Brazzaville Röportajı

Seda: Buralara sık geliyorsun; açıkçası bizler de burada olmanızdan oldukça memnunuz!

David: İstanbul'u seviyorum... En sevdiğim 3 şehirden biri diyebilirim. Dinleyiciler ise inanılmaz! Ghetto'da verdiğimiz son konserden ise pek memnun ayrılmadık açıkçası. Mekanın etkinlik yöneticisi, satılması gerekenden hayli fazla bilet sattı. Konser alanı çok kalabalıktı. Kendisi aynı zamanda bizden 2 set çalmamızı istedi. Ara verdiğimizde insanların hareket etmesi güçleşecekti ve açıkçası bu kalabalığı farketmeden önce teklifi çoktan kabul etmiştim. Konser alanına doğru açılan koridorun da tıklım tıklım olmasından ötürü, sonrasında, bis yapmamıza da izin vermedi. İnsanlar bis yapmayı istemediğimizi düşündü haliyle! Gerçekten çılgınca! Çünkü genelde kalabalık ne kadar isterse çalarız. Moskova'daki son konserimizde 3 bis yaptım mesela.

S: İstanbul'da neleri seviyorsun?

İstanbul'da dolaşmayı, küçük dükkanları ve kafeleri keşfetmeyi seviyorum. Ezan sesini dinlemekten hoşlanıyorum. Sizin buna gün içinde çok dikkat kesilmediğinizin farkındayım, fakat bir yabancı için bu ses, kulağa oldukça akılda kalıcı ve gizemli geliyor. Her gün deneyimlediğimiz şeylerin arkasında yatan gerçek dünyanın bir nevi hatırlatıcısı...

S: Brazzaville hikayesi, -bildiğimiz gibi- Los Angeles'ta başladı ve sonrasında Barcelona'da devam etti... Bu değişiklik seni nasıl etkiledi?

D: Los Angeles'ta hiç olmadığı kadar, Barcelona'da, kendimi evimde hissediyorum. Los Angeles'ı da her zaman seveceğim. Sonuçta orası, doğduğum yer ve beni bir birey - bir müzisyen olarak oldukça etkiledi... -Neden bilmiyorum- Barcelona'da sanki, kendimi kainatın sessiz - sakin, huzurlu bir köşesinde yaşıyormuşum gibi hissediyorum.

S: Resmi sitenizdeki manifestoda, 'Brazzaville'in, dünyanın mucizelerle dolu, harika bir yer olduğu fikrine adandığı' yazıyor. Açıkçası, hayatınızdaki herşey mükemmel gidiyormuş gibi bir izlenim yaratıyorsunuz... Şarkılarda da hindistan cevizlerini, okyanusu, açık mavi bulutları ve pankekleri hissedebiliyoruz. Diğer yandan, bildiğin gibi, dünyada her gün kötü olaylar da oluyor. Hayat, stresli, çekilmez... İyiliği, farkındalığı ve saflığı iç dünyanda nasıl koruyorsun? Müzikle uğraşıyor olmasaydın, bu dengeyi korumak için ne yapıyor olurdun?

D: Herkesin hayatında olduğu gibi, benim hayatımda da zorluklar ve stres var. Fakat, hissettiğimiz acının çoğunun, 'hayata hangi bakış açısıyla baktığımızdan' geldiğini öğrendim. Bize verilen -herhangi- bir günde, kendimi, dünyanın en şanslı veya en büyük loser'ı gibi hissedebilirim. Hayatım, her iki şekilde de birbirine benzer... Terk fark, bakış açım. Hayatımdaki her mükemmel şey için minnettar olduğumda, mutluyum. Sahip olmadığım - ki hakettiğimi hissettiğim- şeylere odaklandığımda ise mutsuzum. Gerçekte; çok şanslı bi' adamım. Çok fazla delilik ve alkolizmin olduğu karmaşık bir aileden geliyorum. Şu an ise harika bir hayatım var... Çevremde beni seven ve benim de sevdiğim insanlar var. Aileme kolayca bakabildiğim ve gecenin bir yarısı polisin kapımı kırıp, beni sürükleyerek götürmesi üzerine endişe etmek zorunda olmadığım bir zamanda yaşıyorum. Fiziki açıdan sağlıklıyım ve akıl sağlığım yerinde... Ve daha pek çok şey, - ki anlatmak zaman alır... Gerçi, bazı zamanlar, tek görebildiğim şey, sahip olmadığım şeyleri istiyor ya da sahip olduklarımı kaybetmekten korkuyor olduğum! Çok gerçekçi şeyler değil. Kendi kendimize sorun yaratıyoruz işte. Geçmişte deneyimlediklerimiz ya da hiç bir zaman deneyimlemeyeceğimiz gelecek kurmacaları... Genelde, bugünü yaşadığımda ise sorun kalmıyor.

