Akif Hakan Çelebi Röportajı

Miami’de yaşayan Türk Moda Fotoğrafçısı Akif Hakan Çelebi ile ilk kişisel sergisi olan ve IMA’da (İstanbul Moda Akademisi) yer alan sergisinin açılışından birkaç gün sonra Taksim Urban’da oldukça keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. 2005 ‘den beri işlerini büyük bir hayranlıkla takip ettiğim bir isimle bir arada olmak inanılmaz mutluluk verici idi elbette.

Mütevazı ve içten tavrı sizi yanıltabilecek kadar doğal. Ama işlerini gördüğünüzde böyle kalmayı başardığı için onu sadece tebrik etmek düşüyor bizlere. Böylesine keyifli ve samimi bir sohbete sebebiyet verdiği için ona teşekkürlerimi sunuyorum. Gün ve gün başarısını arttıran bu ismi ve de işlerini durmayın, buyurun daha da yakından tanıyın.

Fotoğraf sanatçılığına adım atmadan önce bir süre TV yapımcılığı ile uğraştığınızı biliyoruz. Peki ya medyadan fotoğrafa kadar ilerleyen süreç nasıl işledi?

Liseyi bitirdikten sonra üniversite eğitimi için Amerika’ya gittim ve İşletme-pazarlama üzerine eğitim gördüm. Fakat asıl yapmak istediğim şey müzik direktörlüğü yapmaktı. Bu sebeple yine Miami’de başka bir okulda TV ve Müzik Prodüksiyonu Yapımcılığı bölümünde 2 yıllık bir eğitime dâhil oldum. Sonra TV kanallarında kameramanlıktan montaja kadar olan geniş bir yelpaze içinde her şey ile uğraştım. Fakat esas olarak oldukça da stresli olan haber kameramanlığı yaptım. Asıl haber de tabir-i caizse kıyıda kalmış mahallelerde olduğundan devamlı stres altında çalışıyordum. Fakat 6 ayın sonunda tüm bu stresin beni negatif enerji ile doldurduğundan duyduğum rahatsızlık sonucu bu işe bir son verip, Miami’de bir ilki gerçekleştirip bir kısa film grubu kurdum. Aslında maddi bir getirisi yoktu fakat verdiği keyif inanılmazdı. Yeni arkadaşlıklar edinmek beraber kısa filmler çekmek son derece keyifliydi. Üçüncü yılın ardından ben gruptan ayrıldım. Şu anda bu grup halen var fakat aktif değil.

Sizin işlerinizle ilk karşılaşmam 2005 yılına denk gelir. O zaman bile inanılmaz profesyonelce olduğunu düşünmüştüm ki, “bile” diyorum çünkü sonradan öğrendiğim üzere 2004 yılında başlamışsınız aslında moda fotoğrafçılığına…

İlk fotoğraflarım 2004 yılına denk geliyor. Ve genele bakarsanız fotoğraf sanatçıları sonradan, ilk yaptıkları işleri pek de beğenmezler. Ama benim için onların yeri çok ayrıdır ve de halen çok beğenirim. Hatta 2004 yılında çekmiş olduğum fotoğraflardan 2 tanesi International Color Awards’ın 2006 yılı yarışmasında finale kalan fotoğraflardır.

Peki, böylesine kısa bir sürede bu denli büyük başarının sırrı nedir acaba?

Sanırım fotoğraf çekmeye hiçbir ticari amaç gütmeden başlamış olmam ve bu nedenle de rahat oluşum, kendime ait bir çizgi çizmemde oldukça yardımcı oldu.

Hobi olarak başlayan fotoğraf sanatını, meslek olarak kabullenişiniz nasıl gelişti?

Tabii ki de işe önce arkadaşlarımı fotoğraflayarak başladım. Onların fikirleri benim için oldukça önemliydi fakat gelen tepkiler hep pozitif yöndeydi. Ben kendi işlerimi elbette beğeniyordum, fakat bir süre bu işte gerçekten iyi olup olmadığımı anlamak adına daha objektif fikirlere ihtiyaç duymaya başladım. Birkaç fotoğrafımı Avustralya’da düzenlenen bir yarışmaya gönderdim. Birkaç ay sonra işe gelen cevap ile birlikte kazanmış olduğumu öğrendim. Belki dereceye girmemiş olsaydım fotoğraf benim için sadece bir hobi olarak kalacaktı. Bu sonucunda ardından daha evvelden fotoğraf çeken kişilerle işlerimi paylaşıp çalışmaya başladım.

