


|
Apartment - David Caggiari
Reset! in ilk sayısında bildiğiniz gibi Apartment’ı kapağımıza taşımıştık. Gerek forumda gerekse akşam toplantılarımızda Apartment günün sözü, sözün özü olmuştu. Vakit artık “kıssadan hisse” deme vaktiydi! Hemen grubun frontman’i David Caggiari’ye danıştık, “biz işin içinden çıkamıyoruz, mümkünse genç indie’lerin içlerini ferahlatsanız” dedik. Tabii ki bizleri kırmadı ve adab-ı muaserete uygun sorularımıza içtenlikle cevap verdi. Yeri gelmişken İstanbul ziyaretine de değinmeden geçmedik. Buyrun sizi böyle alalım:
Seda: Apartment nasıl kuruldu, nasıl biraraya geldiniz?
David: Tam olarak 2003’te başladık. Jeff Buckley’ nin annesi beni oğlu için yapılan özel bir geceye davet etmişti. Böyle birşey Londra’ya gitmem ve burada bir grup kurmam konusunda kendime olan güvenimi arttırdı. Bunun yanısıra hepimiz birbirimizi arkadaş ve okul çevresinden tanıyorduk. Müziğe, bir plak şirketiyle anlaşmak gibi şeylerden daha çok, sevdiğimiz müziği yapmak, öğrenmek ve bunu beraber geliştirmek için başladık.
S: Peki neden Apartment? Nerden aldınız bu ismi? Google’da “apartment” olarak arama yaparken sizin yerinize gri yapılarla karşılaşıyoruz. Daha farklı ve size özgü bir isim olabilirdi sanki.
D: İsim, Monica Belluci’nin başrol oynadığı Fransız yapımı “L’apartement” dan geliyor. Bütün grupların isimlerinin önüne “the” eklediği bir zamandı. Biz de çok fazla bir anlamı olmayan ve insanların eninde sonunda bizimle özdeşleştirecekleri bir isim seçerek bu duruma yeni bir soluk getirmek istedik. ve tabiki başka dillerde de kolaylıkla söylenebilecek bir isim olmalıydı.
Gökhan: Evet, Türkçe’de de “apartman” diyoruz.
D: Belki de ismimiz Apartman olmalı (gülüyor). Apartment’dan daha iyi gibi sanki. Apartman, aslında vücudunu parçalara ayırıp her bir parçayı patlayıcı olarak kullanan ve daha sonra bütün parçaları biraraya getiren bir süper kahraman.
S: İşte bunu bilmiyorduk
D: Yok ya uydurdum (gülüyor).
S: David, şu aralar Boy Kill Boy ile turladığını söylemiştin.
D: Apartment şu ara sessizken, birkaç turdur onlarla gitar çalmaya devam ediyorum. Kendimi bir şekilde meşgul tutuyorum, bilirsin.
S: Peki turlar harici, Boy Kill Boy veya bilmediğimiz başka gruplar için de destek çalışmaların var mı? Şu aralar diğer grup üyeleri neler yapıyor, onların da senin gibi Apartment harici başka projeleri var mı?
D: Davulcumuz Liam şu aralar Smaller Forces adında bir yan proje üzerinde çalışıyor. Smaller Forces için minimal dans müziği diyebiliriz. Bassçımız Tom da bağımsuz bir plak şirketine dahil oldu. Piyasada bir gün gerçekten çok etkili olacak, eminim. Oldukça ilginç fikirleri var ve artık kendi markasını oluşturmak istiyor. Gerçekten zeki bir adam. Apartment insanları olarak hepimiz yaratıcı ve piyasayla ilgili insanlarız. Başka şeyleri yapmaktan korkmuyoruz. Hepimiz birbirimizle çok iyi anlaşıyoruz. Apartment ailemiz gibi, bunu biliyoruz.
S: Apartment’dan önce neler yapıyordunuz? Başka gruplarla çalışamalarınız var mıydı?
