Ece Sükan - Röportajı
Hepimiz, bu ülkede Ece Sükan’ı, adını her nerede duysak, artık onunla yaşayan ‘vintage’ kelimesi ile anımsıyoruz. Ama o bilinen yönüyle bir model veya bir vintage butik sahibi olmanın da ötesinde, hayatının her anını başka başka şeylerle doldurmuş, ne mankenlikte ne de moda yazarlığına saplanıp kalacak kadar sıkılmamış hayattan ve hep yeni heyecanlar ve de başarılar aramış biri olarak çıkıyor aslında karşımıza. Bir model olmanın böylesine zor olduğu bir ülkede, adını sadece güzelliği ile değil, yaptığı işlerle ve el attığı tüm diğer işlerdeki başarıları ile de duyurmuş birinin bu sayfalarda ağırlamak bizler için bir nevi sevinç adeta. Tüm bu yoğunluğu içerisinde bizleri kırmadığı ve verdiği samimi cevaplar için teşekkürü bir borç bilip, onun hayatına dair belki de hiç bilmediğiniz yönlerini öğrenmek adına sözümü kısa kesiyor ve bu keyifli röportaj ile sizleri baş başa bırakıyorum.
• Ece Sükan’ı en iyi tanımlayan kelimeler nelerdir?
• Samimi, enerjik, üretken, fevri, merhametli, melankolik
• ODTÜ Psikoloji Bölümü mezuniyeti ardından, moda editörlüğü, oyunculuk, modellik, sunuculuk, seslendirme. Bu nasıl bir süreçti sizin için? Herhangi bir tanesini gerçekleştirmek için uzun zamandır süregelen planlarınız var mıydı? Yoksa tüm bu gelişimi sadece şans olarak değerlendirebilir miyiz?
• Çocukluğumdan beri hep çok yönlüydüm, çok faal ve sosyaldim. Bunların bir yansıması olarak, şu an da birbirini besleyen birçok işle uğraşıyorum. Önceden planlamamıştım, doğal olarak gelişti hepsi. Ama tabii modayla ve kamerayla ilgili bir şeylerle uğraşacağımı seziyordum.
• Türkiye’de modellik mesleğinin zorluklarını az çok biliyoruz. Peki ya bu mesleği icra etmenin ve de özelliklede önyargının bu denli yüksek olduğu bir ülkede model olmanın en büyük negatif yönü nedir ve de tanınan bir model olduğunuz için sizi gerçekten zora sokan durumlar yaşadığınız zamanlar oldu mu?
• Modellik Türkiye’de dediğiniz gibi oldukça zor bir meslek. Ben kendi iç sesimi dinleyerek ve bu zorlukları düşünmeyerek girdim bu işe. Bir planın parçası veya basamak değildi benim için, yapmaktan zevk aldığım bir işti hep. Ama gerek Türk toplumunun önyargıları ve mesleği layıkıyle yapmayanlardan sebep olumsuz durumlar yaşanıyor etrafta. Ben seçimlerimi yaparak bu olayların dışında kalmayı biraz başardım sanki. Çünkü benim her zaman yaptığım başka işler de vardı, hiçbir zaman modelliğe bağımlı kalmadım. Moda editörlüğü de benim için vazgeçilmezdi tüm bu zaman boyunca. Tabii tanınmış biri olmanın zaman zaman basınla ilişkilerde zor durumlar yaşattığı da bir gerçek.
• En son, Paris Moda Haftası’ndan bir görüntünüzle vogue.co.uk adresinde vintage butik sahibi adı altında seçilen “Street Chic”’lardan biri olarak karşımıza çıktınız. Peki ya Paris Moda Haftası’nda kimin defilesinde yer almayı, yurtdışında en çok kimin tasarımları ile boy göstermeyi ve de kimlerle “catwalk”u paylaşmak isterdiniz?
• Moda haftalarına gitmeyi seviyorum. Geçen yıl da moda programım için gidip birçok röportaj ve çekim yaptım. Bu dönemde de benim de uluslararası birçok sitede ve dergide fotoğraflarım yayınlandı. Defilesine çıkmak olarak sorarsanız, ‘ Givenchy’nin defilesine çıkmak isterdim. Model olarak Maria Carla Boscana’yı çok beğeniyorum. Çok da samimi ve tatlı bir kız. Onunla çıkmak isterdim, kuliste de eğlenirdik.

• En beğendiğiniz 3 eski 3 yeni modacı ismi alalım sizden.
• Thierry Mugler, Elsa Schiaperelli, Cristobal Balenciaga. Yenilerden Ricardo Tisci ( Givenchy), Nicolas Ghesgiere (Balenciaga), Stefano Pilati ( YSL)
• Peki ya Türkiye için diye sorarsak?
• Türkiye ‘de zaten çok az olan moda tasarımcısı arkadaşlarımın hepsinden beğendiğim birçok şey var.
• Modellikten daha çok sahip olduğunuz ‘effortless’ (çabasız) olarak adlandırabileceğimiz stilinizle kendinize apayrı bir yer edindiniz. Sizi ‘vintage kraliçesi’ olarak nitelendirenler bile var. E hal böyle olunca size bir soralım: Stil sizce nedir ve de nasıl olmalıdır?
• Stil, bireyselliğimizi ifade etme biçimimizdir. Başkası gibi olmaya çalışmak değil, özgünlüğümüzü teşvik etmek ve iç sesimizi dinlemektir bence. Bu noktada modayı takip ederken onu algılayış ve kendimize göre yorumlayışımız bizim stilimizdir. Yani modayı körü körüne takip etmek asla değil tabii ki..

