Bordeaux’daki bir evden dünyaya: Chrysalide
Bordeaux’daki bir evden dünyaya: Chrysalide
Chrysalide, müziği için “klasik ve progresif rock etkileşimli akustik folk rock” gibi etiketler kullanılan, Fransa menşeli bir amatör grup. Bununla beraber bütün bu kelimeler, işlerini belirginleştirecek bir filtre oluşturmak için oldukça yetersiz kalıyor; Chrysalide’nin müziği tüm yoğunluğu ve yabanıllığı ile üstüne yapışan her şeyi itiyor, kırıyor, belli bir acıyı tutarak kendiliğinden gün ışığına çıkmayı tercih ediyor.
Grubun sitesinden edindiğimiz belli başlı bilgilere göre, 1996’da Limoges’de basist Geoffroy Vincens ve gitarist Jacques Malinvaud tarafından kurulan grup, 97-98 yıllarında ilk projeleri olan La Chute albümünü kaydetmiş. Kayıt kalitesinin yetersizliğinden ötürü yayınlanmayan albüm, yeni bir kayıtla dinleyicilere ulaşmak için 2006 yılını beklemek zorunda kalmış. 1998 yılında akademik sebeplerle terk edilen projenin yeniden gündeme gelmesi ancak 2003 senesinde olmuş. Yeniden yapılan çalışmalar sonucunda, başta bir üçleme olarak tasarlanan projenin üçüncü ayağı olan Après la Chute kaydedilmeye başlanmış, 2004’te son haliyle sanal âlemin enginlerine sunulmuş. Üçlemenin ikinci albümü olan Triptyque ise demo haliyle grubun sitesinde mevcut, ancak 2007’deki son duruma göre, hala üzerinde çalışılıyor. Gruba geri vokallerde Marie Golfier ve Claire Gatineaud eşlik etmiş.
‘2007’deki son durum’ demek zorunda kalıyorum, çünkü bu tarihten itibaren grubun sitesinde herhangi bir güncelleme mevcut değil, başka bir kaynakta da gruba dair bir haber bulamıyoruz. Bunun üzerine, muhtemelen evlerine kapanıp müzikle uğraşıyorlardır, şeklinde iyimser bir tahmin yapıyor ve Chrysalide imzası taşıyan üç buçuk saatlik malzemeyle baş başa kalıyoruz.
Peki bu üç buçuk saat süren, biri albüm dışı olmak üzere otuz bir adet parçadan oluşan ‘Chrysalide müziği’ tam olarak neye tekabül ediyor, nereye yakın duruyor? Ben ilk dinleyişte grubun last.fm sayfasındaki darkfolk etiketine yakışır bir biçimde Woven Hand’i andıran bir sound’u olduğunu düşünmüştüm. Akustik gitarın hâkimiyetindeki enerji yüklü şarkılar hakikaten böyle bir akrabalığı mümkün kılıyor, aynı şekilde grubun kendisinin de ifade ettiği gibi 70’lerin progresif rock gruplarına da bir selam gönderiyor. Fakat bu sound’un folkla ilişkilenmesi, geleneksel bir müzikten referans almaktan çok, dini bir atmosfer kurmaya çalışmasından ileri geliyor: üçlemedeki şarkı sözlerinin kurduğu bütünlüklü anlatı, Judeo-Christian geleneğindeki ‘düşüş’ temasının etrafında dönüyor. Fakat Chrysalide’nin yaptığı bu çok bilinen hikâyeyi yeniden anlatmak ve üstüne müziğini konumlandırmaktan ibaret değil. Kötü Fransızca’mla anladığım kadarıyla düşüş mitinin daha içsel ve kişisel bir yorumu var ortada, hatta bütün olanların ortasında bir özne var. Mitin içine tanıdık olmayan ancak seçilebilir bir yüz ekleniyor, olan biten bir de onun ağzından anlatılıyor, bu anlatım esnasında da dinleyiciler olarak biz, daha güncel bir düşüş’ün, daha güncel bir acının ve yıkımın içine çekiliyoruz. Bordeaux’da bir eve kapanan iki üniversite öğrencisi, ait oldukları zamanın ve mekânın düş(m)üş(lüğ)ünü ve acısını, okudukları ve dinledikleri yüzyıllarla terkip edip, en mütevazı (ve bu yüzden en zararlı) şekilde dünyaya sunuyor.
Bu anlatıyla uyumlu olması için ayin müziklerine benzer bir ses yapısı kuruluyor; gitarların ve vokallerin biçimi böyle düşününce daha anlamlı bir hal alıyor. Ancak dediğim gibi, bu yerel bir müzik olmadığı gibi, dinsel bir müzikten çok, ondan ilham alan ve ona göndermeler taşıyan, mitsel bir tecrübeyi şimdiye taşımayı sağlayan bir müzik. Ve belki de bu yüzden ele gelmesi, kavranması, başa çıkması hayli zor. Sözlerini hiç anlamadan, bağlamına kapılmadan bile zorlayıcı bir tarafı var. Düşmenin, yıkılmanın, yerle bir olmanın, dahası bunu anlatmak zorunda olmanın kaçınılmazlığının musikisi olduğu her nasılsa anlaşılıyor. Dinleyici olarak bütün bu duygu yoğunluğunun altına girmek istemesek dahi şarkılar adeta tenimize nüfuz ediyor; Vincens’in bir ölünün hayaletine aitmiş gibi duran o sesi, Malinvaud’nun bir koza gibi ördüğü, üstüne kapandığı kişiye nefes aldırmayan gitarları kendini asla unutturmuyor.
Chrysalide’ye çok soğuk bir kış esnasında, Camus’nün La Chute’üne nazire bir müzik ararken rast gelmiştim; direkt olarak o hikayeye cevaben yazılmamışsa da, ‘Düşüş’ her zaman düşüştür, rezillik ise baki. Bu müziğin yürek sıkıştırmadığını, sağlığa zararlı olmadığını söylemek zor. Ancak bunca etkiyi Bordeaux’daki herhangi bir evden, hepi topu dört adet elle yapabilen başka birilerini bulmak da öyle. O halde bu korkunç fırsatı kaçırmamanız için, Chrysalide’nin adresi:
http://www.apreslachute.com/en_home.htm

Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>
|