The Killers - Day & Age
Las Vegas’dan doğma, Amerika’dan olma The Killers’ı vatandaşlarından ayıran en büyük özellik neydi? Hot Fuss’un ilhamını bulundukları bölgeye yakın herhangi bir eyaletten değil de, taa okyanusun öbür ucundan yani İngiliz rock müziğinden alması ve bu ilhamı şu copy-paste müzik endüstrisinde olabilecek en orjinal biçimde müziklerine aksettirmeliydi kuşkusuz. Brandon Flowers’ın mükemmele yakın yazılmış vokal partları ve yine aynı Flowers’ın başında olduğu synth’lerin gitarların önünü kesmeden, sahip oldukları muhteşem melodi ahenginin gizli kahramanı oluşu da Hot Fuss’la yarattıkları “bigbang” in başrol oyuncularıydı.
Ardından ne mi oldu? Brandon’un bıraktığı kaytan bıyıktan mıdır bilemem ama ikinci albümleri Sam’s Town’la Americana kalıplarına daha yakın bir duruş sergilediler. Her ne kadar ziyadesiyle iyi bir devam albümü olsa da, The Killers’ı The Killers yapan Hot Fuss’daki bileşenlerin çoğu ortadan kaybolmuştu. Synth’leriyle takas ettiklerini düşündüğüm gitarların egemenliği altına giren şarkılardan oluşan Sam’s Town, “die hard” Hot Fuss’larının birçoğuna hayal kırıklığı yaşattı.
Brandon üçüncü albüm haberini müjdelediğinde, söylediği “şimdiye kadar ki en iyi albümümüz” zırvasını duymazdan gelip, gidecekleri yönü merak etmeye başlamıştım. Ardından gelen ilk single Human, birazcık saçma liriklerini bir kenara bırakırsak, “pop’a yakın olan mükemmel duruşu ve Hot Fuss’dan beri özlemini çektiğim synth’lerin geri dönüşünün habercisiydi. Hele ki, Spaceman’i duymaya göreyim; yarattığı 80’lerden ışınlanma tatlı ambiyansıyla albümün geri kalanına karşı oyuncaklara camdan bakmakla yetinen çocuk misali bir elde etme arzusu aşıladı bana.
Yeni albüm Day & Age, bu iki şarkının yükselttiği beklentiler silsilesiyle sonunda karşıma çıktı. Hot Fuss’ı anımsatan anların Sam’s Town’unkilerden biraz daha daha fazla olduğu, müzikal anlamda daha fazla çeşitlemelere gidildiği ilk izlenimlerim olarak kayda geçti. Çok radikal olmayan ama kendini belli eden bir değişim de cabası. Prodüktör Stuart Price’ın bu değişimdeki payı büyük olsa gerek. Madonna’nın da prodüktörlüğünü yapan Price, Day & Age’in synthpop’a fazlaca yakınlık gösteren yeni soundunun başlıca kahramanı sanırsam.
Yüksek saksofon dozajlı Losing Touch, albüme enerjik bir giriş yapıyor. Ardından gelen Human ve Spaceman hakkındaki görüşlerimi bir önceki paragrafta belirtmiştim. Özetle ikisi de dinlendiği anda üste yapışan cinsten şarkılar. Funky bir şarkı olan Joyride’la enerji seviyesi artışa geçiyor. Sam’s Town’dan çıkma gibi gözüken A Dustland Fairytale ile düştüğünü sandığımız tempo, şarkının sonlarına doğru eski haline dönüyor. Brandon’un vokalinin ne kadar geliştiğini görmek için birebir olan This Is Your Life albümün zirvelerinden biri. Her ne kadar yapmacık popülist yaklaşımından rahatsız olsam da Neon Tiger, “Come on girls and boys, everyone make some noise!” diyerekten yaptığı patlamayla çok başarılı bir iş olmuş. Epik tanımına cuk oturan Goodnight, Travel Well etkileyici kreşendosuyla göze çarpıyor.
The Killers, Day & Age ile geçmişteki iki albümü arasında bir bağlantı kurmaya çalışırken farklı yönlere de gitmeye çabalıyor. Bunu yaparken de büyük oranda başarılı oldukları söylenebilir. Albümün çoğunda hissedilen The Killers’a özgü new wave anlayışı ve Brandon’un vokallerinin artık virtüözlük kıvamına ulaşması Day & Age’i, 2008’in son demlerinde çıkmasına rağmen yılın en iyilerinden biri yapmaya yetiyor.

Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>
|