Frost Nixon
Politik bir içeriği olan, hatta politik bir gerçeğe ışık tutma iddiasında olan bir filmden bahsederken sinemasal bir izlek çoğu zaman yanıltıcı olabilir. Frost / Nixon filmini değerlendirirken tarihi gerçekleri ortaya koymaya kalkacak halimiz yok, fakat izleyicinin ve okuyucunun filmde anlatılan hikayenin gerçeği yansıtma iddiasında olduğunu asla unutmaması gerektiğini belirtmek gerekir. Zira Türkiye tarihi pek çok benzer politikacı gördüğünden, bu durum tehlikeli bile olabilir.
Adının da vaat ettiği üzere Frost/Nixon, bir önemli röportaj çerçevesince paralel giden iki hayatın yarı-biyografik hikayesini anlatıyor; Richard Nixon ve David Frost. Yazının ilerleyen kısmında, filmden öğrenilen kadarıyla bu karakterleri anlatacağımdan dolayı, bu özel şahsiyetler hakkında, şu anda film dışı bir tanıtım yapmayı gereksiz buluyorum. Senarist Peter Morgan ve yönetmen Ron Howard da benzer bir şekilde düşünmüş olacaklar ki, bahsi geçen karakterlerin, sadece röportaj öncesindeki ruh hallerine odaklanmayı tercih etmişler. Bu durum sinemasal açıdan saygı duyulması gereken bir karar olsa da, özellikle Richard Nixon karakteri hakkında seyircide problemli bir algıya sebebiyet verdiği gerçeğini de pas geçemeyiz.
1969 – 1974 yılları arasında ABD'nin başkanlığını yürütmüş ve meşhur Watergate skandalı haricinde pek çok suçla itham edilen Nixon hakkında film veri düzeyinde çok şey söylemekle birlikte, hissettirdiği gerçeklik bilgilerle örtüşmüyor. Filmde birkaç kez altı çizildiği gibi görsel sanatlarda anlatılan ile gösterilen arasında çok büyük bir uçurum oluşması muhtemeldir. Dünya çapında milyonların ölümünden sorumlu bir kişiyi bu kadar iktidardan uzak ve aciz göstermek; insani yanları ve duygusal çalkantılarıyla ön plana çıkarmak; bu kişiyi dönemsel olarak tanımayan sinema seyircisinde çok farklı bir algı yaratacağının gözden kaçmış olabileceğini düşünmek sanırım doğru olmaz. Herhalde Richard Nixon'ın insani yönünü ele almaya çalışan bu yapıtta asıl sorgulanması gereken belki de yöntemi olabilir.
Ron Howard belgesel-film metotlarını sinemasına güzel bir şekilde uyarlamış. Filmdeki karakterlerin, belgesel demeci verir gibi sürekli aralara girerek mevcut durum ve sonrasına dair görüşler aktarması seyircinin kafasını karıştırma ihtimalini beraberinde getirse de, yaratıcı bir yöntem olduğunu teslim etmek gerekir. Zaten gerçek bir hikayenin filmi olan Frost/Nixon'da böyle bir yöntem kurgusal anlamda pek çok artı kazandırsa da, yapısal anlamda önüne geçilemez bir dezenformasyonu da beraberinde taşır.
Filmin dramatik yapısında gördüğümüz Rockyvari tempo sonucunda, seyirci olarak son raunda kadar yükseliyor ve nakavt sonucunda buruk bir sevinç yaşıyoruz. Buruk bir sevinç yaşıyoruz çünkü Frost'un Nixon'ı yenmesi noktası bizim için kazanılmış bir zaferden ziyade, bahşedilmiş bir yenilgi gibi aktarılıyor. Film boyunca Süleyman Demirel'den altta kalmaz kıvrak zekasını seyrettiğimiz Nixon'ın yenilgisi, seyircide tatmin yaratmıyor.
Sonuç itibarıyla baktığımızda "filmden öğrendiğimiz Nixon" aşağı yukarı şöyle: maddi ve manevi zorluklar atlatmış, gençliğinde idealist olan, şanssız bahtı sonucunda kötü olaylara karışmış fakat vatansever biri. Açık olarak eleştiri getirilen tek konu ise paraya olan düşkünlüğü. Diğer tarafta David Frost ise şöhreti seven ve şöhreti emek emek kazanan, gözü yukarda, kadınlara düşkün bir karakter.
Nixon karakterine böyle bir yaklaşım getiren, İngiltere'deki bir tiyatro oyununun, makûs Bush sürecini tamamlayan bir Amerika'da filme alınmasının bir anlamı var mıdır? Elbette iddia edemeyiz fakat bunu göz ardı etmek de saflık olur. Filmden alınan verilerin üzerine birkaç küçük araştırma yapacağını varsaydığımız seyirci için hem keyifli hem de karakterli bir film bekliyor. Fakat duyguları perçinlenecek ve ardından hiçbir araştırma yapmaya tenezzül etmeyecek bir seyirci için bu film, geçmişte pek çok hayatın ölümüne sebebiyet vermiş politikacıları affedivermek için bir zemin olacaktır.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|