Inkheart – Mürekkep Yürek
Hayal gücü, güzel şeyler üretmeye yaradığında insanda olabilecek en güzel özelliklerden biri… Hayal gücü geniş bir insan, dünyayı diğerlerinden daha farklı görüyor, algılıyor ve yorumluyor. İşte Inkheart’ı da böyle bir insan yaratmış kuşkusuz. Mürekkep Yürek, ilginç konusuyla daha ilk andan dikkati çekmeyi başarıyor. Cornelia Funke’ın romanından uyarlama olarak karşımıza çıkan yapım, fantastik roman uyarlamaları görmek isteyenleri sevindirecek olsa da, çocuklara yönelik olmasından yakınanlar da olacak gibi gözüküyor.
Kitaplara düşkün olan bir anne-baba-kızdan oluşan şirin bir aile karşımıza çıkıyor ilk anda. Fakat bu aile sıradan bir aile değil, baba ve kızı kitapları yüksek sesle okuduklarında kitaptakiler gerçek dünyaya geliyor ve bunlar olurken gerçek dünyadan biri de kitaba gömülüyor! Mortimer, Inkheart adlı kitabı okurken karısı Risa ise kitaba giriyor. Bu andan sonra Mortimer karısını kurtarmak için kitabı aramaya başlıyor ve en sonunda bulduğunda ise kitaptan gelen kötü karakter Capricorn onları buluyor ve aralarında büyük bir çekişme başlıyor.
Mumya filmlerinden tanıdığımız ve bu filmde görmekten şaşırmadığımız Brendan Fraser, Mortimer rolünde karşımıza çıkıyor ve kendinden bekleneni veriyor. 12 yaşındaki Meggie’yi canlandıran ve aslında 17 yaşında olan Eliza Bennett bu rol için fazla büyük kaçsa da ve “dünyada bu rolü oynayabilecek 12 yaşında kız mı kalmadı” dedirtse de, o da gayet güzel bir performans sergiliyor. Yan rollerde “olmamış” dedirten bir rol gözümüze çarpmıyor, özellikle Tozparmak Paul Bettany genç kızlara şölen tadında. “The Queen” filmindeki rolüyle Oscar kazanmış Helen Mirren ise takdire değer. Hele ki ormanın içinden motosikletle çıkageldiği sahnesi ve hayal ürünü olan en güzel yaratık “unicorn”un üstünde dörtnala haliyle “maşallah” dedirtiyor.
Senaryoya gelecek olursak, kitabı okumamış bir insan olarak kitap ile karşılaştırma yapamayacağım; fakat dikkatimi çeken bir mantık hatası var… Kitabı bulmak üzere son çare olarak yazarın evine gelen kahramanlarımız, yazarın Capricorn tarafından esir alınmasına neden oluyor. Yazar, Meggie ile birlikte zindandayken, kurtulmaları için kitabın sonunu tekrar yazarak değiştirmeye çalışıyor ve işte tam bu sırada sadece onun yazdığı okunduğunda işe yarayacağı açıkça vurgulanıyor. Filmin son sahnelerinde ise görüyoruz ki, Meggie hızlı hızlı koluna yazdıklarını okumakta ve yazdıklarını gerçekleştirmeyi başarabilmekte. Bunun gibi birkaç küçük detaya dikkat etselerdi, senaryoyu daha özenli bulurduk. Bu dikkatsizliği de çocuklara yönelik olmasına bağlayabiliriz, çocuklar mantık hatalarına takılmaz; bulutlara kuşlara bakar çünkü.
Filmde oldukça didaktik bir hava var. Her yerden kitap fışkırıyor, herkes kitap tutkunu… Kısacası çocuklara kitap okumayı sevdirme amacı gözümüzün içine sokulmuş durumda. O kadar abartmışlar ki, filmde “Kitap, onu okuyanı çok sever, onun arkadaşı olur” tarzı bir cümle bile geçiyor. Bu kadar çok gözümüze sokulsa da, geliştirici olduğu için yine de saygı duyuyoruz. Aile bağları, yardımseverlik, kötülerin her zaman kaybettiği gibi mesajlar da ilk gözümüze çarpanlar…
Sonuç olarak, kitaplardan fırlamış acayip tiplemelerle renk katılmış, uçan maymunların, “unicorn”ların karşımıza çıktığı, sürükleyici olan Iain Softley filmi, ufak tefek yaralarla kurtulmayı başaran, yönetmen için umut vaat edici bir film olarak karşımızda.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|