Hit Filmler
In The Valley Of Ellah – Tanrının Vadisinde
Tommy Lee Jones, Hank Deerfield adında Vietnam’da savaşmış bir savaş gazisidir. Büyük oğlunu bir helikopter kazasında yitirmenin acısı ile yaşamaktadır. Küçük oğlu Mike ise askeri görev için Irak’a gitmiştir.
Film; Mike’ın New Mexico’ da bir askeri kamptan kaybolduğu haberini alan Hank’ in karısını bırakarak oğlunu aramak için kamyonetine atlayıp, yola çıkması ile başlar. Bu yolculuk sırasında bu tip hikayeye sahip filmlerde görmeye alışık olduğumuz gibi kahraman, doğruyu ararken bir yandan da kendini sorgulama, kendini bulma gibi konuları işliyor. Bu esnada Hank’e Charlize Theron’ un oynadigi Emily isimli dedektif yardım ediyor.
Gerçek bir olaydan esinlenerek yazılan senaryoda esas anlatılan savaşın insanlara “çektirdiği” korkunç şeyler ve insanların savaş esnasında “yaptıkları” korkunç şeyler. Zaten Hank de bir yandan askeri yaşamını ve ülkesi için yaptıklarını sorguluyor. Çok başarılı bir gerilim olan bu film Tommy Lee Jones’ un ne kadar deneyimli bir oyuncu olduğunu bize hatırlatıyor. Özlediğimiz Tommy Lee Jones’ u aynı festivalde iki filmde birden izliyoruz. Bu iki filmin bu oyuncu dışında o kadar çok benzer noktası var ki.
“No Country For Old Men” de “In the Valley Of Ellah” da New Mexico’da geçiyor, ikisinin de görüntü yonetmeni Roger Deakins, bir olayı halletmek için karısını bırakıp, yola çıkan kahraman benzerliğinin yanı sıra Josh Brolin’i iki filmed de görebiliyoruz.
Seanslar:
23 Şubat Cumartesi 21:30 Beyoğlu
Broken English – Aşkın İngilizcesi
5 günü Paris’te olmak üzere toplam 20 günde çekilen film; otuzlarında bekar bir kadının yaşamak istediği ve çevresinin de ondan yaşamasını beklediği romantik bir ilişkiyi yaşayamamasını anlatıyor. Senelerdir “bağımsız film kraliçesi” olarak tanıdığımız Parker Posey’nin canlandırdığı Nora karakteri New York’ ta yaşamakta ve bir butik otelin halkla ilişkiler departmanında çalışmaktadır. Özellikle kadınların girdiği söylenen otuz yaş bunalımına girmiş, yalnız aşkı bulamamış ve bu konuda kendini çaresiz hisseden bir kadın. Şu ana kadar evli, çocuklu, hayalindeki işte çalışan birisi olması gerekirken hayatındaki hiçbir şeyden tatmin olmayan ve bunları düzeltmek isterken daha da fazla hata yapıyor. Arkadaşının da evlenmesiyle biraz da kendini baskı altında hisseder ve aşk hayatına el atmaya karar verir. Birkaç başarısız denemeden sonra “doğru insan” olduğuna inandiği Fransız bir erkekle tanışır. Gerisini izleyin artık!!
Bu filmin klasik romantik komedilere çok benzediğini söyleyemeyiz çünkü filmde asıl anlatılmak istenen otuzlarında erkeksiz kalmış kadın kahramanın başından geçen trajikomik hikayeler değil. Esas değinilen konu; günümüzde kadınlar ne kadar modern bir çevreden geliyor ve kendi ayakları üstünde durabiliyor dahi olsalar, hep “adam akıllı” bir ilişkide olma baskısı altındalar. Filmde, Nora biraz daha fazla hayatı üstünde düşünmeye başlıyor ve yanlış kararlar mı veriyor, yoksa yanlış şeyler onu mu buluyor diye bir sorgulamanın içine giriyor. Bağımsız sinemanın hakikaten de babası olan John Cassavetes’ in kızı Zoe Cassavetes’ in ilk filmi olan “Aşkın İngilizcesi” pek başarılı eleştiriler almadı, hatta meşhur bir soyadın her kapıyı açıyor olması da eleştirildi ama yine de bu filme ilgi gösterecek ve memnun kalacak çok miktarda seyirci olduğuna eminim. Kendi çevremde de duyduğum sorunlar hep aynı çünkü ilişkiler ile ilgili olarak. Kendini sorgulama, risk alma veya alamama gibi konuları işlemesiyle birçok kişiye tanıdık gelecek ve kendi hayatları ile bağlantı kurabilecekleri bir film.
