Gölgesizler

'Kar... Neden yağar kar?'

Ümit Ünal, gün geçtikçe gelişen Modern Türk Sineması'nda takip ettiğimiz, desteklediğimiz yönetmenlerin arasında olan biri. Senarist olarak başladığı sinema kariyerine, 9, Anlat İstanbul (5 yönetmenden biriydi) ve Ara gibi filmlerle devam eden Ünal, son filmi Gölgesizler'i Hasan Ali Toptaş'ın aynı isimli romanından sinemaya uyarladı. Kaleminin oldukça sağlam olduğunu onu takip eden her sinema izleyicisi gibi bildiğim ve okuduğum bir röportajında 'Hayatımda edebiyatın sinemadan daha çok yeri var.' diyebilecek kadar edebiyata değer veren biri Ümit Ünal... Hal böyle olunca, "90'lı yıllarda çıkmış en güzel Türk romanlarından biri." olarak bahsedilen Gölgesizler'in sinemaya uyarlanacak olması bizi heyecanlandırmaya başladı. Fakat bir yandan da bir ikileme düştüm. Önce kitabı okuyup mı filmi izlemeliyim, yoksa hiç beklemeden film vizyona çıkar çıkmaz mı gidip, kitabını okumadan izleyeyim? Tabii ki sıkı bir Ümit Ünal takipçisi olarak ikinci seçenek bana daha bir cazip geldi ve filmi vizyona çıktığı ilk gün izledim.

Gölgesizler'in anlatılması zor bir konusu var. Sitesinde yönetmen Ümit Ünal'ın kaleminden çıkma bir tanıtım yazısı görebiliyoruz: Hepimizin hayatı sırlarla, kimseye söyleyemediğimiz gizli arzularla, korkularla, yalanlarla dolu… Yalanlara, rivayetlere inanmak, başkalarının gerçeğine uymak ve itaat etmek çoğumuza daha kolay geliyor. Ama ya kendi yalanlarına inanmaya başlarsa insan? İstanbul'da çalışan bir berber, "hem burada, hem de çok uzaklarda" olmak ister. Ve birgün aniden başını alır ve o çok uzaklara gidiverir. Çok uzaklarda, bir "hiçkimse" olarak yepyeni bir hayata başlamak mümkün müdür? Orada bir köy vardır uzakta… O köy neresidir, Türkiye’nin neresindedir? Bilinmez. Yıllardan hangi yıldır, zamanlardan hangi zamandır? Bilinmez. Orada, zaman sonsuz bir baharda donmuş gibidir. Orda bir köy vardır uzakta… Peki o köy kimin köyüdür? O köy Muhtar'ın köyüdür. İstanbul'dan gelen Berber bu ücra köye yerleşir. Köyün eski berberi Cıngıl Nuri yıllar önce ortadan kaybolmuştur. Yeni Berber onun dükkanını kiralar, dükkanı işletmeye başlar. Köy, hayallerdeki masum köylerden değildir. Köyün yöneticisi, her şeyi, Muhtar, tuhaf kayıplarla uğraşıp durmaktadır. Köyün en güzel kızı, Güvercin, hiç bir iz bırakmadan kaybolmuştur. Muhtar ve tek silahlı adamı Bekçi, köydeki herkesi sorguya çekerler.

Muhtar en çok Cennet’in Oğlu’ndan kuşkulanır. Bu şair ruhlu, hayalci delikanlıyı sorgu sırasında öldüresiye döver ve Cennet’in Oğlu’nun aklını kaçırmasına sebep olur. Muhtar ve Bekçi köye korku salar ama Güvercin’i bulma konusunda başarılı olamazlar. Cennet’in Oğlu, hiç kar yağmayan bu köyün sokaklarında “Kar neden yağar, kar?” diye sorarak dolaşmaya başlar… Daha da tuhaf şeyler olur. Durduk yerde Cıngıl Nuri çıkıp geliverir mesela. O gelir ama bu kez yıllarca sabırla Nuri’nin yolunu bekleyen karısı kaybolur ortadan. Güvercin’in inatçı ve inançsız babasını, son çare olan büyünün gücüne ikna etmek için düzmece bir aşk büyüsü yapılır ama büyü ters teper ve masum bir gencin ölümüne sebep olur. Muhtar ve giderek işin içine giren Bekçi ve köylüler, her adımda karşılaştıkları kayıplardan, ölümlerden dehşete düşerler. Hayatın karmaşıklığı, bir türlü anlayamadıkları yazgıları başlarını döndürür. Muhtar tarifi imkansız dertlerini çözmek için devlete başvurmaya karar verir, ilçeye gider ve bir daha asla dönmez. Güvercin bulunur ama bulunması hiç bir sorunu çözmez. Tam tersine köy halkının kendi uydurdukları çok büyük bir yalan içinde kaybolmasına sebep olur. Berber bütün bunlara soğukkanlı bir seyirci gibi uzaktan, dışarıdan bakmakla yetinir sanki. Kavak tozlarının asla yağmayan kar taneleri gibi köyün göklerinde uçuştuğu bir günde köyü terk eder, son kez bir tepeden köyü seyreder. Ama çok uzaklardan, onu da seyreden biri daha vardır!

Fakat haliyle konu yukarıda anlatıldığı kadar yalın değil. Kaybolanlar, geri gelenler, zaman atlamaları 'zannedişlerimiz', mekan ve kişilerin birbirine geçmesi ile kulaktan kulağa yayılan hikayeler... Film bittiğinde ve bu büyük 'karmaşa' bir sonuca bağlandığında, keşke bu kitabı David Lynch senaryolaştırıp çekseymiş diye düşündüm. Ne yazık ki 9 ve Ara filmleri ile tek mekanda çalışmış olan Ümit Ünal'a emanet edilen bu kitap, belki de sinemaya hiç aktarılmaması gerekilen bir eser. Ünal, açık alana çıkınca garip bir şekilde sapıtmış. Belli ki bir çok sahnede gerilmemizi istemiş fakat bunun gerçekleştirememiş. Filme karanlık bir hava katmak istemiş, etkisiz kalmış. Tek mekanda geçen filmlerine kıyaslan oldukça başarısız bir film ile karşı karşıya olduğumuzu söylemeliyim. Belki de filmin en başarılı noktası müzikleriydi. Fakat Candan Erçetin'in (aynı zamanda filmin 'yürütücü yapımcılığını üstlenmiş) başarılı besteleri bile filmi kurtaramamış. Oyuncu kadrosu ne kadar sağlam olursa olsun, film yapay diyaloglara boğulmuş, bir türlü bu yapaylık duygusundan kurtulamamış.

Sanırım filme getirilecek en acımasız eleştiri, bu yaratılan kaosun bağlandığı, her şeyin açıklandığı final. Gölgesizler'i izlemeyen okuyucular için harfi harfine açıklamayı uygun görmesem de, oldukça klişe bir final ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirim. Finalin kitapta nasıl betimlenmiş, nasıl anlatılmış olduğunu bilmiyorum. Fakat bir film için oldukça basit olduğunu söyleyebilirim. Filmin daha ilk sahnesinden yakanıza yapışan 'yetersizlik' duygusu, final bölümünde katlanarak artıyor. Gölgesizler ise Ümit Ünal'ın ilk kötü filmi olarak zihnimizde bir kenara yazılıyor.



Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010