|
|
 |
| |
|
F 91 W
Son zamanlarda artan korna sesleri ve kazınmış saçlara özdeş olarak askere uğurladığımız insanların sayısındaki artışın fazlalığı birçoğunuzun dikkatine sebebiyet vermiştir. Her askere gidenin yaptığı fiks alışverişte en akılda kalıcı olanları yeşil çamaşırlar ve boyna bağlanan cüzdandan sonra asker saati gelir ki , bu bizim ilkokul sıralarında delicesine hayranı olduğumuz Casio F91W’den başkası da değildir. Bizimde yakınlarımızdan askerlere gidenler olduğundan serbest çağrışıma sığınaraktan az biraz F91 W’den bahsetme ihtiyacı hissettim. Devam >>
|
|
|
|
 |
 |
|
|
Imperial Leisure - The Art of Saying Nothing
Bir kaç sayı önce keşif kısmında yazdığım Imperial Leisure’ın albümü nihayet çıktı. İlk duyduğum andan beri büyülenmiş bir şekilde dinlediğim bir grup Imperial Leisure. Çok sevdiğim bir grup hakkında yazmaktan çoğu zaman kaçınırım çünkü ne yazarsam yazayım yeterli olamayacağını ve bir şeylerin eksik kalacağını düşünürüm. Umarım gözümde yılın grubu olan Imperial Leisure’ın müthiş debut albümünü yeteri kadar anlatabilirim. Devam >>
|
 |
|
School of Seven Bells - Alpinisms
Daha önce Reset içinde olmasa da sağda solda orda burda yaptığım bi tanım vardı A Cross the Universe Tour, aynı adı taşıyan DVD ve sonradan yumurtladıkları Live albüm hakkında: -Her ne kadar albümde (Cross) olmasa da- Simian'la yaptıkları ve çıkışları olan Never Be Alone'dan yani 2003'ten bu yana devam etmekte olan bir dönemin sona erişini kutluyordu Justice. Bu elimizdeki materyal de bu beş sene içinde yaşanan her şeyin görsel ve sesli bir özeti gibi sanki: etkileyici. Devam >>
|
 |
|
Razorlight - Slipway Fires
Yandaki puana bakıp benim de Johnny Borrell'dan nefret eden herkes gibi ağzımdan tükürükler saçarak çemkireceğimi düşünüyorsanız yazı boyunca, size yemin edebilirim ki hepsini unutup sabırla dinledim albümü baştan sona objektif olabilmek adına. Devam >>
|
 |
|
Crystal Stilts – Alight of Night
Gözleri kapayıp elleri hangi ritimde savuracağını bilemeden dans etme güdüsü... Hem de bu kahve telvesi gibi çatılarda birikmiş yoğun havada... Bu istek nereden gelebilir? Tam da bir süre post-punk adına bir şey dinlememeliyim derken...
Hikâye aslında çok yakın bir zamanda kurgulanmıştır. Miskin miskin ambient şekerlemeler dinleyip, buharlaşıp havaya karıştığın esnada -bir his- mailine bakarsın, arkadaşının gönderdiği şarkıyı indirirsin ve başlarsın -işte yukarıda bahsettiğim- anlamsız dansına hatta alakasız valsına.. Devam >> |
 |
|
Your Infamous Harp - Prah Suomafni Ruoy
Andy Domin ve Sara Shivers adındaki iki genç hayatınıza tek bir albümle damlayıp hem aşkı ve aşkla ilintili tüm sevimlilikleri, hem de sadece seslerle tüm bu huzurun orta yerinde korkuyu içinize salabilir. Grubun adı Your Infamous Harp, albümün adı ise Andy ve Sara'nın pek sevdiği zıtlıkların bir uzantısı olarak Prah Suomafni Ruoy. Tabii insanın aklına hemen "Bu nasıl bir albüm adıdır?" gibi bir soru yapışıveriyor. Yazının bir kısmında buna da açıklık getirilecektir tabii eğer hala farketmediyseniz. Devam >>
|
|
|
|
 |
|
 |
| |
|
Haunts
Aylardır Keşif! kısmına yazmak istediğim bir gruptu Haunts. Kendilerini artık duymayan kaldı mı bilemiyorum ama ben bir türlü başladığım yazımı tamamlama şansı bulamadığım için Haunts’u bu sayfalardan paylaşmakta bu kadar geç kaldım.
