Fucking Åmål – Sev Beni
İsveç'in yeni gözdesi Lukas Moodyson'ın “Tilsammans”, “Lilya 4Ever”, “Hall i mit hjarta” öncesinde çekip ülkesinde dikkat çektiği ufak filmi. Dijital kamera kullanımını ve de yapım yılını ve coğrafyasını düşünüp de dogma filmi bekleyenleri şaşırtacağız belki ama hiç de öyle dogma filmi değil bu. Zaten Moodyson'ı az çok bilenler pek de öyle dogmada falan bezi olmadığını iyi bilirler. Moodyson, modern toplumlardaki gençlerin hikayelerini anlatır ve bunu yaparken cinselliği eksik bırakmaz; “Lilya 4Ever”'da küçük Rus fahişesi, “Hall i mit hjarta”'da porno sektörü...
Moodyson bizi gene yanıltmıyor bu önceki filmiyle. Hikayemize konu olan yer, İskandinavya'da sıkıcı bir kasaba (ne kadar ilginç, İskandinavya'daki yönetmenler topluca İskandinavya'dan sıkılıyor herhalde) Bu sıkıcılıktan kaçıp kurtulmak isteyen ergenler de filmin ana karakterleri. Çok güzel olduğu için aktrist olup bu kasabadan kurtulacağını sanan Elin ve herkesten farklı olduğu için kasabaya katlanamayan Agnes. Zaten filmin ismi de bu kaçıp kurtulma isteğini, sıkıntıyı ve de Amal isimli kasabaya duyulan nefreti gösteriyor; “Fucking Amal” (Amal'ı S**tir Et!) Kasabada lisenin hiç de popüler kızı Elin'e uzaktan uzağa ilgi duyan hiç de popüler olmayan Agnes'in doğum gününün yaklaşıyor olması ile film açılıyor. Daha doğrusu film doğum günü sabahında başlıyor. Akşama ailesinin ısrarı ile popüler olmadığı okuldaki arkadaşlarını davet edeceği bir parti düzenleyecek olan Agnes'in partisi elbette pek ilgi çekici olmaz. Tıpkı Agnes gibi dışlanan kötürüm bir kız dışında kimse gelmezken; ablasıyla canı sıkılan Elin, annelerinin çalışmasını fırsat bilerek evden kaçar, yapacak bir şey bulamayınca da sıkılıp Agnes'in partisini basarlar. Elin'in bir iddia uğruna Agnes'le dalga geçmek için öpüşmesi ise Agnes'in gizlemeye çalıştığı ve Elin'in farkında olmadığı lezbiyen eğilimlerinin ortaya çıkmasını sağlar. Elin korkarken Agnes'e dair dedikodular tüm okulda yayılır. Şimdi Agnes ya kendini kabul edecektir ya da reddedecektir.
Filmin konusu aslında genel gey filmlerinden, özellikle açılma hikayelerinden pek farklı değil, ama karakterlerin kadın olması ve de olayların kısmen taşra sayılabilecek bir yerde geçmesi filmi genel profilden uzak tutuyor. Bu tür açılma (coming out) filmlerinde genç, şehirli, erkek eşcinsellerin rezil olarak eşcinselliklerinin ortaya çıkması ile açılmaları konu edilir. Burada ise bir kasabadaki genç kızların rezil olarak açılmaları hikayesini izliyoruz. Yine bir İskandinav “coming out” filmi olan “Mannen Som Elsket Yngve”de de benzer bir konuyu izlemiştik If kapsamında ancak orada punk tanrılarına, seksenlerin bitişine, ergen bunalımlarına, sevimli oyuncularına saygı duyarak ve de çok eğlenerek izlemiştik bu hikayeyi. Oysa Moodyson bu filmde konuyu yeterince güçlü bulmuş olacak ki pek yan konu eklememiş; ergen bunalımları kasaba sıkıntısına dönüşmüş, kötürüm kızın kendini bir arkadaş grubuna dahil etme isteği motif olarak şık bir şekilde kenarda tutulmuş ama ana konuyu daha da ilgi çekici kılmak için bir şey yapılmamış. Haliyle izlerken sıkılmak çokça mümkün. Elbette özgürlükler diyarı sanılan Avrupa'da da olsa eşcinselliğin toplumsal önyargılar dahilinde homofobi ile karşılaşmasını göstermesi açısından önemli bir film ancak, sinemadan aynı zamanda zevk almamız gerektiği de düşünülürse filmde bulduklarımızı pek de parlak olarak niteleyemeyiz. İki oyuncusunda özel bir sinema büyüsü yok, oyunculukları sade ve doğal. Gerçi Mert, Elin'i canlandıran Aleksandra Dahlström'ü pek güzel bulmuş ama ben pek cazip de bulmadım hanımkızımızı. Neticede “Lilya 4Ever”ına bayıldığımız Moodyson'ın bir İsveç “Gregg Araki”si olmadığı ortada. Yeni filmi “Mamooth”'u tabii heyecanla bekliyoruz, bu ülke sinemalarına uğramasının mümkünlüğü/mümkünsüzlüğü de aklımızda olmasına rağmen.
Not: Pek çok beğendiğim Sean Penn'in ikinci Oscar ödülüne de çok sevindim. Bir haftadır kuş olmuş uçuyorum hatta. “Milk”in iki Oscar sonrasında Türkiye sinemalarına girmesi kesinleşmiştir sanırım artık. Ülkemizin “ben eşcinseli oynamam”, “metroseksüelim diye beni eşcinsel sanmasınlar, erkeğin ben” demeyi bir şey sanan oyuncu bozuntularının da Sean Penn sayesinde oyunculuk nedir görmeleri dileğiyle Sean Penn'i bir de burdan ben tebrik ediyorum.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|