My Bloody Valentine 3D – Sevgililer Günü Katliamı 3D
Patrick Lussier'ı Dracula 2000’den hatırlıyoruz, yönetmen Dracula'yı çekerken eski versiyonlarına benzemeyen, günümüz teknolojisini kullanarak yeni bir şeyler ortaya çıkartmak istiyordu ancak pek de başarılı olduğu söylenemez. Bu kez 1981 yapımı My Bloody Valentine’ın yeniden uyarlamasıyla ve belki de korku filmleri için bir devrim sayılabilecek 3d teknolojisiyle karşımızda.
Wes Craven’in 1996 yapımlı Scream filmiyle tekrar canlanan teen slasher filmleri (hatta Dracula 2000’de yönetmen koltuğunda olmasa da filmi etkilediği kesin) furyasına katılan My Bloody Valentine bu tarz filmlerin bütün özelliklerini içinde barındırıyor. Bu noktada biraz konuya değinelim;
Tom Hanniger’ın madende neden olduğu kaza beş işçinin sıkışıp ölmesine ve sağ kurtulan tek kişi olan Harry Warden’ın da komaya girmesine sebep olmuştur. Bundan tam bir yıl sonra, Sevgililer Günü’nde, Harry Warden uyanmış ve kazmasıyla 22 kişiyi öldürmüştür.
Tom Hanniger 10 yıl sonra, (bu noktaya dikkat edin çünkü film de yönetmenin en çok vurgulamak istediği yer burasıydı sanırım, o kadar gözümüze soktu ki evet 10 yıl sonra tamam, bitti herhalde film demek geldi içimizden) kasabaya geri döner; tabi olanların etkisinden kurtulamamıştır. Tom'un kasabaya dönmesiyle beraber her şey eskiye döner ve seri cinayetler yeniden başlar.
Sevgililer gününde birçok gencin bir araya gelip ölmesi, çıplak kızlar, boş bakışlı yakışıklı erkekler ve katil kim acaba parodisi, hepsi filmde mevcut. Diyaloglar demek istiyorum ama öle bir şey yoktu filmde zaten. Bütün parayı 3D için harcamış olabilirler diyorum, ama o da o kadar kötü kullanılmış ki sadece kazma ve kazmanın sapını üç boyutlu görme imkânı tanıdı bize. Ara sıra önümüzden geçen birkaç kafa biraz korkutmuş olabilir herkesi gerçi. Açıkçası çocukken aldığımız üç boyutlu dinozor dergilerden pek bir farkı yoktu.
3D projeksiyon fikri korku filmleri için biçilmiş kaftan açıkçası, iyi kullanılırsa gişede başarılı olmaması için hiçbir neden yok. Korku filmlerindeki en önemli öğe gerçekçiliği yakalamak, seyirciye sahnedeki korkuyu hissettirmektir, bu konuda 3D’nin önemli katkıları olabileceğine inanıyorum ama My Bloody Valentine bu konuda da sınıfta kalıyor.
Ülkemizde 1960'lı yıların ortalarında renkli film çevirecek en temel araç ve gereç, bunu gerçekleştirecek deneyimli uygulayıcı, renkli film için gerekli işletmecilik de yoktu. Yapımcılar en pahalı işi en ucuza çıkarmak için, çalışmaya en iyi renkli boş filmle başlasalar bile, az sonra bunu daha ucuz renkli boş filmlerle sürdürüyorlar, değişik marka renkli filmleri uygun olmayan banyolardan geçirttiriyorlar ve uygun olmayan değişik pozitiflere bastırıyorlardı; 'maksat renk olsun'du. Bunun sonucunda ortaya çıkan kötü filme, dünyanın hiç bir yerinde olmayan 'Abdurrahman Color' renkli filmi deniyordu. İşte My Bloody Valentine tam da böyle bir film olmuş. İlk üç boyutlu korku filmi olması dışında hiçbir özelliği olmayan bir film, tam bu sıfatı taşımasa da üç boyutun arkasına gizlenmiş sıradan, vasat, gişe için yapılmış küçük bir numara.
Sen hiç üç boyutlu kazma gördün mü ?”, sorusuna cevap arayan kitlenin filmden memnun kalacağı, Quentin Tarantino’nun “tüm zamanların en iyi kanlı filmi” olarak nitelediği orijinal yapımından daha kanlı olduğu garantisi veren en klişesinden yepyeni bir teen slahser filmi.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|