Martyrs – İşkence Odası

İlk olarak, !f İstanbul' da, ardından da vizyonda gösterim şansı bulan Pascal Laugier'in yönettiği "gore" türünde bir film olarak sınıflandırabileceğimiz 2008 yapımı Martyrs, "İşkence Odası" olarak Türkçe'ye çevrilmiş olan isminden de anlaşılacağı üzere; izleyiciye bolca kan, vahşet ve işkence vaat eden bir Fransız filmi.

Film, kesmeli biçmeli türdeşlerinin çoğunda bolca rastladığımız gibi, dehşet içinde koşturan bir genç kız görüntüsüyle açılıyor ve bu kızın başından geçenlere dair kısa kısa bilgiler verdikten sonra kafalarda oluşturduğu soru işaretleriyle beraber, on beş yıl sonrasına mutlu bir ailenin kahvaltı masasına uzanıyor. Bu yapay ailenin yavan sohbetlerini bölen kapı zili çaldığında ise az çok neler olacağı da tahmin edilebiliyor. Bolca kan, kesim, biçim ve dikiş işlemleri...

Filmin konusundan kısaca bahsetmek gerekirse, öncelikle net olarak iki bölüme ayrıldığını söylemek mümkün. İlk bölümde, küçükken nedenini henüz tam olarak kestiremediğimiz bir işkenceye maruz kalmış olan Lucie'nin intikamını ve işkence sonrası doğan halusinatif etkilerle mücadelesini izliyoruz. Dâhil olduğu türün adetlerine uygun olarak bol bol flashback ile ilerleyen Martyrs'in ilk bölümü sona erdiğinde oldukça garip hislerle boğuşuyor ve filmin ikinci yarısının da ilk yarısı gibi olmamasını ümit ediyordum. Zira neredeyse kırk dakika boyunca aralıksız olarak, sebze gibi insan eti doğranması tahammül sınırlarımı zorlamış, parçalanmış ceset görüntüleri üzerine yerleştirilmiş dramatik müzikler canımı sıkmıştı.

Filmin ikinci bölümü hem biçim hem de içerik olarak ilk bölümden oldukça farklı yapılandırılmış. Lucie'ye yapılan işkencenin nedenlerini öğrenmeye başladığımız ikinci bölüm, Hollywood klişelerini aratmayacak şekilde, tam zamanında ortaya çıkan siyah giyimli, gizemli insanların hikâyeye eklenmesiyle başlıyor. Bu gizemli grubun lideri olduğu anlaşılan yaşı geçkince matmazel, "eskiden bu kadar güçlü değildik" cümlesini ağzından çıkarır çıkarmaz, kendimizi “B Tipi” bir filmde sanıyor ve klişe otobanında tam gaz ilerlediğimizi hissediyoruz.

İkinci bölümde daha dramatik ışık kullanımı ve ilk bölümdekinden farklı bir kurgu düzenine geçiş yapan film, içerik olarak da felsefi bir düzleme oturtulmak istense de, filmin genelindeki sahneler istismar düzeyini hafifletemiyor gibi gözükmekte. Film sona erdikten sonra ise akıllarda bolca tiksinti, mide bulantısının yanı sıra Anna rolündeki Morjana Alaoui'nin iyi oyunculuğu kalıyor. Ha bir de son sahnede Martyrs kelimesinin anlamı açıklandıktan sonra filmin isminin neden "İşkence Odası" olarak çevrildiği tabi...





Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010