Animal Collective – Merriweather Post Pavillion

Animal Collective hep biraz soyut değil miydi? Ne oldu da "Lion in a Coma" çalarken halay çekiyor halde buldum kendimi bir bar köşesinde? Bu herifler sanatsal-deneysel gürültüler, ne idüğü belirsiz sesler çıkarmıyorlar mıydı yüzlerinde maskelerle? Ne oluyordu bana, duygusal gözyaşları mı bunlar? Adam "I want to walk around with you" diye bağırırken, en sonunda anlaşılır bir çift laf mı ettiler diye hop mu etti yüreğim?

Aslında hiç de böyle kırıcı düşünmüyorum AC hakkında (ve evet bunlar kırıcı laflarımdı, kendimi zorladım, en çok bu kadar çıktı = AŞK). Ve bir AC hayranı olarak hep bir savunmaya geçiyor insan: "Abi bunlar her şarkının sonunda aynı şeyi tekrarlıyorlar, hep aynı numara", "Hacı hiçbir şey anlaşılmıyor söylediklerinden", "İnsan sürekli aynı şeyi dinler mi ruhum ağrıdı." gibi tatsız tepkiler karşısında. Peki, ama nedir bu grubu ve bu albümü bu kadar muhteşem yapan? Nedir?

Önce gruptan bahsediyorum: İsmini hayvandan alan bu grup, önceleri toplam 10 kişinin dinlediği gürültülü mü gürültülü albümler yapardı. Sonra "Sung Tungs" diye bir albüm yaptılar ki, sanki o zamana kadar dinlediğimiz bütün o gürültülerin altında yatan melodileri çok daha açık ve seçik olarak ortaya koydular. AC müziği, olabildiğine ilkel, eğer bir kabile üyesiyseniz, gönül rahatlığıyla şamanınıza tavsiye edebileceğiniz kadar insanı coşkulara getiren bir müzik. Etli, kanlı, topraklı, vücudun çok daha derin yerlerini oynatabilen bir dans bu. Bazen Afrika’yı, bazen Beach Boys'u duyabilirsiniz dinlerken. Ama sekiz albümdür üzerinde uğraşılan, devamlı evirilen, her zaman yeni şeyler deneyen ama en deneysel anlarında bile pop ta pop diyen bir sesleri var: yani Animal Collective'in kendine özgü bir sesi var. Tam da bu nedenle avangart, deneysel, zor gibi cesaret kırıcı sıfatlarla tanımlandığını duymuş olabilirsiniz ve bu da insanları itmez de ne yapar. Ben bile tiksindim o etiketleri yazarken, bu kadar elitist olmaz ki ayol insan bu kriz ortamında dedim içimden. Ama siz internete inanmayın. Animal Collective deneysel olabilir, ama bilim de yapmıyor ya bu adamlar.

Merriweather albümü, belki de bütün bu arayışların, ekleme çıkarmaların, soyutlamaların ve denemelerin en derli toplu, sıcak ve dans edilesi hali. Ama dans ki ne dans! Şimdiye kadar ki en diskotek, en clubber, en el ayak oynatan albümü AC'nin ("pop albümü" demek biraz saçma geliyor bana, zaten her zaman indieden çok, düpedüz Beach-Boy—popu etkileri vardı AC'in şarkılarında (Panda Bear tarafından), o yüzden bu albümü ayırt eden bence popluğu değil, dans dans dans...lığı). Aynı zamanda, ne menem bir muhteşemlikse bu, en duygusal ve coşkulu albüm de yine Merriweather. Eğer inanmıyorsanız bana, Avey Tare'e de mi inanmıyorsunuz, Lion in a Coma'da "Pleeeeaaase Don't Leeeeaaaavee Meeeee" diye bağırıyorken koskoca adam? Hem de ne kadar içten! Bir de deneysellik duyguları öldürür derlerdi, hiç de değil ki. Arcade Fire gibi salya sümüğe karışmadan da (tabi onun zevki bambaşka), arkaya halay ritmi koyarak ta bir insan bu kadar duyguyu tek bir cümleye sıkıştırabiliyorsa, hem göbek atarım hem de bağıra bağıra eşlik ederim. Albümün her şarkısında, bundan önceki albümlerde hep yüzeyin altında sıkışan, neredeyse utangaçça saklanmış duygular, hiç öyle bilmecemsi söz oyunlarına girmeden, açıkça ve tatlı bir masumiyetle şarkıların merkezindeler. Bu demek değil ki Animal Collective Conor Oberst gibi bir itirafçı-emo olmuş. Hala acayip gizemli ve soyut şarkı sözleri. Örn. Summertime Clothes:

My bed is a pool and the wall's on fire Soak my head in the sink for a while It chills my neck and it makes me smile But my bones gotta move and my skin's gotta breathe You pick up the phone and I'm so relieved

Tek tek şarkıları deşip de o şahane, bu muhteşem diye anlatmayacağım. Çünkü hepsi o kadar başarılı, o kadar heyecan verici ve duygu yüklü ki. Başından sonuna kadar bir saniye bile insanı sıkmayan, her yerinden bambaşka renkler, yepyeni sesler fışkıran, insanı hem dans ettiren, hem duygulandıran ve en acayibi de, kalbini sıkıştıran bir albüm. Hani böyle yeni bir oyuncak alırsınız ya sahip olmayı deliler gibi istediğiniz, birden dünyanın merkezine oturur, saçma sapan hareketler yaparsınız, bağıra çığıra zıplayasınız gelir. Bu albümün kapağını ilk gördüğümden beri sabırsızlıkla bekliyordum, hatta hayaller bile kurdum içindeki şarkılarla ilgili. Ve ilk dinlediğimde anladım ki, benim bu yirmi dört yaşımda bir albüm için duyabileceğim en büyük beklentiden, en acayip heyecanlardan bile daha çoğu var bu albümde, hepsini karşıladı beklentilerimin ve daha da çoğu. Belki abartıyorumdur diye bir ay geçirdim Merriweather Post Pavilion'la, acaba o ilk coşku azalacak mı, kendimi mi kandırıyor muyum diye. Hayır efendim. Bana sorarsınız, karşımızda "In the Aeroplane Over the Sea" ya da "Crooked Rain, Crooked Rain" ayarında, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin dinlenecek ve bu yılların, artık indie müzik midir, yoksa pop mu, avangart mı neyse artık, işte o müziğin en önemli albümlerinden bir tanesi olacak bir albüm var.

Ama sizi temin ederim indie-müzik severler, bu albüme 10 veriyorsam, hayranlığımdan değil, gerçekten muhteşem bir albüm olduğu için veriyorum. Bu review işini de aradan çıkardıktan sonra, aşk mektubuma geçmek istiyorum:

Sevgili Animal Collective

Eğer kalbinizde bana da bir yer açabilirseniz...




Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010