Jim Jarmusch

“Ben kendimi hala uyduruk bir film yönetmeni diye değerlendiriyorum. Çünkü ben, aslında, film yapmaya arkadaşlarımla birlikte başladım ve yazma işini kafamda onlarla birlikte yürütüyorum.” 1994 yılında yapılan bir röportajda kendisini bu şekilde gördüğünü belirten Jim Jarmusch’u, geride bıraktığı filmlerinin yanı sıra kendisinden sonraki kuşaklara kattığı sinema anlayışını da göz önüne alarak, kendi açıklamasından aksi yönde çok farklı bir konumda değerlendirmemiz yanlış olmayacaktır. Devam >>

 

 

Vicky Christina Barcelona

“I believe that sex is a beautiful thing between two people. Between five, it's fantastic.”

Woody Allen’a ait bu sözler aslında kendisinin son filmi Vicky Cristina Barcelona’da ortaya koyduğu kadın-erkek ilişkilerinin bir özeti niteliğinde. Yönetmen, senelerdir filmlerine ev sahipliği yapan New York’u terk edip İngiltere’ye geçtiğinde tarzının bu kadar dışına çıkacağını ve Match Point gibi sınıf atlama hırsı üzerine başarılı ama bir o kadar da sert bir yapımla çıkageleceğini kimse tahmin etmemişti herhalde. Devam >>


 

 

Vali

Siyasî sözü olan bir filme sinematografik açıdan yaklaşmak oldukça zor. Nihayetinde siyaset, hepimizin hayatını belirleyen ve ister istemez sinemadan daha önemli bir hadise. Fakat ilk haftasında iki yüz bin kişi tarafından seyredilen Vali filmini, önermeleri ve iddialarından bağımsız olarak değerlendirmeye çalışacağım. Devam >>



Avustralya

Romeo ve Juliet ile Moulin Rouge‘un ardından Baz Luhrmann’dan yine bir iyi-kötü savaşı seyrediyoruz. Adından da anlaşılacağı üzere hikâyemiz istilacı İngiliz orduları tarafından işgal edilen aborjinlerin anavatanı Avustralya’da geçmektedir. Bu nedenle bütün güzelliğiyle arz-ı endâm eden Nicole Kidman ve pek yakışıklı hemşerisi Hugh Jackman filmde bütün cazibeleriyle kullanılırlar. Bu da yetmez, yan karakterler bu harika çiftin üstünlüklerini kanıtlarcasına filmin 165 dakikalık temposuna ve sürekli mücadele haline dayanamayarak patır patır dökülürler. Filmin sonunda ise, sadece bu kutsal ikili bütün mücadelelerden sağ çıkar ve bütün görkemleriyle filmi noktalarlar.Devam >>


Süt

Semih Kaplanoğlu'nun son filmi olan Süt, ilk kez Venedik'te Altın Aslan için yarışmış, ardından da 45. Antalya Film Festivali'nde gösterilmiş ve göz yumulamayacak kadar kişiden kötü eleştiriler almıştı. Bazıları filmi anlaşılmaz bulduğunu ve vizyona sokulursa halkın bu yapımdan nasıl anlayacağını sordu. Kaplanoğlu ise gayet beklendik bir şekilde, filmlerini toplum için değil, kendi için yaptığını izah etti. Onun bu yanıtı bile Süt'ün daha çok aşağılanmasına alet edildi. Sonuç olarak da film, 'anlaşılması güç bir imge çorbası' olarak etiketlendi ve gişede bir felakete yol açtı. İki hafta kadar vizyonda kalan film, 1900 kişi tarafından izlendi. Yönetmen, Yusuf Üçlemesi'nin ilk filmi olan Yumurta (2007) ile geçen sene Altın Portakal'da 6 dalda ödül almış, bu seferde neden tüm ödüllerin Yumurta'ya verildiği tartışılmıştı. Tüm bu örneklerden anlaşılacağı gibi, ülkemizde iyi bir iş yapan herkes, medya tarafından zaman zaman yerin dibine geçirilmeye mahkûm. Devam >>

 

 

My Beautiful Laundrette – Benim Güzel Çamaşırhanem

Tüm filmleri gişe getiren ve performanslarıyla daima övgüleri toplayan Kevin Spacey ve Kate Winslet’in bir araya geldikleri bu filmin arada kaynamış olmasına bir türlü anlam veremedim. Filmi Alan Parker’ın yönettiği yetmezmiş gibi bir de Laura Linney mükemmel oyunculuğuyla bu ekibe destek oluyor. The Life of David Gale’i gözden kaçanlar arasına sokan sadece yönetmen ve oyuncu kadrosu da değil. İlgiyi, merakı sürekli ayakta tutan ve sık sık beklenmedik dönüşler yapan kurgusu bir yana, konusu insanı derinden etkiliyor. Hatta bir noktadan sonra izleyicide David Gale’in gerçekten yaşamış biri olduğuna inanma ihtiyacı bile doğurabilir. Devam >>

 




Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010