D: Ben herzaman müzik içinde oldum; gruplarda çaldım. Müziğin bir şekilde seni seçtiğine inanıyorum. Her neyse, üniversiteye gittim, bitti vs ama müzik her zaman yaptığım şey oldu. Liam da aynı şekilde. Tom da gitar çalan bir arkadaşımızdı. Ondan da bass çalmasını istedik. Bildiğimiz bir şey var ki Tom, bir gün gerçekten bu piyasanın en iyisi olacak. En azından İngiltere indie rock piyasasının en iyisi olacağına eminiz.
S: Okuldan bahsetmişken, hangi bölümlerdeydiniz?
D: Ben ve Tom ekonomi, Liam ise ses mühendisliğini bitirdik.
S: Boy Kill Boy ile turluyorsun ve Apartment ile birlikte de çalışıyorsun. İkisi birden senin için zor olmuyor mu?
D: Aslında şimdilik yürüyor. İkinci albümün çalışmalarına başlamadan önce biraz ara verelim dedik. Boy Kill Boy ile turlamak ise inanılmaz derecede keyifli. Hem en yakın arkadaşımla (Chris) beraberim hem de onların harika parçalarını çalıyorum. Öyle frontman olmak gibi bir baskı da yok üzerimde!!! Sadece sahneye çıkıp, gitarlarımızı çalıp kendi partimizi yapıyoruz.
S: Şunu kabul etmeliyiz ki; hiç bir grup dağılmak için kurulmaz. Herkes en başından beri hayalindeki müziği sonuna kadar devam ettirmek için çabalar. Burada sondan kastım birinin veya birilerinin artık zayıflıkları hissettiği an, artık olamayacaklarını hissettiği an. Hatta ikinci albümden sonra pek çok indie grup dinleyicilerin ilgisini kaybeder. Evet, itiraf etmek gerekirse bunlar çok genel şeyler. Siz ise geçtiğimiz günlerde “Apartment asla dağılmayacak bir grup” dediniz. Söylesene, bu kendinden emin cümlenin altında neler yatıyor?
D: Evet, bana, Liam ve Tom’a ne olursa olsun, asla dağılmayacağız. Her zaman müziğimizi insanlarla paylaşmak istedik. Albüm yapmak bir 10 yılımızı alacak olsa dahi hiç problem değil. Şuna kesinlikle inanıyorum ki; gelecekte de her zaman beraber çalışmak isteyeceğiz.
S: O zaman uzun yıllar sizleri görmek ümidiyle diyelim.
D: Apartment, hala uyuyan bir canavar. Sadece çok az insan bizi biliyor; onlar da bizleri KEŞFEDENLER. Tüm bunlar bizim için çok değerli. Ben de Apartment’ta en favori müzisyenlerimi KEŞFETTİM. (Liam ve Tom’u kastediyor.) Asil bir hayata sahip olmak bizler için kolay değil. Fakat para için değil tarih yazmak için burdayız.
S: Evet, önemli bir noktaya değindin.
D: Bu çok komik çünkü Türkiye’de gruplar çok farklı. Herşey para ve sattıkları müzik demek. Pek çok grup taklit , tabii birkaçı hariç. Örneğin Duman; onlar iyi rock’ roll yapıyorlar. Kaan, gerçek bir Jim Morrison. Bu adam Türkiye’de gördüğüm en iyi rock star.
S: Newsweek, The Dreamer Evasive’ i yılın en iyilerinden biri ve The Times da Fall into Place’ i yılın en iyi şarkısı seçti. Dahası, Fall into Place Fifa ve NBC dizilerinden Chuck’s Episode’da yer aldı. Bunlar gerçekten önemli başarılar. Kutlarız!
D: Teşekkürler! Gerçekten tüm bunlar nasıl oldu bilmiyoruz. Hepsi gerçekten sevindirici gelişmeler.
S: Peki, daha fazla dinleyiciye ulaşmak için izlediğiniz herhangi bir yol var mı? Amerika ve(ya) Avrupa’ ya tur yapmayı düşünüyor musunuz?
