Murat Beşer Röportajı


Müziğe olan ilginiz ne zaman başladı? Hangi müzikleri dinleyerek başladınız?

İlk gördüğüm plaklar, uzun saçlı genç bir adamın koltuğunun altına kıstırdıklarıydı. Biri bir Pink Floyd albümü, diğer Deep Purple’ın Black Night 45’liğiydi. Bu adam sokakta misket oynadığım ilk arkadaşımın abisi Apaçi Ayhan’dı. Meraklandım ve sordum; dinletti. Bir daha da aklımdan hiç çıkmadı bu müzik. Hemen babama bir teyp aldırdım ve Ayhan abideki tüm plakları kasete çektirdim. Onunla müzik dinlemeye başladım. Henüz ilkokula yeni başlamıştım.

Yazarlığa okul zamanlarınızda başladığınızı biliyoruz. İlk yazdığınız makale ne ile ilgiliydi? O dönemde daha çok hangi akımları daha sıkı sıkıya takip ediyordunuz?

Eskiden çok iyi bir müzik dinleyicisiydim; ancak müzik yazarlığı yapmak aklımın ucundan geçmiyordu. Dinlediğim müzikler hakkındaki fikirlerimi de benim gibi müzik dinlemeyi seven kişilerle paylaşıyordum. Bu arada (şimdi Baba Zula üyesi olan) arkadaşım Murat Ertel, müzik eleştirileri yazmam gerektiğini söyledi bana. Bir gün aradı ve Güneş Gazetesi Heavy Metal konulu müzik eleştirisi istediklerini söyledi bana. Bende bir iki satır karalayıp gönderdim ve müzik yazarlığım böylece başlamış oldu. Yazı beğenildi ve devamı istendi. Bu yazıyı yazdığım esnada Metal müziği ile aram mesafeliydi; punk, post rock, glam rock, avangard müzik ve modern konseptli caz dinliyordum.

Şimdilerde müziğe ulaşmak çok kolay. “Dinlemek” kelimesi yerine “tüketmek” kelimesini kullanıyoruz. Siz lise ve üniversite yıllarınızda müziğe nasıl ulaşıyordunuz?

Bizim zamanımızda plakları ve sıfatlarıyla guru mertebesine ulaşmış abilerimiz vardı. Kadıköy’de Olcay, Bakırköy’de Deep Purple Ahmet, Taksim’de Kemal X gibi... Genelde Ayhan abiyle onlara gidip plak alış-verişinde bulunuyorduk. Derken ben de toplamaya başladım, zamanla müzik arşivimi genişlettim ve sanıyorum ki iyi bir müzik dinleyicisi oldum. Bir plağa ulaşmak için şehirlerarası yolculuk yaptığımı bilirim. Bu zahmet, kavuşmak için acı çektiren aşka benziyor. Böylesi daha kıymetli. Biz romantik kuşağın music-lover’larıyız.

Aslen ressam olduğunuzu biliyoruz. Üzerinde melodik dokunuşlar olan tablolarınız var mı? Ya da şöyle soralım hala resim sanatıyla iç içe misiniz?

Evet, ben iki ayrı üniversitede; Mimar Sinan ve Marmara’da resim okudum; ancak şu anda resimle iç içe değilim, resim yapmıyorum. Resim eğitimi alıp müzikle uğraşıyor olmaktan pişman değilim, hatta tam tersi, o eğitimin tüm birikimini müziğe tahvil ettiğim için şanslı olduğumu bile düşünüyorum. Bu bana, müziğe diğer sanatsal ve düşünsel disiplinlerin süzgecinden geçirme ve 360 derece bakabilme özgürlüğü veriyor.

Sizin için “bir müziği kolay beğenmez” diyorlar. Sizinle tanışan gruplar mutlu görünüyor ve yılların müzik birikimini eleğinden süzüp, o eleği hala yerine asmayan bir insan olarak beğeninizi kazandıklarında gururları okşanıyor. Türkiye’de müzik adına görüşleri oldukça önemli bir insan olarak gerçekten zor beğenen bir insan mısınız?

Kolay beğenmediğim doğru, ama bunun için kimseyi suçlayamam; öncelikle de kendimi. Kriterlerimin ince olduğu söylenebilir. Dünyada tıpkı iyi edebiyatçı, iyi yazar, düşünür, sanatçı gibi iyi müzisyen de azalıyor. Bunu toplumların toplumsal, tarihsel ve kültürel bellek yitimine; apolitizasyona bağlıyorum. İyi okuyucu gibi, iyi dinleyici de azalıyor. Ben bu trajik tabloda beğenmeme hakkımı cömertçe kullanıyorum sadece.