Fotoğraflarınıza baktığımda sanki Koreli ünlü yönetmen Wong Kar Wai filmlerinden sahneleri karşılıyor beni. Onun fotografik sinema sanatından etkilendiğinizi söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle ondan ilham almış olduğumu söyleyebilirim. Wong Kar Wai benim de çok sevdiğim bir yönetmendir.

Özellikle ilk işleriniz de fazlaca uzak doğu kökenli model ile çalışmış olmanızın özel bir sebebi var mı? Mesela uzak doğu kültürüne özel bir ilgi mesela…

Esasında Japon kültürüne apayrı bir ilgim var. Fakat bunun yanı sıra fotoğraf makinesinin vizöründen baktığımda kompozisyonda uzak doğulu birini görüyor olmak fotoğrafı daha da fazla sevmemi sağlıyor. Bana Uzakdoğu filmlerini anımsatıyor. Bu nedenle seviyorum onlarla çalışmayı. Benim için bakışlar önemli olduğundan, çok duygusal ve anlamlı buluyorum Asyalı insanların bakış ve yüz ifadelerini.

Fotoğraflarınız inanılmaz bir renk cümbüşü içeriyorlar. Fakat cıvıl cıvıl yinelemelerini kullanmak gerekirken belki de ben ‘duygusal’ diyorum. Onca renk, dikkatten kaçamayacak kadar farklı kıyafet, sıra dışı makyaj ve saç bileşimlerinin yanı sıra etkileyici, duygusal ve romantik oluşu ise ayrıca ilgi çekici. Özellikle de IMA’da düzenlediğiniz sergide yer alan fotoğraflar üzerine konuşursak…

Benim en büyük ilham kaynağım filmlerdir. Onlardan çok besleniyorum. Sadece Wong Kar Wai’nin filmleri değil seyrettiğim diğer tüm eserler buna dâhil. Sinema fotoğrafın aksine izlediğin süreç içerisinde durağanlığı olmayan devamlı ilerleme gösteren bir sanat dalı. Tek bir film değil birkaçını harmanladığında ortaya bambaşka şeyler çıkarabiliyorum. Kendi sevdiğin ve istediğim şekle getirip fotoğraflıyorum.



Sizin adınıza yazılıp söyleniyor, ‘expressionismi fotoğraf ile buluşturan isim’ deniyor. Peki ya siz kendi tarzınız için neler söylemek istersiniz?

Tek bir kelime veya bir cümle ile bunu kendi tarzımı anlatmam mümkün değil. Ben sevdiğim şeyleri sevdiğim tarzda çekiyorum ve başkaları da buna apayrı yorumlar getiriyorlar. Ama yine de fotoğraflarımın daha sinemasal olduğunu söyleyebilirim. Moda fotoğraflarında klasikleşmiş olan fotoğraflardan kaçınıyorum. Kadrajlamam belli fotoğraf kurallarının ötesinde, onlara ayak uydurmadan hareket ediyorum. Fakat elbette bunu bilerek kurallara uymamak adına değil öyle olmasını sevdiğim için yapıyorum.

Modellerin doğal halleri bunun en büyük kanıtı olsa gerek. Sanki fotoğraflandıklarının farkında değil gibiler…

Modelleri yönetmeyi onları yönlendirmeyi sevmiyorum. Çekimle oldukça sessiz geçer. Model nasıl olmak istiyorsa öyle davranır, kendi halinde olduğundan işin sonucunda ortaya yapaylıktan uzak, doğal pozlar çıkar.

Kıyafetler belli tasarımcıları mı ait veya vintage butiklerden mi ediniyorsunuz? Ve makyaj için çalıştığınız özel bir ekip var mı?

