Watchmen

Alan Moore’un, grafik romanlarının film uyarlamalarına bu kadar şiddetle karşı çıkmasının nedeni, hikayelerini çizgi romanın görselliği içinde anlam kazanabilecek şekilde dizayn etmiş olmasıdır. Ona göre romanlarının sinemaya adapte edilmesi imkansıza yakındır, edilse bile aynı etkiyi bırakmaktan çok çok uzak olacaktır; çünkü çizgi romanın her bir karesi ancak okuyucunun tekrar tekrar incelemesiyle farkına varabileceği pek çok detay ve referans barındırmaktadır. Hikayenin bir yerinde kafasına takılan bir şey olduğu zaman okuyucu eski sayfalara dönüp bakabilir ama sinemanın yapısı gereği akışkan bir anlatımı olduğundan, eğer dvd’de durdurup durdurup ziyan etmeyecekse, film izleyicisinin böyle bir şansı yoktur. Kaldı ki bütün bir detayları film karelerine sığdırmayı başarsanız bile belli bir süre içinde derdinizi anlatmanız gerektiğinden birçoğundan feragat etmek zorunda kalırsınız. Bu nedenle, her ne kadar “V for Vendetta” başlı başına çok iyi bir film olsa da roman okuyucularının hiç hoşlanmadığı bir filmdir. Çünkü onlara göre uyarlama olarak başarısız olmuştur. “From Hell” ve “LXG” ise başlı başına ziyan filmler oldukları için herhangi bir karşılaştırma yapmak zaten gereksiz.

“Watchmen” ise sadece yazarın başyapıtı değil, İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümlerinde okutulabilecek kadar aşmış bir edebiyat eseri sıfatında bugün. Moore’un katmanlara bölünmüş, içinde herhangi bir çizgi romandan çok daha fazla ayrıntı barındıran, geniş siyasi bir arka plana sahip ve İngiliz Dili’nin tüm imkanlarını sonuna kadar kullanan Watchmen’in çekilemez denilen filminin beyazperdeye gelmesi bu yüzden 20 yılı buldu, ki bu bile iyi bir süre bana kalırsa. Bu sürede Terry Gilliam’dan Darren Aranofsky’e kadar pek çok yönetmen projeden vazgeçti. Elini taşın altına koyacak kadar cesaret sahibi tek isimse Zack Snyder oldu. O yüzden birçok yerli eleştiri ve eleştirmen arasında yalnız kalacak olsam da Moore kadar kaçık olduğuna kanaat getirdiğim Snyder’ın avukatlığına soyunmakta bir sakınca görmüyorum. Hatta soyundum, buyrun;

Snyder’dan hiçbirimizin (-nizin diyelim) “300” faciasından sonra hazzetmediğinin farkındayım fakat “Dawn of the Dead”i yapıp hiçbir zombi filminde eğlenmediğim kadar (hadi Shaun of the Dead’i saymayalım) eğlendirdiği için ben bu adamcağıza özel bir sempati besliyorum. Kim ne derse desin Snyder gayet sadık bir çizgi roman uyarlamasına imza atmıştı bana kalırsa. Tek hatası tam da Amerika-İran çatışmasının patlak verdiği bir dönemde bu kadar Batı yanlısı bir eserin filmini belli bir eleştirel süzgeçten geçirmeden çekmiş olmasıydı. Gişe anlamında pazarlama harikası ama içerik olarak zayıf bir referansı olsa da en azından ortaya çıkaracağı yeni filmin kaynak aldığı esere saygılı davranacağından, Snyder’ın sadakatinden ödün vermeyeceğinden emindim. Yüzümü kara çıkarmadığı için Zack’e buradan şükranlarımı sunuyorum.

Watchmen, zaten çizgi roman kültürüyle pek yetişmemiş bizim insanımızın pek bilmediği bir roman olduğundan filmi izleyen birçok seyircinin memnun kalmadan, hatta yarısında filmden çıkacağını ön görmek pek zor değildi. Bu tip filmlere rağbet eden, kafasında “süper kahraman” tanımını “aksiyon” ile bağdaştıran genç sinema izleyicisinden de aksini beklememek lazım aslında. Bilhassa emekli, herhangi bir özel güçleri olmayan kahramanların 15-17 yaş grubu için cezp edici nesi olabilir diye düşünmeden edemiyor insan. Üniversiteye gelene kadar tüm tarih bilgisi kendi ülke tarihlerinden ibaret bırakılan bir toplumun gençlerinin, özel bir ilgileri olmadığı sürece, Soğuk Savaş’a, 80’lere ve Amerikan yakın tarihine dair bir bilgi sahibi olmamaları da çok normal olunca başka nedenlerden ötürü getirilen “18 yaş” sınırı söylediğim nedenden ötürü de yerinde olmuş.

