The Dø
Şirinlik muskası iki müzisyenden oluşan The Dø, önce gezegene sonra İstanbul’a düştü. Biz de fırsat bu fırsat ikiliyi kıstırıp yarım saatlik bir röportajda soru yağmuruna tuttuk. Olivia Merilahti ve Dan Lavy’ye bu vesileyle bir kez daha teşekkürü borç bilir, en kısa zamanda yeniden kavuşmayı temenni ederiz.
Bu keyifli röportaj için haydi Reset! el ele…
Daha yaşınız çok genç, öyleyse neden omzunuzda bu kadar yük taşıyorsunuz?
Olivia: Bence taşıdığımızın yükün yaşla bir alakası yok, daha çok fedakârlıkla ve kendini adamakla alakalı. Evet, şarkıdaki kız belki ağırlığınca yük taşıyor ama aslında bunu istiyor ve halinden çok memnun, çünkü o adam için neyi var neyi yoksa ortaya döküyor.
Bu bağlamda biraz At Last’ın hikâyesine benziyor mu?
Olivia: Elbette, hem de fazlasıyla… At Last şarkısında da ana fikir fedakârlık.
Dan: Karşınızdakinden hiçbir şey beklemeksizin varınızı yoğunuzu vermeniz gibi…
Şarkılarınızı kendi yaşantınızdan ilham alarak mı yazıyorsunuz yoksa etrafınızdakileri mi konu ediyorsunuz?
Olivia: Aslında her ikisini de kullanıyoruz, tek bir yöntem uyguladığımızı söyleyemem. Şarkılarımızın günlük formatında olmadığı kesin, benim açımdan daha çok insanları ve durumları gözlemekte ve hislerimi yansıtmakta bitiyor iş. Ama mümkün olduğunca küresel bazda anlatmaya çalışıyorum hikâyeleri…
Az önce konser provanızı izledik ve albümün aksine bir punk grubu gibi sert çaldığınızı fark ettik.
Dan: Bu yalnızca provaydı, bir de konseri düşünün!
Olivia: Açıkçası konserlere başladığımız ilk günden beri şarkıların albümle birebir kopyalarını çalmak istemiyoruz. Folk tarzından, o kibar anlatımdan ziyade rock yapmak daha çok işimize geliyor.
Dan: Evet, böyle çalmayı seviyoruz çünkü albümden farklı olsun istiyoruz. Bir şarkıyı onlarca formata sokmaktan ve her konserde değiştirip durmaktan keyif alıyoruz.
Olivia: Belki biliyorsunuzdur, albüm kaydından önce hiç birlikte sahneye çıkmamıştık. Tüm bu şarkılar stüdyoda doğdu. Onları daha önce sahnede çalmadığımızdan canlı hallerini bilemiyorduk.
Dan: Yoksa hayal kırıklığına mı uğradınız?

Hayır, kesinlikle! Aksine daha çok hoşumuza gitti.
Olivia: Bence bu bizim sahneye ısınmamız ve projemizi sürdürebilmemizde büyük bir etken. Belki de akışına bırakmakla ilgilidir…
Dan: Belki de bundan sonraki turnelerimiz tamamen farklı olur, bilemiyoruz ki. İçimizden ne gelirse onu yapıyoruz.
Hazır projelerden bahsetmişken, ikinci albüm kayıtlarına başladınız mı?
Dan: İki hafta içinde başlıyoruz.
Albümde davulcunuz başka biri olarak görünüyor ama sahnede José Joyette ile çalıyorsunuz.
Evet, başlarda başka bir isimle çalışıyorduk ama sahnede güçlü, tuttuğunu koparan birine ihtiyacımız vardı. O nedenle José’yi seçtik.
Peki, José grup elemanları arasında mı yer alıyor?
Dan: Hayır, görünüşte Olivia ve Ben varız. Besteciler, sahne elemanları, müzisyenler hep bize yardımcı olan insanlar. 20 yıl bizimle birlikte çalmaları da, gelecek ay değişmeleri de mümkün.
Olivia: Şu an sadece ikimiz ön plandayız ama kim bilir, belki ilerleyen vakitlerde sahnede bize katılabilirler. Zaten albümdeki sanatçılarla sahnede birlikte çalmamız çok zor, çünkü her şeyi baştan sona yeniden yorumluyoruz. Yapılacak en iyi şey turne boyunca şarkıları kaydedip sonra stüdyoda hep beraber düzenlemek. Ayrıca, Michael Jackson ya da Madonna değilseniz country’den rap’e uzanan her şarkıda bir enstrümanları yenilemek imkânsız.
