Bir Uyarlama Olarak Watchmen

Watchmen’i henüz okuma şansı elde edememiş, Türkçesi’nin çıkmasını beklemekten bıkmış ya da okumaya üşenmişler için rehber niteliğinde bir yazı yazayım, hem Watchmen evrenine yabancı olan sinema izleyicisine bir faydam dokunsun hem de film uyarlamasıyla arasında ne gibi farklılıklar var, Snyder ne denli sadık kalmış gözler önüne sereyim de adamcağıza hak geçmesin dedim.

Minutemen, Under the Hood ve Açılış Jeneriği

İster romanı okumuş olsun ister olmasın birçok kişinin filmin açılış jeneriğini filmin kendisini sevmediği kadar sevdiğine eminim. Artık Moore, romanlarındaki gibi ince ayrıntıların film versiyonlarında verilmesinin imkansız olduğunu söyledi diye Snyder gaza mı geldi nedir bilmem fakat ikinci izleyişte fark edilebilecek, sandığınızdan daha fazla detay barındırıyor bu jenerik. Fakat ona geçmeden önce Minutemen ve Under the Hood’a dair birkaç bilgi vermekte yarar var.

Minutemen, 1939 yılında maskeli kahramanlar tarafından kurulan ekibin adı. Under the Hood isimli kitabında bu ekibin üyesi Nite Owl (Hollis Mason) kendi hayatından ve bu ekibin kuruluş ve dağılışından bahsediyor. Çizgi romanda ilk 5 bölümde, her bölümün sonuna bu kitaptan kısımlar konulmuş ki kahramanların doğuşuna, Amerikan siyasi ve toplumsal hayatında edindikleri yere ve 80’lere gelene kadar geçirdikleri dönüşüm ve değişime dair bilgi sahibi olabilelim. Hollis Mason’ın anlattığına göre ilk ortaya çıkan kahraman Hooded Justice oluyor. Mason’ı süper kahramanlığa soyunduran (ya da giyindiren desek daha doğru) da kendisi. Sanıyorum Director’s Cut kısmında Hollis’e ve Justice’e dair daha fazla ayrıntı öğrenebileceğiz. Akabinde daha sonra lezbiyen olduğu gerekçesiyle gruptan ihraç edilecek olan Silhouette katılıyor. 46 yılında gruptan atılmasının ardından sevgilisiyle beraber cinayete kurban gidiyor. Açılış jeneriğinden biz bu hikayeye aşinayız zaten. Japonya’nın savaşı kaybetmesi nedeniyle Times Meydanı’nda yapılan kutlamalar sırasında öpüşen çiftimiz de yine aynı yerde hemşireyi öpen genç denizciye bir gönderme içeriyor.

Silk Spectre (Sally Jupiter) ise menajeriyle birlikte Minutemen’i kuran isim oluyor. diğer kahramanlar maskelerinin ardına gizlenirken o yaptığı işi bir avantaja çevirerek sürekli gazetelerin ön sayfalarında haberleri çıkan, adeta bir Amerikan sembolü haline geliyor. Spectre’nin emekli olması, The Comedian’ın Jupiter’e tecavüze yeltenmesi nedeniyle 50’lere gelindiğinde Minutemen’den eser kalmıyor. Jenerikte yine öldürüldüğü gördüğümüz Dolar Bill ve akıl hastanesine kapatılan Mothman’e dair de yine dvd’de başka detaylar bulabileceğimizi sanıyorum. Snyder’ın böyle bir jeneriğe imza atmış olması son derece zekice bir tercih, çünkü sayfalarca yazıyla anlatılan bir hikayeyi başka türlü vermeye çalışmak kafadan bir yarım saat eklerdi herhalde.

60’lardaysa eski takımdan bir tek The Comedian’ın kaldığı yeni bir ekip oluşturuluyor. Sally Jupiter’in kızı Laurie Juspeczyk, anne mesleğini devam ettirerek, Daniel Dreiberg, Hollis Mason’ın görevini devralarak, süper insan (hatta Tanrı sıfatında) Dr. Manhattan, Dünya’nın en zeki adamı Ozymandias ve dedektiflik işleriyle uğraşan sospoyat Rorschach ekibe katılıyor. Rorschach şüphesiz üzerine uzun uzun incelemeler yapılabilecek bir karakter ama filmde bahsedilmeyen maskesinden bahsedelim iki kelime. Bu kimliği edinmeden önce, gerçek adıyla Walter, terzi olarak çalışmaktayken Kitty Genovese (1964 yılında New York’taki evinde tüm komşuların bağırışları duymasına rağmen kıçlarını dönüp yattıkları, polise haber vermedikleri için tecavüz edilip öldürülen gerçekten yaşamış bir kadın) kendisine, Dr. Manhattan’ın ürettiği ve vücut ısısına göre şekil değiştiren beyaz üstüne siyah lekeleri olan bir kumaş parçası getirir. Walter, kadının istediği elbiseyi diker fakat kadın beğenmez. Bunun üzerine bu kumaştan kendine bir maske yapan Walter, Genovese’in vahşice öldürülmesinden sonra onu takıp Rorschach kimliğine bürünür. Dikkat edilirse o renkler hiç karışmaz, zira Rorschach için gri yoktur. İnsanlar ya siyah ya beyazdır.