D: Şimdilik herhangi bir plan yok. Amerika’da, bizi oralarda da yayabilen bir plak şirketimiz var. Şöyle ki, İngiltere ve Amerika’daki plak şirketleri şu sıralar batmış durumda. Pek çok grup kovuluyor. Şu ara herkes için kötü zamanlar. Fakat biz gayet iyiyiz; herşeyi kendi koşullarımızda yapıyoruz. Fakat plak şirketi üzerinden tur desteği almak şu ara gerçekten çok zor. Tek düşündüğümüz şey stüdyoya kapanıp bir sonraki bölümü kaydetmeye başlamak. Belki arada burada veya orada birkaç konser veririz.
S: İkinci albüm için yeni bir plak şirketi arayışına girecek misiniz?
D: Yo, biz asla bir plak şirketi aramayız. Onlar bizi aramalılar. Aynı kızlar gibi. Ne kadar az ilgi gösterirsen, o kadar çok seni isterler. Ama yine de her zaman dikkatli olmalısın, ilgini bir parça göstermelisin. Yoksa başka bir erkeğe de gidebilir. Özellikle kız gerçekten çekiciyse. (gülüyor)
S: My Brother Chris. Boy Kill Boy’dan Chris’e ithaf ettiğin bir şarkı. Neden böyle bir şarkı yaptın?
D: Chris benim en iyi arkadaşım. Her zaman, her koşulda birbirimizin yanındayız. My Brother Chris birbirimize her zaman söyleyemediğimiz şeylerin birer yansıması. Birbirimizi destekleme ihtiyacı duyuyoruz, bu şarkıda da bir şekilde bunu göstermiş oluyoruz. Şarkıyı Boy Kill Boy’un çok daha iyisini yapacağını düşündüğüm bir anda yazmıştım. Chris’le gerçekten çok gurur duyuyorum. İyi zamanda, kötü zamanda hep yanındaydım. Chris, bu dünyada körü körüne inandığım tek insan.
S: Peki, Chris şarkıyı nasıl buldu?
D: Şarkıyı sevdi, yani umarım sevmiştir. Ruhunu okşadığını düşünüyorum. Şarkı gerçekten onu ne kadar çok sevdiğimin en somut göstergesi.
S: Şarkının aynı zamanda çok güzel bir videosu var.
D: Video kesinlikle harika. Bütün kareler Jimmy Eat World’ün alt grubu olarak çıktığımız turneden. Bütünüyle bir grubun sahne arkasında ne yapması gerektiğine dair şeyler; şov, sahne karmaşası, duman ve tabiki biz.
S: Gerçekten backstage atmosferini sonuna kadar yaşatan bir video olmuş. Aslında bütün videolarınız ilginç ve hepsinin iyi planlanmış birer hikayesi var. Hatta bunların politik olduklarını bile söyleyebiliriz. 1000 Times’ da bir politikacıyı, Pressure’da canlı bir bomba görüyoruz. Hikayeler kimin fikriydi?
D: Hepsi Dragonpunch şirketi tarafından yapıldı. İlk günden beri tek yönetmenle çalıştık. Ne isterse istesin, bütün oyunculuk hünerlerimizi sergiledik. Biz ona inandık, o da bize. Onun öğrenme eşiğinin birer parçası olduk ki çok geçmeden The Radar Festival ve BAFTA’dan ödül kazandı. Gerçekten işini çok iyi yapıyor. Bunun yanısıra videoda bu dünyadaki favori 3 adamımla beraberim: Boy Kill Boy’dan Chris, Dragonpunch’dan Alex ve Wayne.
S: Onlar da Londra’dan mı?
D: Evet, bu üçüyle birkaç gün önce beraberdim. Wayne’in doğumgünüydü. Şu an kişisel olarak onlar hakkında konuşmak o kadar tuhaf ki. (gülüyor)
S: Videoları çok beğendik, iyi dileklerimizi ilet lütfen.
D: Tabii ki iletirim. Hepsi gerçekten çok iyi insanlar.
S: Bugünlerde grupları, benzer soundda müzik yapan başka gruplara benzetmek çok normal ve genel bir tavır olmaya başladı. Bundan her ne kadar nefret etsem de sormadan edemeyeceğim. Bizler de Apartment’ı ilk dinleyişimizden sonra, albümde bir parça Departure sosu olduğunu düşündük.
D: Belki de the Departure’da bir Apartment vardır. (gülüyor)
G: İşte beklediğim cevap buydu!!!