Dan: Bildiğiniz gibi Beatles Strawberry Fields Forever’ı sıkılmamak adına asla orijinal haliyle yorumlamamıştır. Albüm ayrı, konser ayrı konsept. Asıl hallerini çalmak umurumuzda bile değil, biz tamamen kesip biçmek istiyoruz. Bu albümde ve bir sonraki albümümüzde çalınan enstrümanların %90’ı sahnede olmayacak. Ama konser için yaylılara sıcak baktığımı söyleyebilirim.
Bu arada kaç enstrüman çalıyorsunuz? Dan, senin bir multi-virtüöz olduğunu duyduk.
Dan: Çok fazla ama hepsinde usta olduğumu söyleyemem. Sadece elime aldığım ve hissettiğim müzik aletini çalabiliyorum o kadar. Mesela geçenlerde bir arpla karşılaştım, çalmayı bilmiyordum ama harika bir melodi çıkardım, çünkü ne çalmak istediğimi tüm ruhumla hissediyordum. Saksafon ve klarnet için de ayın şey geçerli.
Olivia: Ama şimdi hakkını yemeyelim; saksafon ve piyanoyu harika çalıyorsun.
Dan: Evet, albümde de ben çaldım zaten. Olivia da gitar ve piyano çalıyor bu arada. Arp da öğrenecek.
Bu arada Myspace sayfanızda ilham kaynaklarınızdan birinin Peaches olduğunu gördük. Playground Hustle isimli şarkınızda da biraz Peaches havası var sanki…
Olivia: Ay ne güzel, Peaches’a bayılırız!
Ayrıca geçenlerde bir forumda sizinle ilgili tuhaf bir benzetme okuduk. Yazıya göre, Song For Lovers’da Fionna Apple, Aha’da B52 ve en garibi de Tammie’de Sheryl Crow havası varmış.
Olivia: Gerçekten mi yazmışlar bunu? Çok komikmiş ama doğru olduğunu söyleyemem. Evet, şarkıda country melodileri var ama her country şarkısı Sheryl Crow’unkilere mi benziyor Allah aşkına?
Şarkılarınızda pek çok müzikal unsur kullanıyorsunuz ve sayısız tarzı harmanlıyorsunuz. Pop’tan bebop’a, hatta Eminem’e kadar uzanan bir çizginiz var.
Olivia: Şaşırmadınız değil mi Eminem’e? Yoksa sevmez misiniz?
Ergenliğimizin derin yarasıdır Eminem…
Olivia: Bence Eminem şarkılarını ezbere söyleyebileceğiniz tek rap şarkıcısıdır. Neredeyse aklınızdan geçenleri söyler, işte bu yüzden ona bayılıyorum.
Dan: Türkler rap seviyor mu bu arada?
Birkaç popüler isim var Sagopa Kajmer, Ceza gibi; ama sayılarının çok olduğunu söyleyemeyiz.
Dan: Aslında gelmişken onları da dinlemek istiyorduk ama pek vaktimiz yok bildiğiniz gibi…
İkinci albümünüzde daha homojen bir tarza mı yöneleceksiniz yoksa yine birden fazla tarz iç içe mi geçecek?
Dan: Bu bizim için asla bir seçim olmadı, daha çok canımız ne isterse onu kaydediyoruz ve ne yaptığımızı dinledikten sonra fark ediyoruz. O yüzden daha homojen bir tarzımız olacağını söyleyemem çünkü şu dünyadaki her haltı seviyoruz. Yine kapılarımızı sonuna dek açacağız ve ne gelirse içeri davet edeceğiz…
Olivia: İlk albümde etrafımızda sayısız proje vardı, aslında başlarda albüm yaptığımızın bilincinde bile değildik. Bence yeni proje de böyle işleyecek ama az bir farkla. Artık, şarkılarımızın tamamını sahnede çalıyoruz, kısacası sahne tozunu yuttuk. Bu nedenle, müziğimizi en iyi şekliyle yansıtmaya çalışacağız. Bilmiyorum, belki de ikinci albüm daha çok tek tarza bağlı kalan melodilerden oluşur. Ama bence yine eskisi kadar deneysel olacaktır. Deneysel derken o janrayı kastetmiyorum, daha çok deney yapacağımızdan bahsediyorum. Gerçi bizim müziğimiz de deneysel pop müzik ama neyse…

Peki, yine çocuk şarkıcılar da olacak mı albümde?