Jeneriğimize dönersek, sırf kahramanları tanıtmak için değil, seyirciye karşısında bu kahramanların ortaya çıkışıyla İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bambaşka bir süreç yaşamış olan farklı bir Amerika’nın olduğunu göstermek için de önem taşıyor. Sovyet Rusya’ya karşı Soğuk Savaş döneminde bir koz olarak kullanılan Dr. Manhattan’la JFK el sıkışıyor. Arkasından gelen sahnedeyse The Comedian’ın başkanın korteji geçtiği sırada başkanı vurduğunu görüyoruz. 80’lere gelindiğinde Nixon’ın 3. kez seçildiğini düşünürsek JFK’in ölmesi gerekiyordu haliyle; çünkü JFK ölünce olumlu havanın ülkeyi terk ettiği söylenir hep. Nixon’a bu sayede gün doğmuştur.

Yine jenerikte Sovyetler’in nükleer savaş başlıklarını topladıklarını ve Brezhnev’le Fidel Castro’yu bir arada görmek mümkün. Hippilerin ise savaş karşıtı protestolarının sonuçsuz kalması jeneriğin en etkileyici sahnelerinden biri. Kahramanlar, toplumu siyasi olarak etkilemekle kalmamışlar elbette, sanata da yansımış. Andy Warhol’u çıkarmış olan herkesin ciddi anlamda yarıldığına eminim. Warhol’un meşhur Marilyn Monroe tablosunun yerini Nite Owl II tablosu almış. Dikkatli izleyici arkada Ozymandias ve Rorschach’ın tablolarını da görebilir. Warhol’un yanında dikilen ise Truman Capote. Sonraki sahnelerde Ay’a çıkan Armstrong’a Dr. Manhattan eşlik ediyor ve aydaki ilk insanı gördüğünde “hacı sen daha yeni mi geldin, benim çocukluğum bu kraterlerde geçti” şeklinde bir düşüncenin aklından geçtiği kanısındayım. Sonlara geldiğimizdeyse kimliğini açıklamakla ününe ün katmış Ozymandias, fotoğraf çektirdikten sonra arkada duran David Bowie ve Mick Jagger’ın yanlarına gidip Bowie’nin elini sıkınca Snyder’ın fırlamanın daniskası olduğuna kanaat getirmiş bulundum.

Müzikler ve Şarkı Seçimleri

Tyler Bates’in yaptığı tema müziklerine pek de bayılmadım fakat Mozart'ın Requiem’inden esinlenilen Requiem kesinlikle bir harika. İkinci olarak, pek çok kişi şarkı seçimlerinden şikayetçi. Bu şarkıların kötü olmasından ziyade çaldıkları sahnelerle pek örtüşmemeleri. Halbuki işin bilinmeyen tarafı soundtrack’teki birçok şarkının romana gönderme taşıdığı. Öncelikle romanda bahsi geçen tüm Bob Dylan şarkılarının filmde bir şekilde kullanıldığını görüyoruz. Jenerik için Bob Dylan’ın JFK’in ölümünün hemen ardından yazdığı The Times They’re A-Changing’ten daha uygun bir seçim olamazdı. Ozymandias’la ilgili bölümün sonunda bu şarkının ismi yazmaktadır. 10. bölüm ise “All Along the Watchtower”’dan şu sözlerle biter: "Outside in the distance a wild cat did growl, two riders were approaching, the wind began to howl." – ki bu şarkıda Jimi Hendrix coverıyla filmde yer alıyor. Nefret ettiğim tek şarkı ise gene Dylan’dan Desolation Row oldu, yalnız bunun sebebi My Chemical Romance’ın rezalet coverının filme konulması gibi bir saçmalığa imza atılması. Kitapta Nite Owl II ile Silk Spectre II birlikte oldukları sıralarda çalan Nat King Cole’un Unforgettable’ı ise filmde açılış sahnelerinde bize eşlik ediyor. normalde öyle sert sahneler eşliğinde bu kadar naif bir şarkı dinlemek garip kaçabilir ama farklı bir tat kattığını düşünüyorum. Sound of Silence da aynı şekilde The Comedian’ın cenaze sahnelerin garip bir şekilde çok uyum sağlamış. Leonard Cohen’in Hallelujah’ı ise Snyder’ın espri anlayışına kurban gitmiş ve sevişme sahnelerinde kullanılarak zannediyoruz “seks”in kutsallığı vurgulanmaya çalışılmış??

