Yes Man – Bay Evet

Son senelerde kariyerinde farklı bir yol açmak isteyen Jim Carrey’nin bünyesinde barındırdığı potansiyeli bu kadar geç fark etmiş olması üzücü bir durum. Adamın filmografisine şöyle bir göz attığınızda çoğu sulu komedinin arasından tek tük The Truman Show, Man on the Moon gibi çok başarılı yapımlar ve Carrey’nin kariyeri içinde sivrilen ilginç ve ciddi karakterler göze çarpıyor. En son sinemalarımıza gerilim filmi The Number 23 ile teşrif etmiş Carrey’nin Eternal Sunshine of the Spotless Mind’taki başarısından sonra ciddi rollerde kendine daha fazla şans tanıyacağından emindim.

Bu yüzden herkese olduğu gibi bana da Liar Liar’ı anımsatan “bir adam her şeye ‘Evet’ demeye başlar ve hayatı değişir” temalı Yes Man ile çıkagelmesi bende ayrı bir hayal kırıklığı yarattı mı? Evet.

Bu nedenle koşa koşa gitmediğim film vaat ettiği eğlenceyi fazlasıyla verdi mi? Evet.

Ama komedi anlamında beklediğimden çok da fazlasını bulabildim mi? Hayır.

Temel sorunun da burada olduğunu düşünüyorum. Yaptıkları komedilerle belli bir yere gelmiş olan aktörler bir yerden sonra farklı bir projede yer almış olsalar bile seyircide, “Cem Yılmaz yaptıysa komiktir” benzeri bir izlenim bırakıyor. Haliyle komedi filmi olarak lanse edilen Yes Man’i izlemeye “Jim Carrey madem eski tarzına dönmüş, bayağı bir güler eğleniriz en azından” düşüncesiyle gidiyoruz. “Ne umduk ne bulduk” durumuyla bizleri baş başa bırakan Carrey’den bilare bahsedeceğim ama önce ‘Hayır Adam’ Carl’ı biraz tanıyalım. Hayattan bezmiş, hiçbir şeyden mutlu olmayan, zaten böyle bir çabası da olmayan, istisnasız her şeye “hayır” demeyi felsefe edinmiş gibi duran, hatta bundan bariz bir şekilde keyif de alan bir adam (Yer yer bezmişliği ve üşengeçliğiyle de bana kendimi hatırlatan bir kişilik olduğunu da eklemezsem çatlarım).

Artık kendisinin bu tavırlarından bunalmış olan kankası bile Carl’a tahammül etmede sınıra dayanmış. Derken ‘Hayır Adam’ımız, “Just Say Yes” seminerlerine katılarak bir “Evet Adam”a dönüştüğünü söyleyen eski bir arkadaşıyla karşılaşması sonucu bu seminerlerden birine katılma kararı alıyor. Semineri düzenleyen kişi ise, Terence Stamp’ın gözüktüğü her sahnede müthiş enerjisiyle filmi Carrey’den çalan bir performansla oynadığı Terrence Bundley. Bundley’nin kendisiyle yaptığı anlaşma sonucu Carl’ın hayatında yeni bir sayfa açılıyor. Artık her şeye “Evet” diyen Carl sayesinde biz de filmin eğlenceli kısmına geçiyoruz nihayet.

Aslında film bu noktadan sonra bile aman aman güldürmese de düzeyli bir romantik-komedide olması gerektiği gibi doğal ve keyifli bir atmosfer sunuyor. Yalnız, tüm sulu Jim Carrey komedilerinin yanında hayata verdiği mesajlar açısından oldukça ciddi ve oturaklı bir yol çizen Yes Man, bir yerden sonra seyircisini komedi anlamında yeteri kadarı yakalayamadığını fark etmiş olacak ki, araya çok da gerekli olmayan, manasız ve eşeğin kulağına su kaçırmak diye tabir ettiğimiz cıvık espriler sokuşturulmuş. Bilhassa Carrey’nin eski komedilerinde sırıtmayacak hatta çok da uygun kaçacak yaşlı teyze ile ilgili muhabbetin böyle sıcak, sevimli bir havada ilerleyen filmde çok abartılı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca internetten İran’lı kadın sipariş etmek komik esprileri beraberinde getirse de tavır olarak pek hoş değil.

Carrey’i ise oynadığı diğer projelerin kendisine sağladığı deneyimle önceki filmlerine nazaran çok daha az –affınıza sığınarak- şaklaban buldum. En azından garip yüz mimiklerine, güldüreyim diye şekilden şekle girdiği saçma sapan hallere bu filmde daha nadir rastlıyoruz. Dram yönünü komedi filminde bile olsa ön planda tutmayı başarması ya da bu konudaki azmi Carrey’nin kariyeri için önemli bir adım. Bu açıdan aktörün performansının bana ayrı bir tat verdiğini de söyleyebilirim. Masmavi gözleriyle erkek izleyicileri kadar bayanları da etkisi altına aldığını düşündüğüm Zooey Deschanel ise, güzelliğinin yanında doğal ve sempatik tavırlarıyla oyunculuk konusunda da seyircide hoş bir izlenim bırakıyor. Özellikle söylediği şarkılara ve o anki ifadelerine hayran kalmamak mümkün değil.

Tüm bunlar dışında, zaten filmle ilgili söyleyecek her şeyimi söylemiş olduğum için kısaca Yes Man’in izlenesi, optimist felsefesinin bazı izleyiciler üzerinde bırakabileceği olumlu etki dışında çok da hatırda kalacak bir film olmadığını belirtmek isterim. O değil de Karl Marx esprisine salonda tek gülen kişi olduğuma üzüleyim mi sevineyim mi bilemedim…




Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010