Beirut – March of The Zapotec/Holland

Yıl 1500'ler... Su gibi güzel bir kadın, civar yöreden bir adama aşık oluyor. Ancak adam çocuklardan ve bilhassa çocuklu kadınlardan hiç hoşlanmıyor. Kadın da aşkından öldüğü adamla beraber olabilmek için çocuklarını kendi elleriyle boğuyor, ancak bunu öğrenen adam kadını hayatından çıkarıp terk-i diyar eğliyor. Adamın ardından uzun yıllar gözü yaşlı bekleyen kadın ise sonunda dayanamayıp kendini öldürüyor. İşte rivayet de burada başlıyor: Sen misin ki çocuklarının ölümüne ağlamayıp seni terk edip giden adama ağlarsın; kadının hayaleti o günden sonra sürekli gözyaşı dökerek çocuklarını aramaya mahkûm ediliyor.

La Llorona, yani "ağlayan kadın"ın hikâyesi, kıymetlimiz Beirut'un bir albüm = iki kısa çalar temalı yeni albümü March of the Zapotec/Holland’ın ilk çıkış parçası. İçinde gezinen hayaleti trompetlerle besleyerek ona yeniden nefes veren şarkı, iki kısa çaların ilk parçası olan March Of The Zapotech’ten.

March Of The Zapotec’in temelleri, Beirut’un Meksika’ya yaptığı geziyle atılıyor. Ayağının tozuyla arkasına 19 kişilik Meksikalı Jimenez Band grubunu katan kalabalık aile adamı Beirut, Balkanlardan alıp Fransa’ya koyduğu yüreğini bu sefer Latin Amerika sınırlarında yürüyüşe çıkarıyor. Dil bilmez diş bilmez bu insanlar, tercümanları önüne katıp dağ tepe geziyor, birbirlerine hikâyeler anlatıyor, bir yandan büyüyüp bir yandan albüm büyütüyorlar. Sonuç olarak Allahın dağındaki Teotitlan del Valle köyünde kaydedilen bu albüm, yine millerce yol kat edip içinden çıkan sürpriz Latin-Balkan ortaya karışık yumurtalarla ülkemiz Şişli sınırları içerisinde rakı masası kurduruyor.

The March Of The Zapotec’in öne çıkan şarkıları özellikle La Llorona, The Shrew ve güzeller güzeli The Akara. La Llorona’nın The Hours’a benzer atmosferi albümü derinleştirirken, The Akara ile yeniden oryantalist akıma, “biraz bizim yöreden biraz Latinlerden” temasına dönüyoruz. The Akara ile kaynayan kanımızı The Shrew’un ilk notasından kopan brass melodisiyle biraz daha kaynatıyoruz. Bir Yemekteyiz havası vermek istemem, o yüzden hafifçe salınmaktan öteye gitmeyin. Ancak şarkı sonlara doğru iyiden iyiye hareketleniyor, o zaman ne yaparsınız bilemeyeceğim.

Gelelim Batı diyarlarından Holland’a. Albümün ikinci kısa çaları vazifesini üstlenen Holland, Amsterdam’daki Red Light District’e göz kırparcasına iddialı bir şarkıyla, My Night With The Prostitute From Marseille ile başlıyor. Marsilya’dan gelen fahişesiyle gününü gün etmekten ziyade oturup kadının gözyaşlarını sayan Beirut, bu şarkıyla birlikte trompetlerini, yaylılarını dolaba kaldırıyor; yaşının gereğini yerine getirerek bilgisayarının üstündeki tozu üflüyor ve yeni sulara yelken açıyor. Evet, uzun lafın kısası Holland’ın ilk şarkısından itibaren Balkanlar Malkanlar bitti sayın dinleyici. Başladı elektronik müzik.

Vokaller hala derli toplu Fransız beyefendisi gibi tınlasa da arka plandan duyulan synth’ler ve davullarla iş renkleniyor. Ama sanmayın ki bu bir gençlik heyecanı; yok yok, Beirut daha önceden Realpeople adıyla kaydettiği elektronik parçaları geliştirerek bize sunuyor. Zaten gerek My Wife, Lost In The Wild olsun, gerek ambient Venice olsun hem çok tuhaf hem de çok içten bir etki bırakıyor. Özellikle Venice’i tek geçerim; biraz Air biraz “Pitchfork benzetmesiyle Board of Canada” havalı bu şarkıyı bir gün unutursam, yeniden dinlediğimde vokaller girene kadar asla Beirut olduğunu anlamayacağıma yemin edebilirim. Kuş gibi, balık gibi bir şarkı… Hem su altı, hem su üstü gibi… Ardından gelen tef dolu The Concubine ile de dibi boyluyoruz zaten, mis.

Son şarkı No Dice ise diskolarda çalıyor, White Sensation’a katılıyor, bilgisayar oyunlarının bir numaralı dostu oluyor. Ona lafım yok o yüzden, anasını da alsın gitsin.

Netice itibariyle Beirut bir sınavdan daha yıldızlı pekiyi alarak bu iki türü nasıl birleştirdiğine anlam veremeyen bünyeleri “boşver gitsin” edasıyla selamlıyor. Eller belde, suratta aslan terbiyecisi gülümsemesi. Zaten Beirut yeni ülkeler gezdikçe en çok biz nasipleniyoruz. Üstelik henüz 23 yaşında olduğu düşünülürse bundan sonrası için iyice heyecanlandırıyor kerata; ne menem yerlere gidip ne biçim müziklerle oynayacağını düşündürdükçe meraka yenik düşürüp insanı Venedik gibi orta yerinden çatlatıyor. Haydi, bre Beirut kardeş; tabanlara kuvvet!





Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010