Keane – Perfect Symmetry
Playlist'imdeki şarkıları taciz edercesine tekrara almam sık rastlanan bir olay değildir. Keane de tabii kurbanlarımdan biriydi. Size ne ifade ediyor; bilmiyorum fakat grup, benim için çeşitli anlarımın üzerinde çıkar gözettiği şarkıların sahibi. Şu an ise bu durumdan çok uzağım. Nedeni ise Perfect Symmetry'nin bana senenin hayal kırıklığını yaşatması. Kışı arka planda çalınan yeni Keane şarkıları ile süsleyecektim, kitabımı okuyacaktım, beraberinde sıcak çikolata içecektim, üstüne uyuyakalacaktım ve kalktığımda aynı şarkılar kaldığı yerden devam ediyor olacaktı. Tacizlerim son bulmayacaktı!
2000'lerin İngiltere'sine - şöyle çok derinlere dalmadan- bakacak olursak, Keane, kendi yağında kavrulan, iddialı işlere girişmekten uzak, belirli bir duruşu olan, macera aramayan, elindekilerle yetinen gruplardan biri... Biriydi! İlk albümün benzin istasyonlarında bedava dağıtılması, şarkılarını epik videolarla süslemeleri, sizi en sevdiğiniz melodramanın başkarakteri yapması... Daha sayabileceğim pek çok neden, playlisteme yazılan açık çek misali Keane'i en sevdiğim gruplardan biri yapar. Tom Chaplin'in madde bağımlısı olması, rehabilitasyon merkezinde yatması bile indiekodu yapılmadan geçiştirilmişti. Kısaca grup Perfect Symmetry'ye dek naif havasından pek bir şey kaybetmemişti.
Perfect Symmetry, beklenmedik hareketlerle dolup taşan bir albüm. Grup, gitarla doldurmayı reddettiği boşlukları tamamen elektronik öğelerle toparlamaya çalışmış. Oysa, diğer iki albümdeki klavye melodilerinin baskınlığı şarkıları melankolik kılıyordu, “az ama özü” seven kitlenin baş grubu yapıyordu. Şimdi ise bu hâkimiyet, yerini synth'lere ve çaktırmadan kulağımızı çimdikleyen elektronik yapılara bırakmış. Keane şarkılarında gitar kullanmak gerçekten radikal bir düşüncedir; evet, ama bu gıcır elektronik durum da pek sütten çıkmış ak kaşık değil. Demek oluyorki; artık janr'larında yeni eklentiler yapmamız gerekiyor. Yer yer sulu ve hafif meşrep melodiler, 80'lerin diyafram destekli backvokalleri ve şakşakçı Mac yamaları... Bunların yanı sıra grup, gitarı ilk defa resmi olarak kullanıyor.
Albüm, Spiralling ile beklenmedik şekilde halka arz ediliyor. Şu anki kriz için yanlış bir taktik, belirteyim: Öyle ki; diğer albümlerden alışkın olduğumuz naif ses bir anda propaganda yaparcasına alaycı ve eğlenceli bir şekilde sizi sendeletiyor; tam düşecekken tiz keybord ve kutudan fırlayan jokervari ani bağırtılar irkilip şöyle bir silkelenmenize neden oluyor. Tom'un propagandası da sizi kurtaramıyor, eğlencenizle öylece şaşkın vaziyette kalıyorsunuz.
Bazı albümler vardır; sadece çıkış şarkısı için aylar harcanmış, uğruna kırmızı karlar yağdırılmış ve diğer şarkıları ise oyundan atılan fasulyeden ibaret olan albümler... Bu da onlardan biri! Keane'in bu şarkıda yaşadığı kaosu, sadece bir seferlik yaşamıyoruz, keza karmaşa bütün albüme yayılmış, Island'ın haberi yok! Aldığım bir habere göre Spiralling, şu sıralar Island Records'un nev-i şahsına münhasır ofisinin favori şarkısı olmuş durumda.
Lovers are Losing ise ilk şarkıda edindiğiniz kırışıkları, 80'lerin -mutluluk hormonu salgılamamızı sağlayan- synth'leri ile ütülüyor, bünyenizde afrodizyak etkisi yapıyor. Perfect Symmetry, insanı fazlasıyla yoran bir albüm. Henüz üçüncü şarkıdasınız ve hala bir yerlerde epik Keane melodilerini bulma umudu içerisindesiniz. Albüme adını veren Perfect Symmetry'de bu boş umudu bir nebze yakalıyorsunuz. Kendinizi piyanonun başrolde olduğu 5 dakikalık yeni bir melodramanın içinde buluyorsunuz, mutlu oluyorsunuz. You Don't See Me ise kapısını bizlere, dream pop melodilerden alışkın olduğumuz keyboard uğultularıyla açıyor.
Albüm sonlara doğru nihayetinde temposunu düşürüyor. Bu noktada, aranje açısından eski şarkılarla benzer şarkılarla da karşılaşıyoruz: Again & Again, albümlerine girmemiş şarkılarından biri olan The Sun Ain't Gonna Shine'ı akıllara getiriyor. Playing Along'da ise kulaklarınıza inanamıyorsunuz; baskın güçlü gitar riffleri tam kapıdan çıkacakken yakanıza yapışıyor. Albümde en sevdiğim şarkı ise Black Burning Heart oldu. Araya serpiştirilmiş Fransızca destekli vokaller, bir yerlerin dikkatini çekme çabası olarak gösterilebilir mi, bilmiyorum ama kendi içinde -özellikle bu albüm için- oldukça başarılı bir şarkı.
Kısaca, bir Keane albümünde olmaması gereken her şey bu albümde mevcut. Keane'in yeni dünyasına hoşgeldiniz ve hoşçakalın!

Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>
|