Breaking Bad

Break Bad: Sözlük anlamıyla "kafayı sıyırmak, tırlatmak, delirmek, kontrolden çıkmak"

Açılış sekansıyla tüm bu sözlük anlamlarını tam olarak karşılayan “Breaking Bad”, o kadar iyi bir pilot bölüme sahip ki, devamını getirip getiremeyeceği, sonraki bölümlerin bizi pilot kadar tatmin edip edemeyeceği konusunda beni ciddi endişelere sürükledi.

Kimden kaçtığı ve nereye gittiği belli olmayan bir karavan, güneşin alnında çorak arazinin ortasında son sürat tozu dumana katarak ilerliyor. Sürücüsünde gaz maskesi var, karavanın içi dağılmış, içerde henüz canlı olup olmadıklarını bilmediğimiz üç adam yatıyor. Kendini, yoldan çıkması sonucu bir yerlere çarpan karavandan dışarı atan adamımızın tek giydiği şey beyaz bir don! Aracın aynasında asılı olan gömleğini giyiyor, çıkarıyor el kamerasını, eşine ve oğluna konuşmaya başlıyor; "birkaç gün içinde benim hakkımda bilmediğiniz şeyler öğrenmeye başlayacaksanız. N’olursa olsun sizi sevdiğimi bilmenizi istiyorum..."

Oldukça etkileyici ve merak uyandırıcı bir açılış sekansı sunan Breaking Bad, işte bu kameraya konuşan adamın, oraya nasıl geldiğinin ve sonrasında başına gelenlerin hikayesi. Bir lisede kimya öğretmenliği yapmakta olan Walter White; sıradan bir hayatı olan, öğretmenlikten arda kalan zamanda evine ekmek götürebilmek için oto yıkamacıda çalışan mülayim bir adamdır. Hayatı pek istediği gibi gitmemiştir; belki pek istemeden evlendiği bir karısı ve zihinsel-fiziksel engelli bir oğlu vardır. Pısırık bir adam profili çizen, orta yaş krizindeki Walter "her şey geldi mi üst üste gelir" derler ya, heh tam öyle bir anda beklemediği bir haber alır: akciğer kanserine yakalanmıştır.

Bu haberin ardından, kendisi öldükten sonra ailesinin zor durumda kalacağını farkeden Walter, kararını vermiştir. En iyi anladığı işe girişecektir: "Kimya"

Eski lise öğrencisi Pinkman ile "ben pişirmeyi biliyorum, sen de satmasını" diyerek kristal bazlı uyuşturucu işine girişen Walter için işler tahmin ettiğiniz gibi yolunda gitmeyecek; içinde bulunduğu zor durum, kendisini hayatı boyunca yapmadığı şeyleri yapmaya zorlayacaktır. Zoraki bir ortaklığa girişen Pinkman ile Walter arasındaki iletişim veya iletişimsizlik filme renk katan yegane şey. Aaron Paul, genç bir aktör olmasına rağmen bayağı bir iyi. Emmy'lerde yardımcı dalda adını duymadığımıza şaşırdım açıkçası.

Gelelim Bryan Cranston'a... geçtiğimiz Emmy Ödül Töreni'nde kendisi drama dizisi dalında "en iyi erkek oyuncu" ödülünün sahibi oldu. Bryan Cranston'ı, eğer Malcolm in the Middle'ı izlemişseniz aile babası olarak hatırlayacaksınız. En son, How I Met Your Mother'da Ted'in uyuz patronu rolünde de denk gelmiş olabilirsiniz. Başarılı bir oyuncu olduğunu elbette biliyordum ama komedi dizilerinin oyuncuların içindeki gerçek cevheri çıkarmak için yeterli olmadığını düşünüyorum. Bu anlamda, Cranston'ı keşfedememişim diyebilirim. Töreni izlediğimde, ve diğer adaylara (Michael C. Hall – Dexter, Hugh Laurie - House M.D., Jon Hamm - Mad Men) bakıp ödülü kucakladığını gördüğümde, "bu adam gerçekten çok iyi olmalı" demiştim. Şunu söyleyebilirim ki, Cranston'ın oyunculuğu bir dizi oyunculuğuna göre çok fazla iyi. Kesinlikle bir diziye birkaç gömlek fazla gelmiş. Diziyi henüz izlememiş olanlar, gerçekten hak ettiğine emin olabilirler.

Bazı bölümlerde temposu düşse de genel anlamda geleceği oldukça parlak bir dizi Breaking Bad. Grev yüzünden ilk sezon erken bitirilse de ikinci sezon muhakkak olacak. Fakat, henüz ne zaman başlayacağına dair bir bilgi yok. Kişisel tavsiyem e2'de verilmeye başlanmış olan diziyi "izlenmesi gereken diziler" listenize almanız. Zaten siz anlamadan tüm bölümler (7 Bölüm) bir çırpıda bitiveriyor. En azından Cranston'ın performansını gördüğünüz için izlediğinize pişman olmayacaksınız.



Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010