Yerli gruplar hakkında neler düşünüyorsunuz? Performans, kayıt, prodüksiyon veya amatör ruh açısından yurtdışındaki başarılı isimlerden bir farkını göremediğiniz gruplar var mı burada?

Ben bir müziği dinlerken onun ne kadar teknolojik imkânlarda kayıt edildiğine bakmak yerine sadece müziğe odaklanmaya çalışırım. Bunun daha önemli olduğunu düşünüyorum. Rock müzik tarihindeki en önemli albümler, en iyi teknolojik imkânlarla gerçekleştirilenler değil. Kimse bu hayalin peşinde zaman yitirmesin; malzemeyi düşleyerek hayıflanmasın ya da bunun gerekçe göstermesin. Bizim topluluklarımız genel olarak iyi şarkı yazamıyor, iyi enstrüman performansı gösteremiyorlar; toplamda da yeterli zihinsel donanıma sahip değiller. Bunların hepsi (eğer varsa) onların yaratıcılıklarını zedeliyor.

Türkiye’deki müzik sektörü ve organizasyonlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Gördüğünüz eksiklikler neler?

Gördüğüm tam bir şey yok desem yeridir. Olmaması gereken bir dolu insan bu piyasanın içinde. Onların müzikle alakalı olmadıklarını, evlerinde arşiv bulunmadığını, müzik dinlemediklerini, boş zamanlarını yerli yabancı diziler seyretmekle, play station oynamakla geçirdiklerini; piyasa yapılacak mekânlarda boy göstererek adam olmaya çalıştıklarını biliyorum. Maalesef bazen onlarla fakrı zaruretten bir araya gelsem de, bende bu güruhun itibarı asla olmayacak. Zaten mümkün mertebe uzak durmaya çalışıyorum.

Bir yazınızda da belirttiğiniz gibi kuşaklar değiştikçe müzik internetten alınan datalar serisi haline geldi. Peki, sizce yeni kuşakları müzikten itmek için neler yapmalı?

Evet, maalesef öyle bir hale geldi. İnsanlar çok hızlı müziği tüketmeye başladı. Açıkçası ben yeni kuşakların müzikle/albümlerle/gruplarla olan ilişkisini hazmedilmiş bir ilişki olarak görmüyorum. Tüm albümü dinlemedikleri için müziği hazmedemiyorlar. Dijital müzik ve hard disklerdeki şarkılardan öğrendikleri hiçbir şey yok, ama fiziken ellerinde tutacakları ve çelik tekerlekte döndürerek dinleyecekleri 3 plaktan öğrenebilecekleri çok şey vardır.

Milliyet’te festivallerle ilgili bir yazınızı okumuştum. Pastanın o kadar büyük olmadığını ve festival çöplüğü olduğundan bahsetmiştiniz. Tam bir umut; müzik sektörünün kurumsallaşması ve dev şirketlerin eğlence sektörüne yönelik departmanlaşması iyiye işaretken, geçtiğimiz sene önemli festivaller birer birere geri çekildi. Bu beklenen bir şey miydi? Nasıl değerlendiriyorsunuz? Geleceği nasıl düşünüyorsunuz?

İçsel ve dışsal faktörler var aslında. İçsel faktörlere bakarsak sponsorlar ve organizatörler arasındaki ilişki 90’lar ve 2000’lerde en üst seviyedeydi. Organizatörler sponsorları hep yolunacak bir kaz olarak, sponsorlarda bu alanları “sömürülecek insan malzemesinin kalabalıkları” olarak gördüler. Bu ikili müziğin kültürüne katkıda bulunmayan, yarını kirleten şey oldu ve müzik bundan kötü etkilendi. Zamanla sponsorlar kazıklandıklarını, organizatörler ise artık kazıklanacak insan olmadığını anlayınca o dönemin sonu geldi. Bu dönemden sonra bu ilişkiler çok daha kurumsallaştı ve çok daraldı. İlişkiler ise daha kişiselleşti ve kişisel menfaatler üzerine yöneldi. Şu anda ise zaten kriz olduğu için organizatörler fazlasıyla zor durumda. Sponsorluk bütçeleri çok daraldı ve çoğu organizasyonun artık yapılabileceğine inanmıyorum. Yapılabilse bile eski etkisini seyircilere sunabileceğini sanmıyorum. Bazılarının kanlı pençeleri, müzik kültürünün üzerinden kalkacağı için, çoğu için üzülmüyorum. Aslında kriz bazı ahmaklara bazı gerçekleri kafasına odunla vura vura öğretti ve onları hak ettikleri noktaya defacto olarak getirdi.