Seanslar:
15 Şubat Cuma 22:00 Beyoğlu
18 Şubat Pazartesi 19:00 Caddebostan
No Country For Old Men – İhtiyarlara Yer Yok
Birçok eleştirmen tarafından yılın en iyi filmi ve Coen Biraderler’ in en iyi yapıtı olarak değerlendirilen bu yapım Cannes’ da Altın Palmiye için yarışmasının yanı sıra, en iyi senaryo dalında Altın Küre’ yi kapıp Oscarlarda da 8 dalda aday oldu. Ha derseniz ki “böyle ödülmüş, eleştirmen yorumlarıymış, beni enterese etmez, ben bir kıstas olarak görmüyorum”; Fargo, The Big Lebowski, Barton Fink gibi güzide eserleri sinemaya kazandırmış bu iki kardeşin hatırına hazır ülkemize de uğramışken bir şans verebilirsiniz. Onu geçtim Tommy Lee Jones’lu Javier Bardem’li kadroyu görmek için bile gidilir. Javier Bardem’in kaptığı Altın Küre’yi ve muhtemelen de kapacağı Oscar’ı hak edip hak etmediğini yakınen inceleyebilir, kendinizce notunuzu verebilirsiniz. Coen Biraderler’in takipçisi olanlarsa zaten koşa koşa gideceklerdir. !f’ de kaçıranlar için 8 Mart’ta da Türkiye’de gösterime gireceğini belirteyim, ayıp olmasın.
Seanslar:
16 Şubat Cumartesi 21:30 Beyoğlu
22 Şubat Cuma 22:00 Caddebostan
Once
- Bir Zamanlar
“Once” filminden haberdar oluşum birkaç hafta önce arkadaşımın “dinle bak, bu şarkı çok güzel” diyerek gönderdiği, filmin oyuncuları Marketa Irglova ve Glen Hansard’ın söylediği “If you want me” şarkısıyla oldu. Biraz karıştırınca “Once” filminin soundtracki olduğunu öğrendim. “Napsam, nerden bulsam da izlesem bu filmi” diye debelenirken !f çıkardı kendisini karşıma. Dublin’de geçen müzikal film bir Çek göçmeni ile sokak müzisyeninin aşk hikayesini anlatıyormuş şarkılar eşliğinde. Özellikle müzikleri açısından çok sağlam olduğu söylenen film birçok festivalde adaylık ve ödül de aldı. Akademi jürisi, yine aynı ikilinin seslendirdiği “Falling Slowly” şarkısını, “en iyi orijinal şarkı” dalında adaylığa layık buldu. Güzel şarkılar eşliğinde izlenecek, sakin ve keyifli bir film çıkacağı kanısındayım. Festivalin gözden kaçmaması gereken yapımlarından.
Seanslar:
16 Şubat Cumartesi 15:30 Caddebostan
20 Şubat Çarşamba 21:30 Beyoğlu
24 Şubat Pazar 21:30 Beyoğlu
Southland Tales
Richard Kelly 2001 yılında gösterime giren ilk filmi Donnie Darko ile çok ses getirmişti hatırlarsanız. Modern kültler arasına sokanlar bile olmuştu bu filmi. 2001 yılından bu yana Richard Kelly hastası olan herkes heyecanla yönetmenin ikinci filmini bekliyordu. Bu sene kendisi bu heyecanı ve merakı gidermiş olsa da “Papaz her zaman pilav yemez” lafını doğrularcasına ilk filmi gibi tutmadı maalesef. Gösterildiği festivallerde izleyen birçok izleyici ve eleştirmen filmi çok garip ve karışık bulduklarını söyledi. Bu karışıklık izleyiciyi düşünmeye sevk eden bir karışıklıktan ziyade farklı türlerin bir araya getirilme çabası sonucu oluşan “çorba olmuş” anlamında bir karışıklık. Müzikal, gerilim, bilim-kurgu, komedi gibi alakasız türler kombine olunca ortaya böyle bir şey çıkıyor demek. Oyuncu kadrosu da bir hayli ilginç zaten. The Rock olarak tanıdığımız Dwayne Johnson, Sean William Scott, Sarah Michelle Gellar, şarkıcı Mandy Moore, Justin Timberlake ve usta oyuncu Miranda Richardson bir araya gelince insan “nası yani?” diye sormadan edemiyor. Donnie Darko sonrası Richard abimiz ne iş çıkarmış diye gidip görülebilir en azından.
Seanslar:
14 Şubat Perşembe, 15:00 Beyoğlu
18 Şubat Pazartesi, 21:30 Beyoğlu
20 Şubat Çarşamba, 22:00 Caddebostan
Lars and The Real Girl
Son yıllarda birçok kişinin gözdesi olan “muhakkak seyret” denilen aşk filmlerinden The Notebook filmini izlememişseniz bile mutlaka duymuşsunuzdur. Ryan Gosling denilince aklınıza hemen bu film geliyor olabilir -iyi bir oyunculuk da sergilemiştir kendisi zaten- ama Half Nelson’ı izlemediyseniz gerçekten oyunculuğu görmemişsiniz demektir. Çok doğal, sakin bir o kadar da sağlam bir performans sergilemiş. Yeni nesil en iyi aktörlerden birisi. Çok başarılı bir kariyere imza atacağından eminim ileride. Niye bu adamdan uzun uzun bahsediyorum peki? Filmle ilgili pek fikir sahibi değilim de ondan. Ama Ryan Gosling’in başarılı olduğundan en ufak bir şüphem yok. Buradaki rolüyle Altın Küre adayı olduğunu ve filmin senaryosunun Oscar’a aday olduğunu belirtelim. Six Feet Under gibi bir diziyi kaleme alan ellerden kötü bir iş çıkmaz gibi duruyor. Bunca bilgiden sonra gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim sanırım.
Seanslar:
17 Şubat Pazar 21:30 Beyoğlu
19 Şubat Salı 19:00 Beyoğlu
24 Şubat Pazar 19:30 Caddebostan

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|