Man on Wire – Teldeki Adam
Artık yerinde olmayan İkiz Kuleler'in, Usame Bin Ladin uçaklarından önce uğradığı bir başka
saldırıyı konu edinen Man on Wire adlı film, ülkemizde ilk önce !f İstanbul festivali kapsamında
ve ardından vizyonda gösterim şansı buldu. Yönetmenliğini James Marsh'ın üstlendiği belgesel
niteliğindeki filmde anlatılan saldırının 11 Eylül' den farkı ise tabi ki ciddi anlamda yıkıcı sonuçlar doğurmaması ve bu saldırıda da "acaba Amerikan Hükümeti' nin parmağı var mı?" gibi soru işaretlerinin akıllara gelmiyor olması.
Teldeki Adam şeklinde Türkçe'ye çevirilen Man on Wire, Philippe Petit adındaki Fransız ip
cambazının, en büyük hayalinin peşinden koşarak dünyanın en yüksek binaları arasında ip gerip
cambazlık yapmasını, yer yer gerçek görüntü ve fotoğraflarla yer yer ise canlandırmalarla bizlere
sunuyor. Peki başta Oscar olmak üzere bir çok festivalden ödülle dönen bu filmi, 'baraşabilirsin'
veya 'hayallerinin peşinden koş' konspetli Amerikan rüyası filmlerden ayıran özellik nedir?
Bu sorunun iki yanıtı var. Birincisi olayın gerçek olması ve belgelere dayanması, ikincisi ise Petit'
nin İkiz Kuleler'den indiğinde kendisine neden bunu yaptığını soranlara hiçbir nedeninin olmadığını söylemesi. Petit zaten küçüklüğünden beri bilimum cambazlık numaralarıyla uğraşmakta ve gördüğü her yere tırmanmaktadır ve dolayısıyla gazetede dünyanın en yüksek binalarının yapıldığnı görür görmez, orada cambazlık yapma fikrini kafasına koyar ve arkadaşlarıyla beraber planlar üretip çalışmalara başlar.
Film oldukça enteresan ve güçlü bir içeriğe sahip. Filmi izlerken ister istemez masmavi
gökyüzünde yürüyen bir adamı ve onun inancını takdir ederken hayallerinize dalıyor ve
yaşadığınız hayatı sorguluyor, ne oldu benim hayallerime diye düşünüyorsunuz. Ancak bunları
düşündürten belgeslin yapısından ziyade, içinde gördüğümüz gerçek görüntüler ve fotoğraflar.
Anlatım tarzı, müzik kullanımı, aralardaki canlandırmalar ve dramatik yapısıyla Man on Wire'ın
yukarıda bahsetmiş olduğum Amerikan Rüyası konseptinin dışına çıkamadığını görebiliriz. James
Marsh'ı, bu güzel ve güçlü hikayeyi bizlere bu şekilde aktarmayı tercih ettiği için eleştirme ihtiyacı duyarken aynı zamanda da, üzerinden yaklaşık 20 yıl geçmiş olan ve neden bugüne kadar filmi çekilmemiş diye düşündürten bir olayla bizleri tanıştırdığı için de bir takdiri hakettiğini düşünüyorum.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|