Bride Wars - Gelinlerin Savaşı


Liv ve Emma en yakın arkadaşlardır ve çocukluklarından beri hayalini kurdukları evlilik tarihleri yaklaşıyordur. İstedikleri yerde, birbirlerine yakın tarihlerde evleneceklerdir. Birlikte o özel günlerine mutlu mesut hazırlanırken, evlenecekleri yerde yapılan bir hata işleri değiştirir; evlilik tarihleri aynı güne alınmıştır. Bu karışıklık birbirlerini iki düşman yapar. Evlilik hazırlıkları sürerken ikili arasında büyük bir rekabet boy gösterir. En güzel düğün onların olmalıdır; fakat bu kolay olmayacaktır.

Bride Wars, merakla beklenen filmler arasında değildi, türü ve konusu itibariyle bunu başarması bir hayli zor olurdu zaten; fakat yine de Anne Hathaway ve Kate Hudson filmin değerini yüksek derecede artırmış. Her şey tam Hollywood’un romantik komedilerine yakışır biçimde filmde. Kızlarımız güzel, damatlarımız yakışıklı, varlıklılar… Normal bir yaşantı sürüyorlar ve evlilik zamanları gelmiş. Her şey tıkırında yani. Eğlence dozu yüksek, iki iyi arkadaşın birlikte olduğu sahneler imrendirici. Bir romantik komediciyi memnun edecek bir film genel olarak düşünürsek.

Film, Amerika’da evlilik işlerinin nasıl yürüdüğünü gösteriyor olabilir, ne kadar abartılarak önemsendiğinin altını çiziyordur; fakat bu konu bizim ülke için yeterli derecede ilgi çekici mi acaba? Tabii ki, her genç kız gelinliğinden davetiyesine her şeyin mükemmel olduğu bir düğün hayal eder, peki ya en iyi arkadaşla ara bozulacak, küsülecek hatta rekabete gidecek kadar önemli bir konu mudur bu? Film boyunca gördüğümüz, “hangimiz daha önce batacağız” veya “hangimiz daha önce pes edecek” çekişmesi “bu kadar da olmaz” dedirtiyor, dostluk bu kadar çabuk ölen bir şey mi?

Tüm film boyunca bana ters gelen bir şey ise, bütün bu rekabet sürerken neden hiç kimsenin onlarla bu konuyu konuşmadığı. Anne-baba, arkadaş, kardeş, hiçbiri mi görmüyor bu saçma rekabeti? Hiçbiri mi “dur” demek istemiyor en iyi arkadaşlar arasındaki bu savaşı? Görünüşe bakılırsa Amerika fazla “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” moduna girmiş.

Filmde komedi unsurları taşıyan sahneler izleyiciyi gülümsetmeyi başarıyor; ama yine de bu sahneler yeterince çok yok ve çoğu zaman filmin temposu düşüyor. Favorim ise Liv’in yeni saçına merhaba dediği sahne. Bence o renk ona gayet yakışmıştı! Bardaki danslarını da unutmamak lazım, Anne Hathaway oyunculuğu bırakıp dansçı mı olmalı ne? Filmin üzerinde en çok çalışılan iki sahnesinden biri olduğu kesin, diğeri de finaldeki atlama sahnesidir herhalde...

Final sahnesinde, sonunu en başından beri tahmin ettiğimiz gibi eninde sonunda vazgeçiyorlar ve tekrar can ciğer kuzu sarması kan kardeşi moduna geri dönüyorlar, böylece de tüm film boyunca savaş halindeki iki ülke gibi aynı anda beyaz bayrağı sallamış oluyorlar. Üstüne hiç kafa patlatılmamış bir klişe sonla işler tatlıya bağlanıyor.

Sonuç olarak, izleyeni gülümseten bu sıradan romantik komedi filmini kadınların rekabetinin ne kadar can yakıcı olabileceğini görüp feyzalmaları için erkeklere izletebilir ya da bir pijama partisi sırasında kız arkadaşlarla patlamış mısır eşliğinde izledikten sonra yastık savaşı yapabiliriz.



Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010