birlikte, insanda hayatta ne durumda olursak olalım bir şekilde her şeyi arkasında bırakabilmeyi ve devam edebilme gücünü boş bir safsata veya bir genel-geçer teselli manzumesinden ziyade, kafaya inen balyoz kıvamında sinir sistemini zerk etmelerinden dolayı kendilerine saygıda kusur etmiyoruz zaar.
Delicesine indirdiğimiz albümlerin ve onları biriktirdiğimiz cicili bicili hard disklerin içinde duran bazı albümleri açıp dinlemiyoruz bile, bazılarını ise elimiz açıp dinlemeye el vermiyor bazen… Sonic Youth albümleri de her zaman el altında tutulan ama değeri elde edilip acilen tüketildiği zaman değil zamanı geldiğinde dinledinildiği zaman ortaya çıkan gruplardan biri olarak yine bünyede inanılmaz bir coşku yaratmadı diyebilirim kendi adıma. Fakat bol ithaflı Thunderclap (For Bobby Pyn –telefon şakası üstadı) , Leaky Lifeboat (For Gregory Corso- beat kuşağı şairlerinden) ve yine cazır cazır gürültü -Sacred Trixter, Calming The Snake- şarkılar barındıran albüm zamansızlığına ithafen yine bir yerlerden belki günler belki yıllar sonra beyin kıvrımlarımıza ulaşacak albümü dinlemeseniz de yakınlarınızda bir yere saklayın. İhtiyacınız olacaktır.

Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>
|