D: The Departure ve Apartment aynı dönemin grupları. Onlar albümlerini bizden önce yayınladılar. Aynı Boy Kill Boy’un yaptığı gibi. Fakat şu gerçek ki, biz onlardan daha önce burdaydık. İnsanlar bana onları andırdıklarımızı söylediklerinde bu bana çok komik geliyor. Bizler sadece aynı çevrenin insanlarıyız. Aynı suyu içiyoruz. Önemli olan her zaman kendi karşı dürüst olabilmen. The Dreamer Evasive, pek çok farklı türden şarkı barındırıyor. June July gibi bir şarkı The Departure’la aynı aileden. Everyone Says I’m Paranoid için de Editors diyebiliriz –ki biz daha iyiyiz. Tokyo for Miko ise Maximo Park’ la aynı aileden geliyor. Herneyse. Pressures ve Fall into Place gibi asıl bizi anlatan şarkılara sahibiz. Biz o anı anlatan, müzikal evrimimizin birer parçası olan şarkılar yazmaya inanıyoruz. Bir grup adam sadece kendi işini yapmaya çalışıyor. The Dreamer Evasive de hikayenin sadece ilk bölümü.
S: Bizler de bir sonraki bölümü dört gözle bekliyoruz. Peki uzun zamandır neler dinliyorsun?
D: Van Morrison, Jim Morrison, Bowie, Eddie Vedder, Stone Temple Pilots, Blonde Redhead, Smashing Pumpkins, Faith No More, Etta James, Ella Fitzgerald, Antony and the Johnsons, Madonna, Sade, The Stones, The Stooges, The Buckleys... Yenilerden; The Hare, Rufus Wainwright, The Shins, The Saudi Playboys, The Far Cries
S: Nelerden etkileniyorsun?
D: Pek çok şeyden. Yani sanat, politika, kitaplar; kısaca ruhuma ve bedenime ne hitap ediyorsa.
S: İtalyan olduğunu duymuştum. Doğru mu?
D: Ne yazık ki değilim. Sadece babam italyan. İngiliz vatandaşıyım. Belki de bu nedenden ötürü saçlarımı kestirdiğimde John Travolta’ya benziyorum. Komik bir şekilde iş futlbola geldi mi tam bir İtalyanım. (gülüyor)
G: İngiltere Euro 2008’den elendiğinden, ben de olsam öyle yapardım. İngiltere’ nin katılamaması çok kötü oldu.
D: Ah, evet...
S: Peki Londra’daki müzikal ortamı nasıl buluyorsun? Londra bana her zaman efsanevi post-punk grupları ve müziğe sayısız katkısı olan pop art ve punk köklerini anımsatıyor. Peki sen ne düşünüyorsun?
D: Londra müzik için inanılmaz bir şehir. Doğu Londra’ da sokakta yürürken insanlara rastladığımda mutlu oluyorum. Fakat bir süre sonra bıkıyorsun, memnuniyetini dile getirmeyi unutuyorsun! Istanbul’da olduğu gibi herkes burada da aynı savaşı veriyor; müzisyenler müzik yapmaya, mankenler esrar çekmeye, piç herifler de bacağını kaydırmaya çalışıyor. Beyler ve bayanlar, Londra’ya hoşgeldiniz.
S: Geçen yaz üç ay İstanbul’da kaldığını, Mor ve Ötesi, Kargo üyeleri ve Hakan Tamar’la arkadaş olduğunu söylemiştin. Onlarla nasıl tanıştın? Nasıl vakit geçirdin?
D: İstanbul’a Boy Kill Boy’dan arkadaşlarımla sadece 24 saatliğine gelmiştim. O gece Babylon’da çalacaktık. Birkaç insan yanıma geldi ve Apartment’ı çok sevdiklerini söyledi –bunlardan biri de Hakan Tamar’dı. Aynı gece Semra Altınel ile tanıştım. Kendisi Akıllı tv ve Kanal D’de sunucu, belki bilirsin. Daha sonra Semra’ya aşık oldum. Menajerim solo albümümü istediğim yerde yapabileceğimi söylediğinde cevabım İstanbul oldu. Semra, beni Mor ve Ötesi’nden Harun ve Kargo’dan Koray’la tanıştırdı. Bir de Suitcase’den Deniz.
