The Whitest Boy Alive- Rules
1999 senesinde Kings of Convenience ile müzik piyasasına adım atan ve o günden bugüne yakın zaman müzik sahnesinin 'en nevi şahsına münhasır' karakterlerinden biri olmuş Erlend Øye'in bir başka projesi The Whitest Boy Alive'ı duymayanınız pek yoktur herhalde. 2006 senesinde ilk albümleri Dreams'i yayınlayan The Whitest Boy Alive, 2009'da Rules albümünün çıkacağını duyurarak “acaba tek projelik bir oluşum mu bu?" sorusuna cevap vermiş oldu. İşin özü, The Whitest Boy Alive, Erlend'in “esas kankası” Eirik Glambek Bøe ile Kings of Convenience'a bi süre ara verip, bassta Marcin Öz, davulda Sebastian Maschat ve tuşlu çalgılarda Daniel Nentwig ile Berlin'de kurduğu, en başta elektronik soundlu bir grup olarak başlayan fakat giderek bu yapının dışına çıkan bir müziğe çevrilmiş bir grup.
The Whitest Boy Alive’dan yeni bir albüm fikri beni ve elbette tüm fanlarını çokça heyecanlandıran bir haber olmuş olsa gerek. Bence zamanlama da gayet güzel olmuş. 33 yaşındaki Erlend, diskografisinde taş gibi 2 tane Kings of Convenience albümü, 1 adet solo albüm (Unrest) ve mis gibi bir albüm olan The Whitest Boy Alive - Dreams'i barındıran, böylece de 'kendisinden kötü birşey çıkmaz' kanısını kafamıza sokabilmiş bir müzisyen. Ve açıkcası düşüncemiz bir kez daha haklı çıkmakta.
Albümü dinlemeye başlamamla beraber yüzümde ister-istemez bir gülücük oluştu. Rules'u dinlemeye başladığınızda büyük ihtimalle diyeceğiniz ilk şey, "işte ya, The Whitest Boy Alive, nasıl da özlemişim". Bunun anlamı Dreams ile tanıştığımız grubun genel tarzının ve kendisinden aldığımız hazzın çok benzer olması. Fakat bu demek değil ki grup kendini tekrar etmekte. Şarkılara biraz kulak kabarttığınızda ince detaylarda büyük değişiklikler olduğu dikkat çekiyor. Aynen ilk albümdeki gibi, minimal sound, minimal davullar, bu davullar üzerine yine küçük ama mükemmel bass hareketleri. Şöyle ki, gitar varlığını yitirmeden, biraz daha geri plana atılmış. Yine yer yer melodileri vermekle beraber daha çok ritmik bir eleman olarak şarkılara katılıyor. Her şarkıda gitar duymakla beraber, ilk albümden alışık olmadığımız yoğunlukta klavye kullanımları ön planda.
Rules'un grubun ilk albümü ile bize tanıtmış oldukları sounda/tarza yakın tınladığını söylemiştim, fakat albüme kulak verdikçe derinlerde çok türlü açılımlar olduğu gözlerden kaçmıyor. Özellikle Funk'a, 70'ler dans müziğine ve hatta Reggae'ye kadar giden küçük küçük göndermelerden bahsediyorum. Fakat yine de bunlar yalnızca “küçük küçük”.
The Whitest Boy Alive bu albümünde de "basitliği" ile göz kamaştırıyor. Basit ve güzel. Büyük bir albüm eleştiri klişesi olan "grup bu albümde olgunlaşmış' etiketi belki de kimseye yakışmadığı kadar kendilerine yakışıyor.
Albüm kesinlikle küçük küçük de olsa, baştan sona kıpırdatıyor. Tabi bu konuda çok yüksek anlar da var albümde, mesela 'Timebomb' ve' Courage' gibi.'Timebomb' adlı şarkının başlangıcı ve bitişi arasındaki fark şaşırtıcı. 2.30. dakikasından sonra koca bir kulüpte dans etmeyecek insan bırakmayacak bir şarkıya dönüşüyor. Bunda en büyük payı herhalde albüm boyunca groove’u düşürmeyen basscı Marcin Öz ve davulcu Sebastian Maschat sağlıyor. Ve tuşlu çalgıların başındaki isim Daniel Nentwig'in de grubun soundunu olgunlaştırıp ilk albümden bugüne taşımasında çok büyük etkisi var.
Erlend Øye gitarını gayet basit çalıyor. Vokali ise her zamanki bildiğimiz vokal Yine bildiğini okuyor vokal olarak, bir değişiklikten bahsedemeyiz ama kendi adıma bu bir sorun değil.
Albümde kötü şarkı yok diyebileceğim gibi, ilk dinleyişten itibaren göze çarpan Intentions şu anki favorim diyebilirim. Rollercoaster Ride ise olabilecek en duygusal rollercoaster deneyimi olsa gerek. 9. şarkı Promise Less or Do More ise The Whitest Boy Alive'ın ilk albümünden hala zihnimden ve kalbimden atamadığım bir şarkı olan Inflation'ın mükemmel gitar-bas yürüyüşünü hatırlatan bir hale bürünüyor. Hemen ardından gelen Dead End ise grubun en İngilizleştiği nokta olsa gerek. Son şarkı Island ile de, yine albüm genel havasına bürünüyor ve ardından mutlu bir biçimde baştan dinlemeye başlıyoruz.
Özetle, bu albümde karşımızda olgun, her elemanı ayrı başarılı ve aynı zamanda ciddi anlamda 'bütün' oluşturmuş bir grup görüyoruz. Rules, grubun ilk albümünü ve dolayısıyla grubu sevenlerin kesinlikle mutsuz olmayacağı bir albümdür. Eğer Kings of Convenience'i da fazla akustik ve heyecansız bulanlar varsa, onlar için de orta yolu bulmak bakımından iyi bir şanstır. 2009'da adından söz ettireceği kesin olan bir albümdür. The Whitest Boy Alive bir kez daha Türkiye’ye gelmeli ve Erlend yine tatlı tatlı seyircilerle dans etmelidir.

Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>
|