Maxïmo Park - Quicken the Heart
Maximo Park'ında aynı kulvarda yer aldığı gruplar için - yeni dönem İngiliz istilası ya da post-punk grupları olarak daha da genelleştirebiliriz, 3. albüm hadisesinin önemli bir yol ayrımı olduğu artık herkesçe bilinen bir olgudur. İlk albümü ile satış rekorları kırmış, kendi ülkelerinde ve dünyada büyük başarılı yakalamış grupların ilk sınavı 2. albümleri ile olur. Buradaki kıstas ilk albüm kadar iyi bir şey yapabilmek, ya da 2. albüm ile ilk albümü gölgede bırakacak bir hayal kırıklığı yaşatmak- ki ikinci senaryo daha görülen olandır. Eh insanları memnun etmek kolay değil. 2. albüm sınavını geçtikten sonra ise 3. albüm ile "müzik tarihinde sağlam bir yer edineceğiz ya da edinemeyeceğiz" adlı daha büyük bir soru ile karşılaşılır. Benim için 3. albümler genellikle hayal kırıklığı olsa da (Bloc Party, Interpol vs.) bu albümlerden gayet memnun kalanlar da yok değil. Doğrusu nedir bilinmez ama 3. albümlerin "büyük tartışmalara açık stresli bir deneyim" olduğu ortada. Maximo Park için bu deneyimin sonucunun ne olduğuna geçmeden önce “nedir allasen kuzum bu Maximo Park?” diyenlere kısa bir açıklama yapalım.
Maximo Park, yarı memleketim (yazarlarımızdan Hakan’a selam ederim) Newcastle, Tyne and Wear’da 2000’de kurulmuş tam bir kuzey İngiltere grubu. Gitarist Duncan Lloyd ve basçı Archis Tiku’nun kurduğu grup, önce değişik klüplerde, çeşitli küçük konserlerde çaldıktan sonra, 2003’te bir frontman edinip, grubun “vitrin” kısmını ona bırakmaya ve şarkı yazmaya konsantre olmaya karar verdiler. Böylelikle Paul Smith’i de gruba kattılar- ki oraya buraya manyak gibi zıplayan, ilginç ve adamın bir gördü mü aklına kazınan dans figürleri (bkz. Apply Some Pressure klibi), takım elbisesi ile türünün geliştirdiği moda furyasına ayak uydurabilmiş bir frontman olarak Paul Smith başarılı bir seçimdi onlar için. Mart 2004 civarında, önce “Grafiti” sonra “The Coast is Always Changing” ve “The Night I Lost My Head” şarkılarını vinyl single olarak yayınladılar ve Warp Records’un gözüne girip bu label ile sözleşme imzalamayı başardılar. A Certain Trigger (2005) ile bir anda patlayan grup, o dönemde hatırlıyorum da her hafta NME’de, hatta bir ayda 4 sayının en az ikisinde kapaktaydı. Özellikle “Apply Some Pressure”ı, “Graffiti” veya “Going Missing”i herhangi bir indieseverin dinlemememiş olabileceğini düşünemiyorum. 300 bin albüm satıp 2005 Mercury Prize ödülüne de aday olan ve seneye damgasını vuran grup, bu albümden sonra, 2007’de ikinci albümleri Our Eartly Pleasures’ı yayınladılar ki, yukarıda bahsettiğim “daha olası senaryo”ya uygun olarak çok ses getirmedi, çok alkış toplamadı (en azından benden). 2008’in sonlarına doğru yeni bir albüm kaydına başladıklarını ve bunun için en son Nick Cave’in Grinderman’ini yapan Nick Launay ile çalıştıklarını öğrendik. 11 Mayıs’ta da bu yazının sadedi olan Quicken the Heart (bir hafta önce de ilk single “The Kids Are Sick Again”) yayınlandı. Peki, iki sene sonunda nasıl bir 3. albüm ile karşı karşıyayız?
Paul Smith’in “Pop art” olarak değerlendirdiği albüm, A Certain Trigger’a daha yakın olmaya çalışan bir çaba içinde kaydedilmiş sanki. Ama yine de “Going Missing”, “Our Velocity” veya “Graffiti” gibi genel geçer güzellikte ve insanı saniyesinde yakalayan şarkıların sayısı az. En dikkat çekici şarkısı ilk single olan “The Kids Are Sick Again.” Mid-tempo ve yumuşak synthlerden oluşan tatlı bir şarkı. “A Cloud of Mystery” ise neşeli bir intro, gitarlar arka plandaki synth ile güzel bir örgü oluşturmuş. Şarkının özelikle vokal melodileri ve performansı ile birlikte nakaratı çok güzel. In another world klasik bir brit rock hiti, sanırım insanın artık bunlara ne kadar doyduğuna bakar. Bu güzel havalarda iyi gidiyor ama şarkıda çok özel bir şey görmüyorum. “The Penultimate Clinch” de introsu ile bir Joy Division etkisi (hatta “etkilenme”den biraz fazlası ile) aynı şekilde etkileyici bir şarkı. Akılda kalan bir tonu var ve biraz Editors veya White Lies havasında. Paul Smith’in vokalleri ise alışılmış Paul Smith vokali, hatta diğer albümlere göre biraz daha gelişmiş ve etkileyici bir ses diyebilirim. Ama “Tanned” şarkısını bu yorumun dışında tutuyorum, nitekim bu şarkı son derece düz ve yorgun bir vokal ile baştan şansını kaybediyor.
Kısacası, yazının yavaş yavaş düşen gidişatından anlaşılacağı üzere, Quicken The Heart, çok etkileyici, hayatımızı altüst edebilecek albümlerden olma şansı olmayan fakat 3.albüm barajından “ehhh işte, fena değil” ile atlamış bir albüm. Maximo Park’ın sağlam bir yer edinip edinemeyeceğini ise göreceğiz, ona bir şey diyemiyorum. Bir dipnot olarak, İstanbul konserinden sonra gelişen önyargıları yıkmanız için fırsatınız olursa bir başka canlı performansını da izlemenizi tavsiye ediyorum. Öyleyse Maximo’ya, İngiltere’deki zevkli konser deneyimleri ve Paul Smith’in sempatik tavrının hatırına 6 verip yerine uğurluyoruz.

Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>
|