Filme getirilen haksız eleştirilerden (The Dark Knight ile kıyaslanarak) birisi, çok dağınık hikayesini türlü toparlayamaması. Bu tip eleştirilerin romanı okumayanlardan geldiğine inanmak istiyorum çünkü romanı okumuş her birey Moore’un ne kadar yoğun bir hikaye anlatımına imza attığının ve Watchmen’in kahramanların geçmişleri, bugünkü durumları, nükleer savaş tartışmaları ve de komplo teorileri olmak üzere kendine birkaç farklı eksen belirlemiş bir eser olduğunun farkındadırlar. Bana kalırsa Snyder olabildiğince derli toplu bir hikaye sunmuş, en azından ciddi anlamda çabalamış. The Dark Knight da zayıf aşk hikayesi, Dent’in dönüşümü, Joker’in kaosu, Batman’in şamar oğlanlığı, polis teşkilatındaki yozlaşma, Gotham çetelerine karşı verilen savaş derken hangisine ağırlık vereceğini şaşırmış senaryosu ve bitmek tükenmek bilmeyen son yarım saatiyle toplu bir hikaye sunmaktan çok çok uzak bir film olarak, Watchmen’den üstün görülmeyi hak etmiyor kanaatindeyim.

Atmosfer yaratımındaki başarısına, mekan tasarımlarındaki titizliğine, sahnelerin birebir aktarılmasındaki özenine rağmen Snyder’ın işinin hiç mi eleştirilecek bir tarafı yok peki? Var elbet. Gene Snyder’ın kendi tarzını konuşturduğu, gösterişçiliği seven o havasından kurtulamadığını görüyoruz. Kitapta da aynı şiddet sahneleri yer alsa da bunların sinemada seyirciye nasıl sunulacağı elbette yönetmenin tercihine kalmış ve “300”deki gibi bir vahşilik sergilemekten çekinmiyor. Bilhassa bazı sahneler kitapta o karenin dışında kalırken yönetmen kendini dizginleyemeyip roman sütunlarını genişletmeyi tercih etmiş. Ayrıca ağır çekim dövüş, kesme biçme sahnelerinden kopamadığı da diğer bir gerçek. Adamın kırılan kolundan fırlayan kemiği, gözünden damlayan kanı, suratına yediği yumruk yüzünden dalgalanan yanağını bu kadar slow-motion görmemize ne gerek vardı bilemiyorum. Hatta Patrick Wilson’la Malin Akerman’ın sevişme sahnesi bile Kral Leonidas ve karısınınki gibi ağır çekimde yapılmış; tek fark arka fonda Leonard Cohen’den Hallelujah çalması, ki içimden bir ses Snyder’ın bu sahnenin montajını yaparken pis pis sırıttığını söylüyor.

Oyunculuk anlamında da iyi kotarıldığını düşünüyorum. Rorschach rolüyle Jackie Earl Haley, rolünün büyük kısmını maskesinin ardında geçirse de ses notuyla herkesi ürperttiği bir gerçek, yer yer akciğer kanserine yakalanmış Batman gibi çıksa da sesi. Matthew Goode’un da rolü için fazla genç gözüktüğünü ve Malin Akerman’ın bunca iyi performans arasında daha da sırıtan oyunculuğunu saymazsak seçilen isimlerin hepsi doğru tercihler gibi görünüyor.

Çizgi roman fanlarını normalde tatmin etmek zaten mümkün değil ama sadece kitabın hayranları için çekilmiş olduğunu düşündüğüm Watchmen’den romanı okumamış seyirciye göre fanların daha memnun ayrılacağını sanıyorum. Watchmen dört dörtlük değil elbette ama elde edebileceğinizin en iyisinin bu olduğunu garanti ederim. Giderek çekilen filmler mi kalitesiz oluyor yoksa biz mi her yapılan işe daha eleştirel bakmaya, bu nedenle tatminsiz ayrılmaya başlıyoruz bilmiyorum ama Watchmen bu kadar kötü eleştiriyi hak etmeyen, gayet iyi bir yapım. Biraz kıçını kırıp eleştirel tavrını kenara bırakan, o döneme dair az da olsa fikri olan herkes filmi beğenecektir bana kalırsa.

* Koskoca filmden aklında tek kalan Dr. Manhattan’ın çükü olanlaraysa artık hiçbir şey demiyorum…

Ps. Film ve kitabın daha detaylı bir incelemesini dosya bölümümüzde bulmanız mümkün.




Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010