Fireflies in the Garden – Bahçemdeki Ateş Böcekleri
Sorunlu aile ilişkileriyle ilgili oldukça derin ve etkileyici filmler yapıldı. Dolayısıyla böyle güçlü bir oyuncu kadrosuna sahip bir filmden aile problemlerine bambaşka bir boyut getirmesini, yeni bir tat katmasını bekliyordum. Kendine özgün başka kozları olan Fireflies in the Garden ise bu konuda benimle ayni derdi paylaşmıyordu.
Öncelikle nedensiz yere itici davranan ve nasıl düşündüğünü, iyi mi kötü mü olduğunu çözemediğimiz babamız William Dafoe’yu ele alalım. Sanırım bu karakterle anlatılmak istenen, her insanın özünde bir şekilde iyilik de barındırdığıydı. Sürekli başkalarının gözünden izlediğimiz bu babanın, geçmişteki hatalarından pişman olup olmadığı konusu film biterken hala gizem olarak kalıyor. Üniversiteyi bitirmek için geç yaşta okula geri dönen anne rolündeki Julia Roberts ise tam mezun olduğu ve bunu ailesiyle kutlayacağı gün talihsiz bir kaza sonucu ölüyor. Olayların çözümlenmeye başladığı bu kaza sonucu tüm aile ister istemez bir araya geliyor ve ilişkilerinin geçmişlerini gözden geçirmeye başlıyorlar.
Bu geçmişe dönüşler ile izleyici özellikle aileye baktığımız ana nokta olan başarılı yazar Michael’ın (Ryan Reynolds) gözünden oluyor. Babasıyla kendini bildi bileli inatçılık ve gurur etrafında dönen sorunlu bir ilişkiye sahip Michael, çocukluğunda bu durumu en çok önem verdiği iki insan ile telafi eder; annesi ve yaşına yakın teyzesi Jane. Annesinin ölümü, babasıyla ve artık evli ve çocuklu olan Jane ile yakınlığını sorgulamasına neden oluyor.
Öte yandan başka bir filmden çıkıp ortama yanlışlıkla düşmüş gibi gözüken bir Carrie Anne Moss, Michael’ın eski karısı olarak karşımıza çıkıyor. Bütün karakterler keşfedilmeyi bekleyen bir labirent gibi dururken bizim gerçek manada anlayabildiğimiz tek kişi Michael oluyor ve bunun en iyi tarafı da açıkçası hiç beklemediğim bir şekilde bu karakterin hem dram hem de mizahi yanını mükemmel bir şekilde yansıtmış olan Ryan Reynolds’ın oyunculuğu. Küçüklüğünü Heroes ponpon kızı Hayden Panettiere, şimdiki halini ise Emily Watson’ın canlandırdığı Jane ise Michael ile sınırları bulanık ama sonuçta çok güçlü bir bağa sahip. Bu arada filmde Michael’ın bir de kız kardeşi var ama onun hakkında çözülebilen tek şey babasıyla ilişkisinin daha ılımlı olduğu olduğuydu.
Fireflies in the Garden içinde üç tane çocuk oyuncuyu da barındırıyor ve beni izlerken en çok şaşırtan şey onların bu esaslı oyuncularla kapışacak yetenekleriydi. Michael’ın çocukluğuna ait her sahne filmin en duygu dolu sahneleri olduğu gibi, Ryan Reynolds’a bakarken o çocuğun gözlerinde gördüğüm acıyı aramamı sağladı. Michael’ın kendisine küçükken çok görülenleri Jane’ın çocuklarıyla kurduğu arkadaşlık temelindeki ilişkilerle geri almaya çalışması çok yerinde ve dokunaklıydı.
Fireflies in the Garden’ın senaryosu, ünlü şair Robert Frost tarafından aynı adlı şiirinden esinlenerek filmin yönetmeni Dennis Lee ile birlikte yazılmış. Filmin sinematografisi ve senaryosundaki ufak dokunuşlar gerçekten bir şairin elinden çıkmış hissi yaratıp izleyiciyi etkisi altına alıyor. Umulmadık anlarda tekrarlanıp duran tartışmalar ve hem hızlı hem de yüzeysel işlenen gelişmeler ise bu büyünün bozulmasına neden oluyor.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|