Sergideki fotoğraflardaki kıyafetlerin tasarımlarının çoğu Türk tasarımcılara ait, Ezra-Tuba Cetin, Umit Unal, Sedef Calarkan, Selay Gulec ve Gozde Becerikli gibi. Ama başka çekimlerimde marka kıyafetlerin dışında butiklerden aldığım vintage kıyafetlerde kullanıyorum. Sac/Makyaj için genelde ekip değişiyor, devamlı çalıştığım oturmuş bir ekip yok, fotoğraflarımdaki renklerde post yapım sırasında benim tarafımdan modifiye ediliyor.

Peki, tüm bu çekim esnasında veya sonrasında işin photoshop veya editleme kısmı gibi bölümlerde beraber çalıştığınız bir ekip var mı?

Photoshop kısmını kendim yapıyorum. Amerika, Londra, Japonya, arasında devamlı gidip geldiğimden dolayı her zaman çalıştığım belli bir ekibim de yok. Çalıştığım isimler çekim yaptığım şehre göre değişiyor.

(Tam da kendisinden beğendiği fotoğraf sanatçılarının isimlerini almak üzereyken, yakın arkadaşı olan bir diğer moda fotoğrafçısı Nejat Talas da bize katılıyor. Türkiye’den en çok onun işlerini beğendiğini söylerken, artık moda fotoğrafçılığından ziyade reklam fotoğrafları çektiğini de belirtmeden geçemiyor.)

Yurtdışından sevdiğim isimler arasında Tim Walker, Miles Aldridge ve Japonya’dan sanatsal fotoğraf ile ilgilenen birkaç isim daha var. Tekniğinden ziyade, fotoğraflardaki gerçeklik ve duyguyu seviyorum.

Çalışırken özellikle tercih ettiğiniz bir müzik türü, bir grup veya bir albüm var mı?

Genellikle fotoğraf çekerken müzik dinlemiyorum ama editleme aşamasında dinlerim. Morissey, The Smiths, The Cure, Depeche Mode ve Björk sevdiğim isimler arasında.

(Bunun üzerine biraz Morissey’in yeni albümü ve eski albümü, biraz da konser muhabbeti, yudumlanan çay ile daha keyifli kılıyor zamanı, fakat kayıt cihazının bitmekte olan şarjı ile beni bir heyecan sarıyor tabi ve de son sorulara geçiliyor.)

Okuyucularımızdan moda ve de fotoğraf ile ilgili olanların sayısı bir hayli fazla. Bir moda fotoğrafçısı olarak, birkaç tüyo verebilir misiniz onlara?

Fotoğrafta en önemli şey samimi olmak, kendi olmak... Dürüst olmak çok önemli…

Çekimlere bir tema ile mi başlıyorsunuz yoksa konu çekim esnasında doğaçlama mı gelişiyor?

Temanın ne olacağına karar verip yaptığım çekimler de var. Fakat onlar daha çok reklam çekimleri oluyor. Ama tema olsa bile yine de değişebiliyor.

IMA’daki sergide bir tema var mıydı peki?

Önceden karar verilmiş bir tema yoktu. Sadece çekimlerin Balat’da olacağı kararını önceden vermiştik. Ben improvize etmeyi seviyorum. Bazen çekimin yapılacağı mekânı gidip görmediğim bile oluyor. Daha evvelden karar vermediğimden doğaçlama işler ortaya çıkıyor.

Fotoğraflarınızda planlı çekimler yapmayı sevmiyorsunuz. Peki ya hayatınız hakkında gelecek planlarınız var mı? Mesleğiniz adına?

Gelecek hakkında fazla planım olduğunu söyleyemeyeceğim. Bunun sebebi ise büyük planların bozulacağına inanıyor olmamdır. Gelecek için beklentilere sahip olmadan, hayatı oluruna bırakıyorum. Böylesi daha keyifli kılıyor hayatı.

Böylesine keyifli bir sohbet için çok teşekkür ediyorum size Hakan Bey.


Ben teşekkür ederim.

http://hakanphotography.com




Anasayfa>>
Moda Bölümü>>

   

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda | Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010