S: Hepiniz farklı ülkelerdensiniz... Şarkılarda da bu coğrafi etkiyi ve yaratıcılığı hissedebiliyoruz. Başka nelerden etkilenirsin? Şöyle seni etkileyen gruplar var mı?

D: Müzikal açıdan etkilendiğim pek çok isim var: Jorge Ben, Bob Marley, The Clash, David Bowie, Prince, The Isley Brothers, X, The Jam, The Specials ve daha pek çok isim... Söz yazımı konusuna gelince; büyükannem şairdi ve tabii üzerimdeki etkisi yadsınamaz! Beraber oturup, Frederico Garcia Lorca, E.E. Cummings ve Dylan Thomas okurduk. "David, bana uyumaya gideceğini söyle! diyene kadar sabahladığımız olurdu. Şiir yazımında harika bir tekniği vardı. Bir kerede, bir şarkıyı veya bir şiiri hatırlayabiliyordu. Zamanında, beni Leonard Cohen'le ilk kendisi tanıştırmıştır. Aynı zamanda Tom Waits hayranıydı!

Genelde şarkılarımı karakterler üzerine yazıyorum. Çoğu, -hikayelerini sonradan kurguladığım- gördüğüm insanlar hakkında... Mesela, 10 sene önce güzellik kraliçesiymiş gibi görünen bir kadın görmüşsem, onun ne hissediyor olabileceğini hayal etmeye çalışıyorum ve sonrasında hayatının nasıl olabileceği hakkında bir şarkı yazıyorum. Annem hakkında da şarkılar yazdım. Kendisinin pek çok akli sorunu vardı ve ben 11 yaşındayken öldü. Bunun yanı sıra 'ölen arkadaşlarım, eşim, oğlum, mutsuz insanlar, dünyanın sessiz - sakin herhangi bir köşesine kaçmak isteyenler, yaşlılık, bir gün ölecek olma durumu, kainat ve yaşadığımız dünyadaki ikilemlerin arkasında saklandığını düşündüğüm gerçekler' üzerine de şarkılar yazdım.

S: Kayıt yaparken ya da turnelerde yaşadığın unutamadığın bir anın var mı?


D: Çok fazla... Şu an aklıma gelenlerden bir tanesi, Vladivostok Film Festivali sırasındaydı... Festivalin ayarladığı bir bot gezisine gittim. Büyük bir botta, 5 kişiydik. Kaptan, bizi, Rus adalarının hemen yakınındaki, önceden askeri üs olarak kullanılan bir körfeze götürdü. Ben ve Rus yönetmen Leonid Rybakov ile kıyıya kadar yüzdük. Eylül ayıydı; su oldukça ılıktı. Kıyıya yaklaştığımız esnada, suyun altında tamamı deniz kestaneleri ve deniz yıldızları ile kaplı kayalıkları gördük. Hayatımda böyle bir şey görmemiştim. Sanki tarih öncesi çağlara ait bir yer gibiydi. Suya daldık ve deniz yıldızlarına ulaştık. Sırt üstü yüzdük, etrafa su sıçrattık ve bize en yakın yıldızın altında oldukça güldük.

S: Kendini en üretken hissettiğin şehir hangisi?

D: Öyle belirli bir yer yok. Gitarımın olduğu, herhangi sessiz bir yer...

S: Önceleri L.A. ve sonrasında Barcelona'ya taşındın... Barcelona'daki müzik yaşamı nasıl? Genel olarak Avrupa ve Amerika ile kıyasladığında farklılıklar görüyor musun?


