Robots In Disguise Röportajı
Phonem By Miller 2008 kapsamında İstanbul’u şenlendiren, öğle vakti saçlarında bigudilerle Beyoğlu sokaklarını arşınlayıp gece olunca seyircilerin arasına dalan Robots In Disguise, beklenenin üstünde performansları ve olgun yaşlarına rağmen çoğu 20’lik gençlere taş çıkartan enerjik yapılarıyla izleyenlere parmak ısırttı.
Karşınızda grubun iki yıldızı, kendi deyimleriyle $ue Denim! ve D££ Plume!

Ezgi: Öncelikle hoşgeldiniz; röportajımıza son albümünüzle başlamak istiyorum.
We're In The Music Biz, diğer albümlerinize göre daha deneysel, daha karanlık... Bu albümü kaydederken nelerden ilham aldınız?
Dee Plume: Her zamanki gibi öncelikle kendi hayatlarımızdan…
Sue Denim: Bir süre Berlin'de yaşadım; beni beste yapmaya sevk eden faktörlerden biri de bu etkileyici şehir. Şu sıralar yeniden İngiltere'de yaşamaya başladım çünkü işlerimin çoğunluğunu Londra'da yürütüyorum. Ara sıra Berlin'e gitmeye devam etsem de yaklaşık üç ay önce eski memleketime taşındım.
Ezgi: Peki, sizce Londra mı Berlin mi daha etkileyici?
Sue: Aslında her ikisi de birbirinden oldukça farklı. Berlin çalışmak, şarkı yazmak için harika bir şehir çünkü dikkatinizi dağıtan pek fazla unsur yok burada.
Ezgi: Aynı zamanda Chris Corner'la albüm kaydettiğinizi ve yakın arkadaş olduğunuzu duyduk. Chris geçen yıl İstanbul'da konser verdiği esnada pek sevdiği şapkası çalındığından epey üzülmüştü. Sizlerle bu anısını paylaştı mı?
Sue: Buraya gelene kadar haberimiz yoktu ama Onur hikâyeyi anlattı. Chris bir de Onur'un kafasına mikrofon indirmiş galiba...
Onur: Chris Corner konserinde değil, The Automatic'te darbe almıştım.
Sue: Aferin!
Ezgi: Sizin de bu tarz ilginç konser anılarınız var mı?
Dee: Bir keresinde konserin ortasında dişim kırılmıştı.
Sue: Ben de yanlışlıkla kafayı bulmuştum. Konserdeyken seyircilerden biri elini bana doğru uzattı ve ben de yüzümü yaklaştırdığımda avucunda tuttuğu nitrattan sakınmak için artık çok geçti; bir anda tüm nitratı burnuma çekiverdim. Bütün gün sarhoş gibi gezindiğimi hatırlıyorum.
Ezgi: Bugünlerde albüm satışlarıyla ilgili kaygı duyuyor musunuz?
Sue: Evet, artık albümlerin satmadığını düşünüyoruz. Bildiğiniz gibi günümüzde piyasa git gide değişiyor ve müzik pazarlaması da bu doğrultuda değişime uğruyor. Biz önlemimizi aldık ve söz konusu sorunla daha fazla konser vererek başa çıkmayı düşünüyoruz. Aynı zamanda birçok kaydımızı mp3 formatında sunuyoruz, bu da işin artılarından bir diğeri. Örneğin son single'ımız Tears hem albüm hem de mp3 formatında yayınlandı.
Ezgi: Son albümünüzde feminist tutumunuzu şarkılara yansıtıyorsunuz. Örneğin Girl ile kışkırtıcı bir ortam yarattığınızı düşünen çok sayıda eleştirmen ve dinleyici mevcut. Peki, şarkılarınızdaki tavrı kadın haklarına yönelik çalışmalara taşıyor musunuz?
