Eggs – Yumurtalar

Film festivallerini takip edenler Bent Hamer ile bir şekilde tanışmış olmalı. Yönetmenin ilk filmi Eggs, Cannes Film Festivali’nde gösterildi ve Toronto Film Festivali'nde 'Uluslararası Eleştirmenler Ödülü'nü aldı. Ardından çektiği En Dag Til i Solen ile tekrar Toronto Film Festivali'nde ağırlandı ve olumlu eleştiriler ile karşılandı. 5 yıl gibi uzun bir süre sonra da Salmer Fra Kjøkkenet (Mutfak Hikayeleri) ile geri dönüş yaptı. Bu film ile de kabul edildiği Cannes ve Toronto'nun müdavimi olduğunu herkese göstermiş oldu. Ayrıca film, o yılın Akademi Ödülleri'nde 'En İyi Yabancı Film' kategorisinde ülkesini temsil etti. Yönetmenin Nisan 2004'te çekimlerine başladığı Factotum, Amerikan şair ve yazar Charles Bukowski'nin aynı isimli kitabından bir uyarlamaydı. Film, Norveç'te düzenlenen Kosmorama Film Festivali'nde ilk gösterimini yaptı. Bent Hamer'in diğer tüm filmleri gibi İstanbul Film Festivali'nde ve ayrıca Sundance, Londra Film Festivali gibi sayısız festivalde gösterildi. Yönetmenin son filmi olan O' Horten'ı ise geçen ay düzenlenen Filmekimi '08 ile izleme fırsatına eriştik. O' Horten, benim için Filmekimi'ndeki en iyi filmlerden biriydi. Cannes ve Toronto Film Festivali'ne kabul edilen yapım, bu yıl ki Akademi Ödülleri'nin Norveç'ten çıkan adayı.

Bütün bunlar olduktan sonra, bu ay dvd raflarında Bent Hamer'ın üçlü dvd seti yer alıverdi. Bir Film'in piyasaya sürdüğü bu set, şüphesiz ki sinemaseverler için alınması, tekrar tekrar izlenmesi gerekilen filmleri içeriyor. Bizde bu set ile yönetmenin bulunması zor olan ilk uzun metrajlı filmi Eggs'i izleme şansına erişmiş olduk.

Bent Hamer'ın sonraki filmlerinde bol bol karşılaştığımız karlı manzaralar eşliğinde anlatılan orta yaş üstü insanların hikayesi bu filmde de kendine yer bulmuş. Sonraki filminde kullanacağı bir çok unsuru içinde barındıran Eggs, Hamer'ın diğer filmleri ile karşılaştırıldığında yönetmenin kendini yinelemediğinin, tam tersi çektiği her film ile birlikte kendi sinemasının üstüne bir şeyler koyup geliştiğinin kanıtı. 1954 doğumlu yönetmen, her film ile bir adım öteye geçmeyi başarıyor.

Eggs, Moe ve Far adında iki yaşlı kardeşin hikayesini anlatıyor. Seksenli yaşlara gelen ikili, tek başlarına, ülkenin karlarla kaplı ufak bir kasabasında yaşamaktadır. Huzurlu yaşamları, ikisinin de memnun olduğu monotonluk içinde geçip giderken çalan bir telefon tüm dengeleri alt üst eder. Far, 17 yaşında bir hafta sonu motosikletiyle İsveç'deki Smaland'a doğru yolculuğa çıkmış ve tüm hayatları boyunca birlikte yaşamış olan kardeşler ilk kez ayrılmıştır. Çalan telefon ise Far'ın 17 yaşında, Konrad isimli bir oğlu olduğunu ve Smaland'dan gelip onlarla bir süre yaşayacağını müjdelemektedir. Konrad'ın annesi artık çok hasta olduğu için oğlunu babasına emanet etme duygusu ile gerçekleri Far'a açıklar. Uzun yıllar bunu bilmeden yaşamını sürdürmüş olan Far, hayatına giren bu 17 yaşındaki engelli genç erkek ile nasıl bir ilişki kuracağını bilememektedir. Bu durum ise nesil farklılığının yarattığı çelişkiye dayanan absürd olayların başlangıcı olur.

Kardeşlerin tek zaman geçirme kaynağı olan radyodan duyduğumuz sıcak tonlar ile daha da sevimleşen film, yaşlı insanları ve dolayısıyla da yaşlılığı dert ediniyor. Bu noktada, seksenlik kardeşleri oynayan Sverre Hansen ile Kjell Stormoen'in doğal oyunculuğu, filmi destekleyen ve başarılı kılan en önemli unsur oluyor. Aynı evlerindeki merdiven basamakları gibi birbirlerinden ne ileri ne de geri olan, bir bütünün parçası halindeki kardeşlerden biri giderse diğerinin anlamını yitireceği filmin daha ilk karesinde gözümüze sokulmakta.

Tek mekanda geçmesine rağmen seyirciyi hiç sıkmayan Eggs, mizahi olduğu kadar da duygusal bir yapım. İçerdiği ufak detayları sayesinde de seyirciyi doyurmayı başarıyor. Merdiven ve yumurtalar gibi nesnelere yüklenen anlamlar ile yönetmenin simgesel anlatımdaki başarısını da gözler önüne seriyor.

Fonda duyulan radyodan, aya ilk ayak basan Neil Armstrong'un haberi yani yeni bir yaşam arayışı içinde olan insanoğlunun Ay'a, yeni topraklara ayak basışının haberi eşliğinde, 17 yaşındaki engelli Konrad'ın uzay mekiğini andıran arabadan inişini görüşümüz ile gencin daha önce hiç tanımadığı babasının evine geliş amacının yeni bir yaşama başlangıç olduğunu anlıyoruz. Konrad, 'bir süre kalmak' için geldiği evde temelli bir misafir olacaktır. Sonuç olarak da iki kişi yaşamaya alışmış olan kardeşlerden biri gitmek durumunda kalır.

Sanırım filmin tek eksik noktası finali. Bir şekilde anlaşılması güç, belki de aniden geldiği için seyircinin içine sinmeyen bir final ile karşı karşıya kalıyoruz. Sonuç olarak 70 yıllık dostluktan arta kalan anlamsızlık oluveriyor. Biri gidince diğeri anlamını yitiriyor. Milkshake meraklısı oğul ile baş başa kalan Far'ın hayatındaki belirsizliği de yönetmen seyirciye bırakıyor. Jenerik aksa da film bitmiyor. Eggs, içimizde bıraktığı uktenin içinde devam ediyor...



Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010