Bildiğimiz kadarıyla Basatap dergisinin mimarı sizsiniz. Fikir nasıl doğdu?


Sistemsensin adında bir şirketten oluşuyor Basatap. Sahipleri sevdiğim eski dostlarım. Aslında fikir onlardan çıktı; birlikte geliştirdik. O zaman elektronik müzik revaçtaydı ve e-dergi çıkarmak istemiştik. Tamamen aktüel bir ihtiyaçtan yola çıkarak bu proje ortaya çıktı. O zaman e-dergi’ler çıkmaya başlamıştı ve bizde yükselen trend içinde elektronik müziğe dayanarak bir e-dergi çıkardık. Zamanına göre iyi yazılar çıktı. Sonradan basılı döneme geçildi ki ben o süreçte aralarında değildim.

Stüdyo İmge’nin külliyatı bayağı eskilere dayanıyor. Bu oluşum nasıl başladı? E-dergiler hakkında ne düşünüyorsunuz?

80’lerin ortasında müzikal muhalefetler olmadığı zamanda muhalif kesimin sesi olarak bir araya gelen bağımsız, aydın, demokrat ve biraz da eli kalem tutan insanların bir araya gelmesiyle oluştu. Aykırı ses ve renk olmadığı için o dönem için çok iyi bir projeydi ve bize çok şey öğretti. Asıl müzik yayıncılığı (kitap vs) 92–94 yılında başladı ve ben o dönemin editörüydüm. 2000’de Stüdyo İmge web sitesini açtı ve ben de bu dönemde yine editörlük ve yol göstericilik yaptım.

Pek çok mekânda çalışmışlığınız var. Balans, Indigo, Babylon... En son Balans’tan ayrıldınız. Bu alanda yeni planlarınız var mı?

Gördüm ki, bir mekânda bilfiil bulunmak, orda görev almak, müzikleri ne olursa olsun, yaptığın işi adı “pavyonculuk”. Yaptığın iş açısından hiç hesapta olmayan insanlarla, hiç hesapta olmayan konular yüzünden muhatap olmak zorunda kalıyorsunuz ve bu da müzik hakkında olmuyor genellikle. Çözümü de bizden bekledikleri için zamanla o mekânın her şeyi siz oluyorsunuz. Kötü anılarım var bu piyasada. Bu yüzden tekrar bir mekâna bağlı kalmak istemiyorum. Hiçbir zaman pavyoncu olmayı beceremedim çünkü.

Kadıköy’de plak dükkânlarında birkaç kez sizi gördük. Sık geziyor musunuz plakçılarda?

Sık sık plak dükkânlarını gezerim. Hatta diyebilirim ki, zamana ilişkin tüm müsrifliğimi buralarda yaparım. İstanbul’daki tüm sahafları biliyorum artık, onlarda beni biliyor. Bir dükkâna plak geldiğinde ilk haber verdikleri bir iki kişiden biri benim. 6,000’in üzerinde plağım var. Evet, bu konuda zaafım olduğunu kabul ediyorum (gülüyor)...

Yurtdışında yazılarını-makalelerini takip ettiğiniz müzik gurmeleri var mı?

70’lerden, 80’lerden çok önemli devrimci yazarları takip ediyorum... Simon Reynolds, Grail Marcuse, Dick Hebdige, Rolling Stone yazarı David Fricke, eski Melody Maker yazarı Simon Frith, NME’nin ilerici döneminden Barney Hoskyns gibi isimleri kendime yakın buluyorum.

Murat Beşer’i şu sıralar neler meşgul ediyor? Planlar neler ?

Milliyet ile yolum ayrıldıktan sonra kendime daha çok zaman ayırmaya karar verdim. Çeşitli kitap projelerim var ve onlara zaman ayırmak istiyorum. Eskiden yaptığım gibi yoğun bir okuma-yazma dönemine girmeye niyetliyim. Hayatımda bir dönem 7 saat okuyup 1 saat yazıyordum. Yine öyle bir döneme girmek için saha kenarında ısınma hareketleri içindeyim. Müzik üzerine çeşitli kitaplar yazmayı planlıyorum ve hayatımı sadece bir yazar olarak sürdürmek istiyorum. İlk kitap projem popüler olmayan, hayatımızda önemli yerler taşımış “öteki” müzik insanlarının portreleri üzerine.








Anasayfa>>
İnsan Bölümü>>

 

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda | Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010