Olivia: Onların hepsi benim sesim aslında, albümde çocuk yok ki…
Dan: Onun ruhu çocuk…
Giyim stiliniz de çok beğeniliyor. Moda bölümümüz için bize birkaç ipucu vermek ister misiniz?
Dan: Benim tişörtüme baksanıza, daha ne söyleyeyim! Sahnede kırmızı giymeyi çok seviyorum ve İstiklal’de bu tişörtü görünce vuruldum. Gerçekten güzel…
Olivia: Sana da pek yakıştı Dan.
Dan: Teşekkürler, ama tabii aslında aramızda modayla ilgilenen kişi Olivia. Ben cidden beterimdir.
Doğrusu, albüm kapağındaki elbisene bayılmıştık Olivia.
Olivia: Çizgili olan değil mi? O, ikinci el, eski bir elbiseydi ve bir arkadaşımdan ödünç almıştım. Bilmem fark ettiniz mi ama üstünde kocaman bir leke vardı. Diyeceğim odur ki kıyafetlerim çoğunlukla vintage. Şu an sahne kıyafetlerimi ise Japon bir modacıyla birlikte tasarlıyoruz. Kendisinin ilk çalışmalarını gördüğümde çok etkilenmiştim, çok da genç bir isim zaten. Bazen de arkadaşlarımın üzerinde gördüğüm kıyafetleri alıp giyiyorum, böylesi de işime geliyor.
Dan: Ayakkabılarımı görüyor musunuz, bunlardan sadece üç tane tasarlanmış. Size ilginç bir şey söyleyeyim, Nike Fransa’da benim için özel modeller üretmiş, arada bir bunlardan adresime yolluyor ve ben de sorgusuz sualsiz alıp giyiyorum. Gerçekten çok nadide parçalar… Pantolonumu da söyleyeyim mi? Vivienne Westwood.
Harikasın Dan ama o üstündekinin bizim Adana yöresinde giyilen bir şalvar olduğunu biliyor muydun?
Dan: Ne yani bugün üstümdeki her şey Türk işi mi oldu? Ayakkabılarım da sarı-kırmızı zaten. Süper!
Bu gece grubun cd’si, tişörtü vs. satılacak mı?
Dan: Sanmıyorum, çünkü yanımızda pek bir şey getiremedik fazla yük nedeniyle. Gümrükten geçirebilmemiz için çok para istediler. Biz de böylece geldik…
Hazır yol demişken turne nasıl gidiyor? Hayatınızda büyük değişiklikler oldu mu?
Dan: Artık turnenin sonuna geldik, Mart ayına kadar evimizde oturacağız ve sonra ver elini Avustralya! Orada çalacağımız için çok heyecanlıyız ama aslına bakarsanız buraya gelirken de çok çok heyecanlıydık. Biraz siyasi bir konuya gireceğim belki ama Fransızlar, daha doğrusu Avrupalılar Türkiye’ye karşı önyargılı davranıyor. O yüzden buraya geldiğimde çok şaşırdım, hayatımda gördüğüm en ışıklı şehir diyebilirim. Burada olmak gerçekten mükemmel…
Olivia: Bu arada çok kültürlü bir şehirmiş İstanbul. O kadar çok turist gördük ki…
Dan: Bize demişlerdi ki “Sokaklarda hiç kadın yoktur, peçesiz gezemezsiniz”. E biz ne gördük, her yer güzel kadın kaynıyor. Bu nasıl bir çelişkidir böyle. İnsanlar boş konuyor işte, o yüzden buraya gelip her şeyi kendi gözümüzle görmemiz iyi oldu. Artık ülkenizi başkalarına karşı savunabileceğiz.
Sorularımız bitti. Size çok teşekkür ediyoruz.
Olivia: Biz de klasik sorularla bizi yormadığınız için teşekkür ediyoruz. Görüşmek üzere…

Konser Fotoğrafları: Çiğdem Ayın


Anasayfa>>
İnsan Bölümü>>
|