• Sahibi olduğunuz ‘Ece Sükan Vintage’ adlı bir butiğiniz var. Bir de Ankara’da sizin de ara ara gittiğinizi bildiğim hatta birkaç yıl öncesine kadar annenizle sık sık karşılaşabildiğim, yine sahibinin annenizin de çok yakın arkadaşı olduğu, ‘İkinci El’ adlı ikinci el ve de vintage sayılabilecek değerli eşya ve giysilerin satışını yapan küçük bir dükkân var. Acaba vintage’a olan tutkunuzun başlangıcı ve de bunu bir butik haline getirme fikri bu küçük dükkân ile şekillenmiş olabilir mi? Ve bu butik fikrinin oluşumdan bizlere biraz söz eder misiniz lütfen.
• Butik fikri çok ani gelişti. 2.el’ e ve‘ vintage’ a olan ilgim eskiden beri vardı. Ankara’dayken de alıyordum oralardan. New York dayken ve moda editörlüğü yaptığım sürece de toplamaya devam ettim. Sonra tesadüfen mekânı bulmam sonrasında butik açmaya karar verdim. ‘ ‘İkinci El’’den de güzel parçalar almıştım butiğim için.
• Çocukluğumu çok etkilemiş bir karakter var ki halen hayal gücümde tatlı bir rol oynar: Uzun Çoraplı Kız Pippi. Ve onun seslendirmesini yapan kişi ise siz. Bir de diğer çocuk programları sunuculuğu. Küçük yaşlardan itibaren birbirinden ayrı birçok işi yapmanın, tiyatro sanatçısı bir annenin kızı oluşunun getirdiği bir şans ve kendine güven diyebilir miyiz acaba?
• Annemin tiyatro ve seslendirme sanatçısı olması mutlaka etkili oldu. Küçüklüğümden beri, tiyatro kulislerinde ve seslendirme stüdyolarında geçen zamanlar sonucunda benim de bu işlere bulaşmam kaçınılmazdı. O yaşlarda da birçok tv programı ve seslendirme yapmıştım, video filmlerde oynamıştım. Trt de uzun süre ‘ Cumartesiden Cumartesiye’ adlı bir programı Kayahan ile beraber yapmıştık. Ben uzaylı rolündeydim o zamanlar. Bir yandan Ankara Devlet Opera Balesinde bale, sonrasında folklor… Dediğiniz gibi hep sahnede ve kamerayla haşır neşir bir çocukluğum oldu.
• Rol aldığınız ‘Aşk Yakar’ adlı dizi ile birlikte sanırım ününüz biraz daha artacak. Orada rolünüzle bir nevi araya giren kadın imajı çiziyorsunuz. Bilirsiniz bizim insanımız dizilerdeki karakterleri ciddiye almayı çok sever. Acaba kötü tepkiler almaktan ve akılda öyle yer etmekten hiç çekindiniz mi? Çünkü temposu çok iyi giden ve sizi daha fazla kitleye tanıtacak bir dizi.
• Oynadığım karakter, içinde bulduğum hikâye ve yazılan senaryo çok evreli ve ustaca düşünülmüş şekilde. Belda da çok gerçek bir kız. Hiçbir zaman klişe kötü kadın çizgisinde değil. Belda’nın çok katmanları var, savunma mekanizmaları var, sebepleri var. Bunlar zaman içinde görülecek. Ayrıca izleyici sanki eskisi kadar bilinçsiz değil diye düşünüyorum.

• Bu kadar ayrı mesleğe bir de öğrencilik yıllarında bir radyo da djlik yapmayı da ekleyelim isterseniz. New Wave üzerine kurulu, az söz çok müzik tanımına uygun bir program. Peki ya müziğin sizin hayatınızda ki rolü nedir? Olmazsa olmazlardan biri midir sizin için?
• Tabii.. Gün içinde her an dinlerim, uyanır uyanmaz, evde, arabada, butikte, çekimde, yolda.. 
• Öyleyse önce sizin hayatınızdaki top 5’i alalım, sonrada 2008 in Ece Sükan için en iyi 5’ini.
• Ailem ve köpeğim, aşk, arkadaşlarım, sevdiğim işi yapabilmek, seyahat edebilmek. 2008’de birçok güzel şey oldu benim için, ‘ Aşk Yakar’ ve Ntv’deki moda programım ilk aklıma gelenler.
• Ve son olarak da sinemadan en iyi 5’i alıp sizi yoğun çalışma temponuz ile baş başa bırakalım. Çok teşekkür ediyoruz bizlere zaman ayırdığınız için.
• ‘ Blow up’ Michelangelo Antonioni, ‘ In the Mood For Love’ Wong-Kar Wai, ‘ Playtime’ Jacques Tati, ‘ Contempt’ ( Jean Luc Godard), ‘Fahreniet 451’ ( Francois Truffaut).


Anasayfa>>
Moda Bölümü>>
|