Mustafa

Bu yazıyı yazmak benim için çok zor oldu. Yazıya daha henüz başladığım için zor olacağını biliyorum diyelim. Mustafa Kemal Atatürk… “kişi” olarak değil de “konu” olarak bakarsak, Türkiye’de masaya yatırılması oldukça sakat ve bıçak sırtı. Söz konusu Mustafa Kemal olduğunda ister istemez ortaya çıkan bir taraflılık (ya ondan taraf ya da ona) durumu var. Can Dündar’ın konuya yaklaşımının ne kadar tarafsız ya da taraflı olduğunu tartışamayacağım; filmi çıktığının ikinci gününde izlemiş olmama rağmen yeterince tartışıldı bu konu. Ben, kendi anladığımı filme getirilen eleştiriler üzerinden giderek anlatırken Can Dündar’ın da söyledikleriyle filmde anlattıklarının yer yer nasıl çeliştiğini söyleyerek bir yazı yazmayı seçtim.

Ortaokuldan beri tarih kitaplarından gördüğümüz, askeri ve siyasi kimlikleriyle tanıdığımız, her yana büstleri dikilen bir şablon haline gelmiş Atatürk’ü değil, “insan” Atatürk’ü, o şablonlardan kurtarmaya çalışarak anlatmak istediğini söylüyor Can Dündar. Bu yüzden “Mustafa” isminde karar kılmış. İlk yarı Mustafa isminin hakkını veriyor gibi gözüküyor, daha bir az bildiğimiz, bizi şaşırtan detayların da olduğu bir Mustafa var karşımızda. Velhasıl, ikinci yarıda artık Atatürk’e geçiş yapıyoruz. Yine o bildiğimiz, daha önce okullarda defalarca dinlediğimiz savaşlar, cumhuriyetin kuruluş çabaları, arkasından gelen devrimler, yaşanan zorluklar… Arada bir özel hayatına girip samimi bir hava yaratma çabasını takdir ediyorum Dündar’ın ama Atatürk’ü rakı sofrasına oturtmakla şablonlardan kurtarmaya çalıştığı bir Mustafa Kemal çıkmamış bana kalırsa. Atatürk’ün de her şeyden önce insan olduğuna vurgu yapmaya çalışan Dündar, ipin ucunu kaçırmış hissiyatı yarattı bende.

Reha Muhtar’ın köşe yazısında filmle ilgili söylediği ve sonuna kadar katıldığım çok hoş bir ifade var, alıntılamadan geçemiyorum: “Bir gün birisi Can Dündar’ın belgeselini yapacak olsa, sen hangi yaptıklarının senin isminin haksız yere önüne geçmesini istemiyorsan, sen de bir başkasının belgeselini yaparken, bazı özel ayrıntıları o kişinin özelliklerinin önüne geçirmeyeceksin...”

Mustafa’nın temel problemi tam olarak burada; bir insanın hayatının bir döneminde yaptığı bir şeyi (bu hata olabilir, olmaya da bilir), bir dönem savunduğu veya halen savunmakta olduğu bir düşünceyi, zaaflarını ve korkularını o kişinin bütün hayatına, hayatının her dönemine mâl etmesi. Sanki bize o tanımadığımız bilmediğimiz Mustafa’yı anlatırken eksileri artılardan fazlaymış gibi izlenim uyandırmış. Ben Dündar’ın bunu kasten yapmadığından şüphe duymuyorum ama dönemin şartlarını tam olarak algılayamayan seyirciden, Türk Halkı’na cahil denmesi veya “dinsiz propagandası yapılıyor”a varana kadar türlü türlü eleştiriye maruz kaldı nitekim. Günde 1 şişe rakı içmesinden, gönül ilişkilerine, karanlıktan korkmasından dine yaklaşımına kadar birçok kesimin farklı açılardan tepkisini çektiği için belki de Dündar’ın farklı bir Mustafa anlatma çabasını cesur bir denemeden fazlası olarak göremeyiz.

Yalnız, anlatıldığı kadarıyla, hayatının son dönemlerinde giderek daha da bir başına kaldığı söylenen Mustafa Kemal’ın bu şekilde anlatılmasına, manevi kızı Ülkü Adatepe’nin de içinde bulunduğu bir grubun “Atatürk yalnız değildi. Halkı vardı yanında” açıklamasını –saygısızlık etmek istemem ama- çok boş bulduğumu söylemek istiyorum. Bunu duyduktan sonra Atatürk’ün hayatının son dönemlerinde gerçekten yalnız olduğuna emin oldum, daha bir içim sızladı.

Teknik anlamda da bir eleştiri getirmem gerekirse, Dündar’ın bir belgesel olan filmini fazlasıyla ciddiye aldığını ve sanki uzun metraj bir film çekiyormuş havalarına girmesini gereksiz buldum. Genel anlamda araya sıkıştırılan animasyonlar iyi olsa da, baştaki çakalların olduğu animasyon gereğinden fazla dramatize edilmiş.

Mustafa, iyi ya da kötü olarak tanımlayamayacağım, izleyen kesimin bakış açısına göre değişkenlik gösterecek bir yapım. Bambaşka bir Atatürk gösterme amacıyla yola çıkan Dündar, ne Kemalistlere, ne Atatürkçülere, ne de dincilere kendini yarandıramamış. Olan gene doğru düzgün bir Atatürk filmi izleme hevesindekilere olmuş. Mustafa Kemal’in “Beni Hatırlayınız” sözüne sadık kalmışız da nasıl hatırladığımız bayağı bir sorunlu anlayacağınız…




Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010