Londra çıkışlı Haunts’u myspace üzerinden ilk kez dinlediğimde çalmaya başlayan şarkıları ‘London’s Burning’ idi. Daha parçanın en başından aldığım ilk izlenimim acayip sert olduklarıydı. Hatta myspace sayfalarının üst köşesinde yazan ‘new wave’le ne ilgisi var gümbür gümbür bir grup bu gibi şeyler demiştim. Tam o sırada Reset! yazarlarından Pozan ile de Haunts hakkında konuşuyorduk, bir yandan da dinliyordum. Ona da Haunts hakkında ilk söylediğim şey de ‘fazla sertler’ idi. Tabii bu biraz olsun doğru olsa da, şarkıların başını dinlerken verilmiş ilk tepki idi. Çünkü hardcore gitar riffleriyle, garip bir vokalin baştaki birleşimi sonucu bu düşünceye varmıştım. Fakat biraz daha dinledikçe Haunts’un güzelliğiyle tanışmakta geç kalmadım. Devam >>
|
 |
|
sANa
Margarinci gençlik buraya!
Binbir çeşit margarin reklâmı ile büyüyen gençlerden biri olarak bunu da görecekmişiz diye konuya giriyorum. İtiraf ediyorum; önceleri Rama’nın sevimli kızına tercih ettiğimiz, ‘Sana’ margarinleri şu an piyasada da bir numara. Nasıl da tokatladı ama Sana, Rama’yı da, Aymar’ı da, reklâmlarıyla kalp krizi derken, hepimizi yusuf yusuf ettiren Becel’i de… ‘Hani, nerede şimdi o Rama kızı?’ gibi geyiklerinden ziyade, bu genç bayan adının bir margarin markası olduğunu bilseydi, sanırım ciddi anlamda bir isim değişikliği gereği hissedebilirdi. Devam >>
|
 |
|
The Pains of Being Pure at Heart
Boston'un Celtics'i, sarı çiyan Larry Bird'i, Harvard'ı derken bir de Pretty & Nice'ı var artık. Get Young adlı ilk albümleri güçlü gitarlar, synth'ler ve ufak çapta elektronik bir altyapının içiçe geçtiği çok başarılı bir kayıt olmuş. Devam >>
|
 |
|
White Lies
İngiliz grup White Lies, 2008'de yayınladığı Unfinished Business ve Death EP'leriyle post-punk sevdalısı fakirin umudu olmuştu. Ocak ayında çıkacak olan ilk albümleri To Lose My Life'da da, evvelden yayınladıkları şarkıları gibi post-punk tınıları ön planda olacak gibi gözüküyor. Devam >>
|
 |
|
The Youth
Danimarka'daki müzik sahnesini seviyorum. Genel olarak dünya standartlarında müzik yapılmasının yanında, iyi gruplar da tarzlara homojen olarak dağılmış oluyor. Yerel ve kaliteli bir şeyler izlemek istediğimizde sadece post rock ya da sadece elektro dinlemek zorunda olmayışımız da gayet hoşuma gidiyor. The Youth da böyle gruplardan biri. Dandik MySpace sayfalarına çözünürlük olayına yeni boyutlar getirmiş fotoğraflarına rağmen olayın özünde müzik konusunda başarılı iki arkadaş kendileri. Devam >>
|
|
|
|
 |
|
 |
| |
|
The Smiths - Strangeways, Here We Come
Müziklerin vinyl malzemelerin içinde bulunduğu dünyadan (!) yeniden bir merhaba. Bu sayıdaki konuklarımız için öyle çok şey sarfedildi, öyle çok yorum yapıldı ki literatüre girebilecek bir şey söylemek çok zor sanırım. O yüzden aşağıdakilerin çoğu "kişisel bağ" kaynaklı okunması gereken satırlar.
Bana göre tüm popüler müzik tarihinin en iyi ve en önemli ikilisinin grubu The Smiths. Dışarıdan bakıldığında işler kolay yürüyordu. Morrissey sözleri yazıyor, Johnny Marr ise besteleri yapıyor ve ürünler bilindik Smiths soundu ile servis ediliyordu. Fakat kısaca Marr'ın ve özellikle Morrissey'nin "arızalar" çıkartan davranışlarının ve ego sorunlarıyla büyüyen problemlerin sonucu olarak 1982'de kurulan efsane grup 1987'de dağıldı.Devam >> |
|
|
|
 |
|
 |
| |
|
Violent Femmes
Albüm: Violent Femmes
Yıl: 1982
Plak Şirketi: Slash Records
Devam >>
|
|
|
|
 |
|
|
|
|