Imperial Leisure - The Art of Saying Nothing

Bir kaç sayı önce keşif kısmında yazdığım Imperial Leisure’ın albümü nihayet çıktı. İlk duyduğum andan beri büyülenmiş bir şekilde dinlediğim bir grup Imperial Leisure. Çok sevdiğim bir grup hakkında yazmaktan çoğu zaman kaçınırım çünkü ne yazarsam yazayım yeterli olamayacağını ve bir şeylerin eksik kalacağını düşünürüm. Umarım gözümde yılın grubu olan Imperial Leisure’ın müthiş debut albümünü yeteri kadar anlatabilirim.

Londra’lı Imperial Leisure şu sıralar mekânlarda ya da sokakta konserler vermeye hızlan devam ediyor. Sokaklarda diyorum çünkü bu grup şu anda “Geurilla Gig” adı verilen konserlerin en hararetli temsilcisi. Hatta bu konuda Ada’da ana haber bültenlerine bile konu olmuşlukları var. Bir grubun önceden açıklamadan beklenmedik bir anda halka açık bir yerde konser vermesine geurilla gig deniyor. Hoş sadece gruplar için geçerli değil bu terim aslında.Her türlü sanat dalı adına geçerli bir durum.Ama mekan Britanya olunca daha çok konserlere rastlıyorsunuz.Imperial Leisure Camden’da bir kaldırımda , Londra’da bir müzik dükkanının önünde ya da okyanus kıyısında bir plajda minibüsleri ile gelip bir anda konser vermeye bayılan ve bu konserlerde performans olarak müthiş işler çıkaran bir grup.Gerçekten bu videoları youtube v.b. sitelerden izlemenizi şiddetle öneriyorum.Heleki Camden’daki ve okyanus kıyısında gerçekleştirdikleri gigler varki tam bir efsane.Grubun ruhunu tam olarak anlayabilmeniz için zaten bir canlı performansını görmeniz kesinlikle gerekiyor.Temennim artık bir kaç grubun ülkemizde de geurilla gig olayına bulaşmaları.Şartlar ve bazı kanunlar pek elverişli değil ama olayın içindeki “geurilla” kelimesinin anlamı da bu şartları sağlamak için biraz da kanunları çiğnemekte yatıyor zaten.

Keşif kısmında okumayanlar için kısaca üstünden geçelim. Imperial Leisure toplamda 10 kişiden oluşmakta. 2 mc, 1 vokal, 2 üflemeli, 1 dj, 1 gitarist, 1 basçı, 1 davulcu ve “The Russell Crowe Lookalike” diye isimlendirdikleri ve ne yaptığını çözemediğim bir kişi daha mevcut. Ska / Punk müziği eğlenceli Rap vokallerle birleştiren oldukça zengin bir sese sahip. Ama hepsinden öte kendilerine asıl hayran bırakan ne kadar sert olurlarsa olsunlar her şarkıda özellikle nakarat kısımlarında yakaladıkları pop tınıları. Bu sayede her şarkı akılda kalıcı ve kesinlikle beğenebileceğiniz bir hava yakalıyor. Nakarat kısımlarını 1-2 dinleyişte ezberlemeniz kaçınılmaz bir durum.

Albüm 11 adet şarkıdan oluşmakta. Daha önce bu şarkılardan 3 tanesini My Space’de yayınlamışlardı. Great Britisih Summertime , Man on the Street ve Jenny.Albüme koymadıkları sadece myspace’de yayınladıkları 2 adet daha nefis şarkıları var hatta biri albüme ismini veren “The Art of Saying Nothing” diğeride gerçekten grubu çok sevmemi sağlayan ikinci dinlediğim şarkıları “Every Dog Has Its Day”. Albümün habercisi ilk single bir kaç ay önce yayınlanmıştı ; “Great British Summertime”.X-fm ‘in playlistinde de uzun bir süre üst sıralarda yer almıştı grubun kuşkusuz bu en popüler parçası. Açılış parçası “Untouchable” üflemeliler ve scratchlerle başlayarak neyle karşı karşıya olduğumuzu ve olacağımızı bize çaktırıyor. Ardından daha öncede duyduğumuz hit potansiyelli “Man on the Street” ile havaya giriyoruz sonrasında nefis rap vokallere sahip “In a Letter” ve bol gitarlı “Jenny” içimizde bir şeyleri harekete geçiriyor. Elektronik müzikle dans ettiğini zanneden bedenimize ise en büyük tokatı çok iddialı bir şekilde yılın en iyi şarkısı ilan ettiğim “The Beast” vuruyor. Başındaki çığlıkların bizi hazırladığı şarkı bu kısmı saymazsak sadece ve sadece 1 dakika 55 saniye sürüyor. Bu süre zaten daha uzun olsa bu şarkıdan sağ kurtulabilineceğini hiç sanmıyorum. Günün birinde bir mekanda çalarsa ya da grup ülkemizi ziyaret ederse ben bu parça eşliğinde kendimi helak etmek, bedenimi duvardan duvara vurarak hastanelik olmak istiyorum. Kayıtlara geçsin.

Harap olmuş halimize üzülen grup “Alperton” isimli albümün en uzun süreli ve en ağır şekilde ilerleyen parçası ile biraz nefes almamızı sağlıyor.”Beer Belly” , konserlerin en güzel parçalarından ve albümden çıkan yeni single “Landlord’s Daughter” ve büyük hit “Great British Summertime” derken sokak giglerinin her zamanki açılış parçası ve kime dinletirseniz kesinlikle herkesin beğeneceğine emin olduğum harika parça “First Pass The Pump” ile albüm tavan noktasına ulaşıyor.”King of Kings” üflemelilerin harika kullanıldığı ve yine herkesin sevebileceğini düşündüğüm bir parça. Enstrümantel parça “Sombrero” ile kapanan albümün tadı kesinlikle damağımızda kalıyor ve açılış parçası “Untouchable” ‘a dönmemiz zoraki oluyor.

The Art of Saying Nothing kesinlikle hakkını vererek dinlemeniz gereken albümlerden biri. Zengin ama hiç yorucu olmayan soundu defalarca keşfetmek isteyebilirsiniz ki bunu yapabilmeniz için gerçekten çok kereler dinlemek gerekli. Ben her dinlediğimde kulağımdan kaçan yeni bir şeyler buluyorum albümde. Scretchler, üflemeliler, basit ama yeterli davullar, eşsiz vokaller, eğlenceli lirikler ve bu yılın en iyi nakaratları bu müthiş albümde öyle başarılı bir prodüksiyonla bir araya getirilmiş ki. Kesinlikle bu yıl dinlerken en keyif aldığım albüm Imperial Leisure’un debut albümü oldu.

Ska, rap, punk türlerini seviyorsanız ve Beastie Boys, Art Brut , The Madness isimleri sizin için bir şeyler ifade ediyorsa Imperial Leisure muhakkak dinlemeniz gereken kusursuz bir enerji patlamasına imza atmış.The Art of Saying Nothing bir debut için gerçekten fazla iyi.Umarım grup bundan sonraki müzik hayatında türünün en iyi parçalarını yapmaya devam ederek her zaman aynı kalitede albümlerle karşımıza çıkar.






Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010