Entre Les Murs

Sosyal yaşantımızda bazı gerçekler vardır ki, bilinçaltımızda sıkı bir kontrolde tutarız. Her gün, her saat karşımızda dahi olsalar sıradanlaşmış olduklarından rahatsız etmezler bizi. Çoğu tokat gibi çarpıcı olan bu gerçekleri bize dışarıdan, farklı bir bakış açısıyla yeniden gösteren ve yeniden şaşırmamızı sağlayan sanat eserleri ise her daim baş tacı edilmesi gereken yapıtlardır.

Dilimize Sınıf olarak çevrilen ve bu sene Cannes’dan en iyi film ödülüyle dönen Entre les Murs de, sıradan olarak görünen bir sosyal yapının ne kadar problemli ve hasta ruhlu olduğunu dahiyane bir şekilde gözler önüne seren bir film.

Neredeyse tamamı diyaloglar üzerine olan ve sadece bir sınıfta geçen filmde toplumsal paranoyalar, faşizm, eğitim sisteminin hastalıklı yanları, öğrenciler ve görünmeseler de bu öğrencilerin aileleri anlatılıyor diyebiliriz. Peki, bu çirkinlikler bize ne anlatıyor?

Okul günleri çoğumuzda tatlı anılar ve haylazlıklar olarak hafızalarımıza kazınmıştır. Küçük haylazlıklar, hocalarla atışmalar, okuldan kaçmalar, naif kopyalardan oluşan anılarımız, Sınıf filmini seyrederken hiç aklımıza gelmiyor. Daha ziyade hatırlamadığımız, unutmayı tercih ettiğimiz anılarımızı küçük voltajla elektrik vererek canlandırıyor. Yani Sınıf, ‘eğlenceli iki saat geçireceğiniz bir film’ vaadinde bulunmuyor.

Filmin uyarlandığı kitabın yazarı ve aynı zamanda başrol oyuncusu François Bégaudeau, Fransa’nın küçük bir banliyösünde okurken yaşadıklarını temel alarak yazmış kitabını. Yönetmen Laurent Cantet de, Bégaudeau’nun yaşadığı bu gerçekleri elinden geldiğince gerçek bir sinema diliyle sinemaya yansıtmak için yarı-belgesel ve doğaçlama bir yolu tercih etmiş. Filmdeki 13-16 arası gönüllü öğrencilerden oluşan sınıfın senaryoda ne olduğundan haberleri yok. Cantet ve Bégaudeau öğrencileri adeta Socratesçi methodla istedikleri bilgiye ulaşmak için kullanıyorlar.

Kullanmak kavramının olumsuz anlamlarını bir yana bırakın. Zira filmde seyirciyi rahatsız eden bir yapaylık ya da manipülatif bir durum kesinlikle yok. Bégaudeau, sınıfın başına gelen genç öğretmen rolünde çok başarılı bir performans sergiliyor. Öğrencilerin patavatsızlıkları, beklenmeyen soruları ve yaratıcı cevapları ise filmi kısmen eğlenceli bile yapıyor.

Filmle ilgili bir diğer dikkat çekici nokta ise filmde zenci görülmesi. Bugüne değin seyrettiğiniz Fransız filmlerini hatırlayacak olursanız, zenci karakter görüp görmediğinizden bile şüphe edeceksinizdir. Nüfusunun ciddi bir oranı zenci olan bu ülkede çekilen gişe filmlerinde, sanıyorum zenci göstermemek önemli bir kriter. Sınıf filminde ise sadece hademeler arasında zenci görebiliyoruz. Gerçekçi üslûbuna yaraşır bir tavırla, banliyödeki bu okuldaki tüm öğretmenlerin beyaz olduğunun altını çizen film her yönüyle sınıftan geçiyor.

Entre les murs, her seyirciye hitap edecek türden bir film değil. Bu bir sinema filminden ne beklediğinizle ilintili bir konu. Gerçekçi dialoglar arasında, hayata farklı bir bakış kazandıran bu özgün yapımın Cannes’da kazandığı ödülü hakettiğini teslim etmek gerekir.






Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010