Gölgeler
Toplumsal Varoluş Amacı: Başarı
İşlemediğimiz günahlarla örülü bir hayata doğuyoruz. Öncelikle ailemiz olmak üzere, bizden tarifi önceden belirlenmiş bazı başarı kriterlerini yerine getirmemiz isteniyor. Başarılı olduğumuz ölçüde gerçeklerden uzaklaşıyor ve yürütülen projenin bizzat kendisi oluyoruz. Peki, bireysel varoluşumuza nefes aldırmak için ne yapabiliriz? Gerçeklerle yüzleşip, sevdiklerimizi gözden çıkarıp, işlemediğimiz günahların bedelini ödesek bir imkân doğar mı?
Daha bir dolu zorlu kriter ortaya süren Manchevski, bu zorlu savaş sonunda huzura kavuşabileceğimizi müjdeliyor.
Makedonya’nın Oscar Adayı
Filma şirketi tarafından 3 Ekim’de sessiz sedasız gösterime girmiş olan Gölgeler (Senki) filmini sonunda seyredebildik. Milcho Manchevski’nin üçüncü uzun metrajlı filmi olan Gölgeler, Makedonya’nın da Oscar adayı. Dünya çapında pek ilgi görmememiş olmasından yola çıkarak, Oscar yarışında da isminin gölgede kalacağı fikrine kapılabiliriz.
Ben de tüm beklentilerimi minimuma indirerek başladım Gölgeler’e. Hızlı başlayan filme nüfûz etmem on beşinci dakikayı buldu. Ondan sonraki her dakikada şaşkınlığım arttı. Bu kadar komplike katmanların tek bir potada eritilebildiği ikinci bir film hatırlamakta zorlandığımı teslim etmeliyim. Elbette çok katmanlı ilk film olduğunu iddia etmiyorum, fakat toplum içindeki bireyin tüm katmanlarının gölge olarak tezahür ettiği bu filmin hakkının yendiğini düşünüyorum.
Hollywood Klişesinden Doğan Özgünlük
Toplumsal hafızadan kişilik oluşumuna, tarih bilincinden Lacancı psikanalize, olgunlaşmamış cinsellikten ayrımcılığa, millet kavramından kişisel mitolojilere uzanan bir yapıyı bir film karakterine yediren ve bunu ‘ölülerle konuşma’ gibi klişe bir konuda dile getirip çözümleyen bir yapıt bu. Bazı sığ eleştirmenlerin maalesef iddia ettiği gibi bir Hollywood aparması değil Gölgeler; bir klişeden nerelere varılabileceğinin kanıtı.
Gündelik hayatın canlılığı ve telaşesi, geceleri ortaya çıkan şüphelerimizi ve düşüncelerimizi çoğu zaman gölgede bırakır. Manchevski de gerek estetik açıdan, gerekse hikaye açısından filmini bu gerçeğe uygun kurgulamayı başarmış. Gecenin geriliminden gündüzün renklerine süzülen bu başarılı geçişlerde Bertolucci’nin gedikli görüntü yönetmeni Fabio Cianchetti’nin de ismini anmak gerekir.
Filmin yapısının vücut bulduğu hikayeden de bahsedelim. Başkarakter Doktor Lazar Perkov’un özgürleşme süreci olarak kabul edebileceğimiz filmde, kadınların atfedilen rol çok büyük. Süreç içerisinde Lazar’ın kadınların güdümünde olduğunu görüyoruz. Tüm bu kadınların gözünde farklı bir Lazar projesi var fakat mucizevî bir şekilde ölümden dönen Lazar, hayatına ölülerin müdâhil olmasıyla birlikte içinde bulunduğu dehlizi farkeder. Farklı bir dehlize girdiğinin de farkında olan karakter, karşısına çıkan bulmacaları teker teker çözer ve filmin sonunda kendini tüm dehlizlerden kurtarmayı başarır. Seyirci de bu kişisel hesaplaşmada kendine ait fragmanlarla yüzleşir ve ister istemez öz sorgulamaya gider.
Filmin tek kusuru fazla kesilmiş olması. Olay örgüsü içinde parçalardan parçalara atlandığı duygusu film boyunca seyircinin yakasını bırakmıyor. Yine aynı sebepten tam bir odaklanmayla filmi takip edebilmek neredeyse imkansız hale geliyor. Yine de film bittikten sonra bile Makedonya’dan pek farkı olmayan Türkiye’yi, insanlığı, ölümü, kadın-erkek ilişkilerini ve hayatımızın anlamını bir daha sorgulamamızı sağlayan bu film umarız daha fazla kişiyle buluşabilir.
Ayrıca bu sayımızda yönetmen Milcho Manchevski’yle yapılmış bir röportaja da yer veriyoruz. Röportajı insan bölümünde okuyabilirsiniz.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|