S: Gerçekten pek çok insanla tanışmışsın.
D: Daha sonra Taksim’de yaşamaya başladım fakat bu bende daha sonra bir parça paranoya oluşturdu. Çünkü herkesin benim üstümden geçecekmiş gibi hissediyordum. Dürüst olmak gerekirse tedirgindim.
S: Neden böyle düşünüyordun?
D: Herşeyden önce çok büyük bir deneyim oldu benim için. Bilmediğin bir dil var karşında. Esnaf sana normal fiyat yerine turist fiyatı çekiyor. Ve tabii ki lanet olasıca kro’lar! Bütün bunlar beni çok kızdırıyordu. İstanbul ve Turkiye yeterince modern bir ülkeydi. Şimdi ise geriye doğru bir gidiş var. İşte gençliğin de sinirlendiği şey bu! Bunun korkunç bir şey olduğunu düşünüyorum. Fakat Türk gençliğine bu durumdan dolayı sonuna kadar saygı duyuyorum. Çünkü orada, bizim İngiltere’de asla sahip olamadığımız düzeyde siyasete katılım ve görüş paylaşımı var. Belirli düzeyde anlayış ve sosyal yeti sahibisiniz. Bu da fazlasıyla imrendirici. Türkiye’nin sanatta çok iyi bir düzeyde olduğuna eminim. Fakat, Teoman ve Tarkan gibi eski dinazorları da başınızdan atmalısınız ve yeni jenerasyonun kendini ifade etmesine destek olmalısınız.
S: Peki başka kimleri sevmedin? Bana Emre Aydın’dan hoşlanmadığını söylemiştin.
D: (Gülüyor). Evet, söylemiştim. İşin şakası bir yana, kendisini yakından tanımıyorum. Sadece aynı ortamda bulunduk fakat çok yakın değildik. Cool bir adam gibi davranmayı seçmedi sadece. Eminim ben de pek çok kere ters davranmayı cool’luğa yeğliyorumdur.
S: İstanbul gece yaşamı hakkında ne düşünüyorsun?
D: Yazlar biraz tuhaf geçiyor. Eylül’de başlayan bütün güzel olayları kaçırdım. Genellikle Mojo ve Balans’a gidiyordum. Bunun yanı sora pek çok partiye katılıyorduk. Türkler gerçekten nasıl parti yapılacağını biliyorlar. Fakat Türkiye büyük bir sosis partisi gibi. Çok fazla erkek var!!! Bu konuda Londra kazanır: çünkü sokaklarda erkek ve kadın oranı eşit.
G: Haha, bu bağlamda erkeklerden nefret ediyor, kadınları ise seviyorum.
D: Seni çok iyi anlıyorum Gökhan. Bu durum sanki Seda için daha iyi.
G: Benim için kötü, Londra’ya bir an evvel gelmeliyim.
D: Dostum İzlanda’ya gitmelisin. Her 3 kız için 2 erkek düşüyor (gülüyor).
G: İzlanda çok soğuk, David.
D: Siktir et, palto giyiver!
G: Doğru, havaları unutalım öyleyse.
D: Kusura bakma, Seda! Oralarda erkekler sizler için çok fevriler. Alaska’da her kadına 8 erkek düşüyor.
G: Türkiye senin için en iyisi Seda!
D: Şunu bilin ki Alaska’ya taşınmak isteyen kadın her zaman erkek arayışındadır! Bu inanılmaz!
S: Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz, David.
D: Benim için zevkti. Yalnız sizden bir şey isteyeceğim. İstiklal Caddesi'nden aşağıya indiğinizde İtalyan bir dondurmacı var. Kesinlikle dünyanın en harika dondurmaları!!! Şu an gerçekten çok özlüyorum. Lütfen benim için oraya gidin!
S: Mutlaka gideriz. Teşekkür ederiz.
D: Abla... Abicim... Görüşürüz!*
*(Tabiki bildiği Türkçe kelimelerden sadece birkaçı )

Anasayfa>>
İnsan Bölümü>> |