Temalar;

Smiley Badge: The Comedian’ın bu Smiley Face rozetini nasıl edindiğine dair herhangi bir açıklık getirilmemiş, zaten işi o boyutu da pek mühim değil. Möhim olan neyi temsil ettiği. Bunun üzerine de iki belli başlı teori var: bir grup smiley’nin üstüne düşen kanın açısının gece yarısına 12 kalaya denk geldiğini ve kıyametin giderek yaklaştığını sembolize ettiğini savunurken, diğerleriyse gülücüğün üzerine kan sıçramasının mutlu, güzel günlerin çok çok gerilerde kaldığı ve eski rahat dünya düzeninin yerini sürekli bir gerginliğe bıraktığı anlamına geldiğini söylüyor. Aslında aynı kapıya çıktıklarını düşünürsek iki teorinin de doğruluğundan bahsedebiliriz. Kitap boyunca olduğu gibi film süresince de karşımıza She-ra’da bulmaya çalıştığımız cüce gibi gizli gizli yerlerde çıkmaktan geri durmuyor. Doomsday Clock: Romanın tüm arka planını oluşturan temel şey ise Nükleer Kıyamet elbette ki. 1947 yılında Chicago Üniversitesi’nin bilim adamlarınca kurulan ve artmakta olan küresel nükleer savaş riskini sembolize eden Kıyamet Saati de bu arka planın çekirdeğinde yer alıyor. Nükleer tehdit artınca bilim adamlarınca değiştirilen bu saatin yelkovanı da hikaye ilerledikçe 12’ye yaklaşıyor. İlk sayının başında şöyle bir gazete başlığı gözümüze çarpıyor: "Nuclear Doomsday Clock Stands At Five To Midnight". Savaş riskinin en tepeye vardığı 83-84 yıllarında saatin 12’ye 3 kalaya ayarlanmış olması Moore’un bu romanı yazmaktaki en önemli motivasyonlarından biridir sanırız. İşin rahatsız edici olan kısmı, saatin bugün de “11.55”e ayarlı olması.

Who Watches the Watchmen?: Maskeli kahramanlarımızın toplum içindeki ve kanun önündeki yeriyle ilgili en önemli soru da Romalı şair Juvenal tarafından ilk kez dile getirilen Latince “Peki bizi koruyuculardan kim koruyacak?/Who watches the watchers?” manasına gelen “Quis custodiet ipsos custodes?” sorusu. Daha sonra Sokrates’in köle-işçi-tüccar ve koruyuculardan oluşan “Mükemmel Toplum” kavramına yöneltilen bu soru üzerine Plato “koruyucu”ların, korudukları halktan üstün olduklarına ve halkın onların korunmasına ihtiyacı olduğu yalanına inandırılması gerektiğini savunur. Hizmet ettikleri halkı halktan korumaları gerektiğe inanan koruyucuların olduğu bir toplumda böylece hiç sorun çıkmayacaktır. Bu tema arka planı oluşturduğu gibi, The Comedian’ın cümlelerinde de dile getirilir;

The Comedian: Günlerimiz sayılı. O zamana kadar senin de dediğin gibi halkın tek koruyucusu biziz.
Nite Owl II – Kimden?
The Comedian: Dalga mı geçiyorsun? Kendilerinden tabii ki…

Değiştirilen Son ve Ahlaki Tartışma

Burası “Spoiler” içermektedir:

Aslında filmin sonu gibi kitabın sonu da New York’un bir kısmını yerle bir etse de her ikisinin nedenleri farklı etkenlere bağlanmış. Normalde Ozymandias’ın büyük planı kendi ürettiği uzaylı yaratıkla New York halkının bir kısmını katlederek dışarıdan gelen bir tehlikeye karşı insanların birleşmesini sağlamaktı. Dışsal tehlikeler söz konusu olduğunda insanlar içeride hep daha güçlü bir pozisyon almaya başlarlar, bunun sonucu olarak birlik ve beraberlik duygusu (şu günlerde en çok ihtiyaç duyduğumuz) da çok çabuk oluşur. Filmin sonunda ahlaki tartışmamız gene buradan çıkıyor, yalnızca Zack Snyder bu yaratığın oluşum süreci, cartı curtu hikayeyi çok uzatacağından sonunu değiştirip Dr. Manhattan’ın güçlerine bağlamış olayı. Fakat geldiğimiz nokta her iki türlü de aynı: Milyarları kurtarmak için milyonlarca insanı katletmek yaptığınız işi meşrulaştırır mı?

Barış içinde bir Dünya için fedakarlıkların yapılması gerektiğine inanan Ozymandias’ın yaptığı katliam sonucu gerçekten de devletleri bir barış ortamına sürüklemiş olması yaptığı hareketin yozlaşmış olmadığı anlamına gelir mi?

Tüm sosyopatlığına, insanlara bakış açısının keskinliğine rağmen gerçeğin insanlığa açıklanması konusunda taviz vermeyen Rorscach, “asla uzlaşma/pazarlık etme, kıyametin eşliğinde olsan bile” diyerek karşısında durması şüphesiz çalgılar, şarkılar eşliğindeki bu barış ortamının kalıcı olmayacağını düşündüğündendir: “Daha önce yaşandı, tekrar yaşanacak.” Kendisini durdurmak isteyen Dr. Manhattan’a inandığı tüm şeyler adına haykırır son karesinde: “Veidt’in yeni ütopyasını korumalısınız. Niçin bekliyorsun? Yap hadi! Bir insan daha kurumlar için nedir ki?!!”

 

 



Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010