Devrim Arabaları
Sinema kariyerine belgesel filmlerle başlamış olan Tolga Örnek, 2005 yılında vizyona giren Gelibolu belgeseliyle oldukça karışık eleştiriler almış ve -kişisel düşüncem- gereksiz yere taraflı olmakla suçlanmıştı. Ayrıca belgeselleri ve yönetmenliğinden ziyade uzunca bir süre Deniz Kuvvetleri Komutanı babası Özden Örnek’in onun nüfuzundan ifade eden oğlu olarak adının anılması benim için diğer bir üzücü durumdu. Fakat işin magazin boyutunu göz ardı ettiğimden Örnek’in çalışmalarından da rahatlıkla keyif alabilmiştim. Devrim Arabaları’na giderken de farklı bir düşüncede değildim. Nitekim karşılığını da aldım.
Yıl 1961. Çok değil 1 sene önce, asker yönetime el koymuş ve Celal Bayar cumhurbaşkanlığından alınmıştır. Kendisiyle beraber, aralarında Adnan Menderes’in de bulunduğu 15 kişinin idamına karar verilmiştir. Darbeden sonra cumhurbaşkanı olan Cemal Gürsel, 61 yılında, henüz Türk Milleti’nin askeri yönetimin baskısını üzerinden tam olarak atamadığı bir dönemde, makine mühendisleri bir otomotiv kongresi düzenler. Kongrede gaza gelen Gürsel, Türkiye’nin de kendi yerli otomobilini üretebileceğini iddia eder. Bunun üzerine TCDD’de çalışan bir grup mühendisten 29 Ekim’e kadar yerli bir otomobil yapmalarını ister. Buradan itibaren o dönem “yolda kalan araba Devrim” olarak gazetelere yansıyan Devrim’in ve onu yapmak için her türlü fedakarlığı yapan 23 mühendisin hikayesini izliyoruz.
Açık konuşayım, Devrim Arabaları müthiş, harika, mükemmel gibi sıfatlarla nitelendiremeyeceğim bir film; ama adam akıllı yerli filmlere hasret kaldığımız şu devirde (Ekim sonu itibariyle bir canlanma olacak Allah’tan) izlediğim en eli yüzü düzgün Türk Filmi. Özellikle görüntü ve sanat yönetimi çok temiz, kurgusu gayet başarılı. Teknik anlamda, bizim ülkemizde pek karşılaşmadığımız bir titizlik mevcut, onu belirteyim. Yine son yıllarda dönem filmlerine pek rastlamadığımız, nadiren yapılanlarının da gerçekçiliğini tartışabileceğimiz sinemamız açısından da bir farklılık arz ediyor. Bizim toplumumuz darbelerle büyümüş, gelişmiş ya da daha doğrusu geliş(tiril)memiş bir toplum. İnsanımızın oldukça acı şekilde tecrübe ettiği bu askeri darbeler nedeniyle, Örnek ve Murat Dişli’nin ele aldığı konu, geçtiği dönem itibariyle son derece hassas bir konu. Sırf bu yüzden bile cesaretlerini takdir etmeliyiz belki de.
Genel olarak dinamik bir yapısı ve hikayenin sonunu bilmemize rağmen, “nolacak acaba, başarabilecekler mi?” şeklinde bizi heyecanlandıran, çok az aksayan bir anlatımı var filmin. Yalnız tüm iyi yönlerine rağmen, filmi geçtiği dönem baz alındığında oldukça apolitik buldum. Darbelerden yeterince nasiplenmiş bir ülkenin sinemasından çıkan bir film için darbeye olan yaklaşımı bir hayli “soft”. Gerçi öte yandan, anlatılan hikaye, kapalı bir mekanda ve dış dünyadan neredeyse tamamen izole olmuş karakterlerin etrafında döndüğü için, dönemin siyasi gelişmelerine kısıtlı bir biçimde yer vermesi de beklenilecek bir durum. Ama asıl sorun, film boyunca sorgulanan toplumsal geliş(eme)memizin bugün bu noktada oluşunun en önemli nedenlerinden birinin sürekli olarak askeri darbelerle engellenen sivil irade olduğunu düşününce, Devrim Arabaları’nın yaptığı sistem eleştirisiyle “darbe” olgusuna yaklaşımının ciddi anlamda çelişmesi.
Fazla detaya girmek istemediğim için çabucak sadede geliyorum; Taner Birsel’in her zamanki gibi iyi bir oyunculuk sergilediği, Selçuk Yöntem’in döktürdüğü, Onur Ünsal ve Ali Düşenkalkar’ın performanslarıyla renk kattığı Devrim Arabaları, nadir eksik yönlerine rağmen, yakın dönem tarihimize ışık tutması ve aslında yolda kalmayan “Devrim”in hikayesini bilmeyenlere anlatması açısından sinemada gidip görülmeyi hak eden önemli bir film.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|