D: Bununla ilgili, çok fazla bilgim yok aslında... Brazzaville hiç bir zaman herhangi bir müzikal oluşuma uymadı. Bu tür şeylerin her zaman dışında kaldık.

S: MTV'yi sevmediğini biliyorum... ve diğer tüm mainstream oluşumları da... Şu sıralar, insanlar, müziğe kolay ulaşabildiği için müziği dinlemek yerine tüketmek terimini kullanıyorlar... Sen, nasıl görüyorsun geleceği?

D: Aslında bazı şeylere bu kadar kolay ulaşılabiliyor olması güzel. Mesela, Türkiye'de hiç bir plak şirketi albümlerimizi piyasaya sürmedi. Denedik fakat, hiçbiri bizi istemedi... Buna rağmen, pek çok Türk dinleyici, müziğimizi internetten dinledi. Burada oldukça iyi bir fan kitlemiz var. Bu, bir 10 sene önce mümkün olabilecek bir şey değildi. Tüm bu mp3 devriminin olumsuz yanı ise müziğin değerini düşürmesi oldu, sanırım. İnsanlar müziği değersiz terimler içinde kullanmaya başladı. Bazen 'harddisk'lerinde 10.000 albüm olduğunu söylediklerini' duyuyorum... Hiçbir zaman 10.000 albümü dinlemek isteyeceğimi dahi düşünmüyorum!

S: Yeni grupları dinliyor musun? Önerebileceğin isimler var mı?

D: Yeni müzikler hakkında çok bilgili değilim. Doğruyu söylemek gerekirse, çok müzik dinlemiyorum. Genelde, tur sırasında dinlemek için, iPod'umda hemen hemen 20 - 30 şarkı oluyor. Rick James, Madonna ve the SOS Band gibi bazı isimleri yorgun olduğumda uyanık kalmak için dinliyorum. Dub ve Reggae türündekiler ise uyumama yardımcı oluyor... Jorge Ben ve eski samba gruplarını ise kendimi moralsiz hissettiğim zamanlarda neşelenmek için dinliyorum. Kısaca, müziği ilaç niyetine kullanıyorum! Müzisyen olarak, müzik dinlerken, bassline, mixing tekniği, aranjman gibi şeylere dikkat kesiliyorum. Bu da yorucu oluyor! Genelde, kitap okumayı tercih ediyorum.

Öneri konusuna gelince, 80'lerden eski Rus gruplarından KINO'ya bir bakın derim. Rusya dışında çok bilinen bir grup değil.

S: Yeni albüm için Portecho'dan Deniz Cuylan ile çalışacağını ve bu albümün Elec-Trip Records'tan* çıkacağını duyduk. Ne zaman başlıyorsunuz? Nedir son durum?


D: Doğru. İstanbul'a son gelişimde, kayıtlarla birkaç hafta geçirdik. Temel şeyleri bitirdik sayılır. Şimdi top, Deniz'de! Kendisi, prodüksiyon kısmını hallediyor. Son halinin nasıl olduğunu görmek için sabırsızlanıyorum. Sanırım, Eylül ayında albümü çıkarmayı planlıyorlar. Şu sıralar, ben de Barcelona'da bir sonraki albüm üzerine çalışıyorum.

S: Peki, yeni bir şarkı üzerine beraber çalışmak istediğin -geçmişten veya günümüzden- bir isim seçmeni istesem, bu kim olurdu?

D: Güzel soru! Sanırım, 'Jorge Ben' demek zorundayım! Kendisi idolüm olur.

* Bildiğiniz veya bilmediğiniz üzere David Brown, 7 Mayıs'ta grubun dağıldığını ve bundan sonra, çalışmalarını 'David Arthur Brown' adıyla devam ettireceğini açıkladı. Brazzaville tarihinin son röportajı olmasının bilinmezliği ile yapılmış bu son röportajdan sonra, David, bu albümün kendi adıyla Doublemoon tarafından yayınlanacağını duyurdu.




Anasayfa>>
İnsan Bölümü>>

 

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda | Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010