[Rec] – Rec: Ölüm Çığlığı
[Rec]’in methini duyup ve vizyona girmesini beklemekten sıkılıp birkaç ay önce izlediğimde, yalnızca korku/gerilim filmi türünde değil, son dönemlerde İspanyol Sineması’nın diğer türlerde de çok büyük gelişme kat ettiğine kanaat getirmiştim. En nihayet Hollywood, [Rec]’i keşfedip remake’ini yapınca bizim yerli dağıtımcılar da yeni versiyonu Quarantine öncesi filmi vizyona sokmaya karar vermişler ki bu sayede daha çok insan bu güzide yapımdan nasiplenebildi. Gene son dönemlerde İspanya’dan çıkan bu türde başarılı bir örnek sayılabilecek El Orfanato ile birlikte acaba İspanyol korku sineması bir remake kaynağı olarak Uzak Doğu’nun yerini mi alacak diye düşündürmedi değil.
Halihazırda üç tane el kamerasıyla çekilmiş Blair Witch Project, Cloverfield ve Diary of the Dead gibi örnekler dururken ilk bakışta [Rec]’in bu açıdan bir orijinallik sunduğunu söyleyemeyiz. Ama çok cüzi bir bütçeyle çekilen ve bir pazarlama harikası olarak çok büyük bir gişe başarısına imza atan Blair Witch Project’in yakaladığı başarıdan biraz nasiplenmek oldukça zekice bir karar. J.J.Abrams’ın bile bunu yaptığını düşünürseniz hele. İlk bakışta Romero’nunki gibi aynı tarzda çekilmiş bir zombi hikayesi sunuyor gibi durabilir Rec. Her ne kadar ondan daha önce çekilmişse de bizim filmle tanışmamız daha sonra olduğu için ister istemez bir karşılaştırma yapıyoruz. Fakat bu önyargılardan çok çabuk sıyrılıyor film.
Filmimiz yerel bir televizyon kanalı için itfaiyecilerle beraber çekim yapan sinir bozucu muhabirimiz Angela’nın sunumuyla başlıyor. Kameramanımız Pablo çekim yaparken Angela da itfaiyecilerle muhabbet ediyor. Oldukça sıradan ve sıkıcı duran akşamları gelen bir ihbarla renkleniveriyor. Apar topar gittikleri apartmanda karşılaştıkları manzaranın dehşetine görevliler tarafından apartmanın karantinaya alınması şoku da eklenince apartmanın içinde bitmek bilmeyen bir koşuşturmaca başlıyor. Kamerayı tutan kişinin film çekmeye çalışan öğrenciler değil de bir profesyonel oluşu seyirciyi yakalama açısından gayet olumlu bir ayrıntı. Cloverfield’taki gibi baş dönmeleri ve mide bulantılarıyla karşılaşmayacaklardır (tamam ikincisi hakkında pek emin değilim).
Bunun yanında, sıradan duran konumuzu alıp farklı bir deneyime dönüştüren şey tabii ki yönetmen Jaume Balagueró’nun geniş vizyonu. Filmdeki zombi teması Danny Boyle’un “28 Gün Sonrası”ndakine daha yakın bir yerde duruyor bana göre ama buna rağmen özgünlüğünü korumayı başarmış. [Rec] ile ilgili detaylı olarak anlatabileceğim pek bir şey yok esasen. Yönetmenin çekim tekniklerinin profesyonelliği ve orijinalliğinin seyirciye yaşattığı gerilimin tarifi pek mümkün değil çünkü. Şu kadarını söyleyeyim korku/gerilim filmlerini seven her bireyin kesinlikle ve kesinlikle yaşaması gereken bir deneyim.
Şahsen “Kuzuların Sessizliği”ne bir saygı duruşu olarak algıladığım gece çekimiyle izlediğimiz son 15 dakika kadar beni geren pek az sahne olmuştur izlediğim filmler arasında. Doya doya gerilmek ve Hollywood’un elalemin filmlerini araklayıp ne kadar içi boş yapımlara dönüştürdüğünü görmek istiyorsanız Quarantine öncesi bu filme bir şans verin derim.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|