Dee: Hayran kitlemizin büyük kısmını İngiltere'de yaşayan genç kızlar oluşturuyor; bu nedenle doğal olarak neslimizin sahip olduğu hakları korumaya çalışıyoruz. Kadın derneklerini destekleyen konserler düzenleyerek elde edilen geliri onlara bağışlıyoruz. Tabii ki sahnede yeterince mesaj vermemiz her zaman mümkün olmuyor; çünkü neticede oraya enstrüman çalıp şarkı söylemek için çıkan üç kadından ibaretiz ve takdir edersiniz ki fırtınalar koparma şansımız olmuyor.
Ezgi: Peki, bugünlerde dinlediğiniz veya desteklediğiniz kadın sanatçılar var mı?
Sue: Elbette. Örneğin Yo! Majesty ile bir hayır konserinde beraber çaldık; oldukça başarılı olduklarını söylemeliyim. Ayrıca yakın zamanda Cyndi Lauper'ın alt grubu olarak sahneye çıktık. Cyndi harika bir şarkıcı olmasının yanı sıra halen oldukça dinamik. Peaches'ı da oldukça seviyoruz.
Ezgi: Tarz olarak sık sık Peaches'a benzetildiğiniz doğru mu?
Sue: Müzikal açıdan olmasa da görünüşümüzün benzediğini söyleyebiliriz. Giyim zevklerimiz neredeyse aynı...
Ezgi: Bu yıl Phonem by Miller kapsamında sahne alan Annie'yi de beğendiğinizi duyduk.
Dee: Evet, Annie çok şirin bir kız.
Sue: Biraz Madonna’yı andırıyor bence... Chewing Gum'a bayılıyorum.
Ezgi: Madonna'yla aranız nasıl? Bu sene canlı izleme fırsatı buldunuz mu?
Dee: Hayır, maalesef. Yeni albümünü dahi dinlemedik ama Madonna'nın yeri ayrıdır.
Sue: Ben niyetlendim ama gidemedim. Sahnede eminim ki harika görünüyordur; beş yıl önce konserine giden arkadaşlarımdan inanılmaz bir enerjiye sahip olduğunu duymuştum. Ben aslında daha çok Madonna'nın 80'lerdeki şarkılarını seviyorum. Şu an yaptığı şarkıları da takdir ediyorum ama 80'lerde yeri bambaşkaydı.
Ezgi: Pop ve elektronik müziğin yanı sıra folk müzikle de ilgileniyordunuz değil mi?
Dee: Ben dinleyici olarak Loudon Wainwright, Johnny Cash, İngiliz folk müzisyenlerinden Sandy Danny gibi isimlerin takipçisiyim. Ama kendi müziğimizde henüz folk unsurlarını kullanmadık.
Ezgi: Vaktinizi çoğunu turnelerde mi geçiriyorsunuz yoksa ev kuşu musunuz?
Dee: Aslında çok sık turneye çıktığımız söylenemez.
Sue: Konser programımız oldukça dolu, dünyanın her köşesinde sahneye çıkıyoruz; ancak günlerce devam eden turneler düzenlemiyoruz. Örneğin İstanbul, üç günlük konser zincirimizin bir halkasını oluşturuyor. Bu üç gün sonunda yine üç günlük bir ara vererek günlük yaşantımızı korumaya çalışıyoruz. Durmadan devam etsek sanırım bu işe katlanamaz, hemen yorgun düşerdik.
Ezgi: İstanbul hakkında ne düşünüyorsunuz?
Dee: Muazzam bir şehir; şu ana kadar herhangi bir sorunla karşılaşmadık. Aslına bakarsanız İstanbul bana biraz Roma ve Paris'i hatırlattı. Oldukça Avrupai bir havası var...
Ezgi: Paris'le yakın ilişki içerisindesiniz değil mi?
Sue: Evet, şarkılarımızın bir kısmını Fransızca yazıyoruz ve Paris'e sık sık göndermelerde bulunuyoruz. Ayrıca plak şirketimiz de Paris'te.
Ezgi: Bize vakit ayırdığınız için teşekkürler.
Dee & Sue: Yeniden görüşmek üzere!

Anasayfa>>
İnsan Bölümü>>
|