Gomorra – Gomorrah

Filmekimi’nde izleme şansını kaçıranlar için festivalde gösterilmiş olan filmlerin arka arkaya vizyona girmesi oldukça sevindirici bir gelişme elbette ama bütün bu filmlerin İstanbul’da bile en fazla üç salonda oynatılmasını ne derece olumlu algılamalıyız bilmiyorum. Öte yandan, maalesef Destere ve Osmanlı Cumhuriyeti’nin tüm salonları tekeline aldığı şu sıralarda, Cannes Film Festivali gibi önemli festivallerde ödül almış, herkesin gitmeyeceği Gomorra ve Sınıf gibi filmleri sınırlı sayıda kopyayla 1-2 salonda gösteren yerli dağıtımcı da haklı.

Roberto Saviona, Gomorra isimli İtalyan mafyasının iç yüzünü aynı isimli kitabında ortaya döktüğünden beri, yaklaşık 2.5 yıldır polis koruması altında, ölüm tehditleri alarak geçiriyor. Herhangi bir aile hayatı kalmamış ve sürekli olarak ev değiştirmek zorunda kalan Saviona’nın mafyaya karşı verdiği bu savaş halkının gözünde kendisini bir kahraman mertebesine ulaştırmış. Devlet ile mafya denen oluşumun, bu yalnızca İtalya için geçerli değil, birbirlerini besleyen iki kurum olduğunu söyleyen Saviona’nın devletin örgütün yıkılmasına yönelik yeterli çaba göstermemesini de buna bağlıyor. Sonuç olarak yazarımız tüm halk desteğine rağmen örgütle mücadelesinde yapayalnız. Kısacası, yazarın bugüne kadar suç filmlerinde karşılaştığımız “cool” mafya tiplerini yerle bir edercesine örgüt üyelerini son derece gerçekçi yansıtma çabası, ironik bir şekilde kendisini herkesin gözünde daha “cool” yapıyor.

Matteo Garrone’nin sinemaya uyarladığı Gomorra’nın da yazarının suç örgütlerine ve “Goodfellas”tan fırlamış gibi durmayan (yeri farklıdır bende, o ayrı) gerçek çete üyelerine karşı tavrına son derece sadık bir biçimde yaklaştığını söyleyebiliriz. Kısaca kazın ayağı “Godfather”da ya da “Scarface”de gördüğümüz gibi özenilecek cinsten değil. Kameramız, uyuşturucu trafiğinden, çöp toplamaya kadar çeşit çeşit suç ve yolsuzluklarını gördüğümüz çete üyelerinin peşine takılıp gidiyor fakat hiçbirinin peşinde uzun süre dolanmıyor. Üyeler arasından hiçbiriyle film boyunca bir bağ kurmamıza izin verilmiyor. Belki de filmin çarpıcılığını sağlayan en önemli şeylerden biri de bu mesafe. Aksi takdirde, sempati duyabileceğimiz bir karakter yaratılmış olsaydı, daha önceki örneklerinin yanında rahatlıkla yerini alırdı Gomorra. “Bir mafya üyesine sempati beslemek” kulağa irrite edici gelebilir ama “Godfellas”ta Joe Pesci’nin karakterini hatırlayın. Adi herifin teki olmasına rağmen bugün bile suç filmleri içinde en sevdiğim karakterlerden biridir.

Hareketli kamera kullanımı sayesinde baymadan günlük yaşantılarına dahil olduğumuz karakterler bize İtalya’nın filmlerde pek karşılaşmadığımız madalyonun diğer yüzünü gösteriyor. Napoli’nin kenar mahalleleriyle, orada yaşayan insanların sıkıntılarıyla ve gencecik çocukları adam etmeye çalışan çete üyelerinin birbirleriyle ve kendi içlerindeki savaşlarına şahit oluyoruz. İlk yarıda kim kimdir, bu insanların birbirleriyle ne gibi bir bağlantısı vardır, ne işler çeviriyorlar anlamamıza pek olanak vermeyen film, giderek sertleşen ikinci yarıda taşları yerine oturtuyor.

Salonu terk ettiğimizde yüzümüzdeki “etkilendim ifadesi”, “abi çok kral filmdi be!” den ziyade gerçeğin göğüs kafesimizde yarattığı ağırlıktan kaynaklanıyor. Eski suç filmlerini de saygıyla anarken, neden Saviona’nın bu kadar mücadele verdiğini ve eskisi gibi özgür bir hayata sahip olmaktan feragat ettiğini daha bir anlıyor; sonrasında, bir kez de başımızı onun için eğiyoruz.



Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010