Phoenix - Wolfgang Amadeus Phoenix

Geçtiğimiz Reset! sayısında Murat Ekşi, Starsailor’ın son albümünden bahsederken ‘Starsailor’da her şey bildiğiniz gibi. Tek şey hariç; en iyi albümlerini çıkardılar!’ demişti. Aynı girişi ben de Phoenix için kullanmak istiyorum.

İtiraf etmek gerekirse şu ana kadar Phoenix ile öyle çok haşır neşir ve de hayranlık dolu bir ilişkim olmamıştı. Taa ki official olarak 25 Mayıs’ta çıkacak olan Wolfgang Amadeus Phoenix adlı dördüncü albümlerini duyuncaya kadar. Fransa’nın Air, Daft Punk döneminden çıkma Phoenix sanıyorum birazcık onlardan farklı olması yüzünden pek ilgimi çekmedi şimdiye kadar. Daha doğrusu ya Fransa’nın havasından, suyundan olmadıklarından ilgimi çekemediler ya da ben kendilerine gereken ilgiyi gösteremedim. Zaten bir de bunun üstüne Fransa’nın alternatif rock, indie rock tarafının pek yükselişte olmayışı da bunu perçinlemiş olabilir diye düşünüyorum. Bu arada Phoenix gitaristi Laurent Brancowitz’in de Phoenix’e katılmasından once günümüzün Daft Punk’ını oluşturan Thomas Bangalter ve Guy Manuel de Homem Cristo ile birlikte Darlin’ adlı grupla da bir geçmişinin olması ilgi çekici bir anekdot. Laurent, Darlin’den ayrılınca Daft Punk’ın ilk temelleri de atılmış yani.

Phoenix aslında yıllardan beri bir Fransız topluluk gibi gelmemiştir bana, müziksel açıdan tam aksine bir İngiliz grubu gibidir… The Music klasında, Starsailor’un biraz üzerinde orta kıvamlarda kendine yer bulabilip, tutunabilmiş bir grup gibi gelirler bana hep. Bu albümle de yine kendilerine has çizgilerinden çıkmadan ve de eskilerin üstüne on katarak ilerlediler ki, bu sefer ‘en iyi albümleri’ diyebilme cesaretini gösterebilmemi sağlayacak kadar.

Daha önce de elektronik müzikle iç içe bir sounda sahip olan Phoenix bu işi hiç bu kadar ileri götürmemiş, hiç de bu kadar güzel bir arada sergilememişti –benim kanımca tabii-. Öyle ki, yılın en başarılı parçalarından olduğunu düşündüğüm iki adet cillop gibi hit’iyle de gözlerden kaçmıyor Phoenix; ‘Lisztomania’ ve ‘1901’. Elime geçtiği günden beri yılın şu zamanına kadar en çok dinlediğim şeylerin en başlarındalar. Daha önceleri vokallerine olan hayranlık bu sefer tüm gruba dönüştü bende. Harika icra edilmiş parçalar, şarkılar, davullar, gitarlar, klavyeler, elektronik ögeler arası geçişler üstüne süper de bir vokale sahipler... Sonuç olarak da harika bir birleşim çıkmış ortaya! Hem de daha önceden bildiğimiz Phoenix'e göre çok daha oynak, çok daha hareketli, dansa davet eden bir albüm olmuş başlı başına. -Ya da ben abartıyorum, bilmiyorum- Çok başarılı buldum bu albümü. Büyük bir enerjiyle ürettikleri belli yeni albümlerini. Bu başarılarında albümde Cassius’tan Philippe Zdar ile çalışmalarının çokça büyük bir katkısı olduğunu düşünüyorum ve bu enfes ve acayip keyifli albüme kocaman bir 8 puan veriyorum.





Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010