Üç Maymun
Fakir Edebiyatının Yıkılışı
Sırtımızda günbegün artan günahlarımızla yaşamaya devam etmeye çalışıyoruz. Sırtında günah taşıyan her insan gibi biz de kendi varoluşumuzu ancak diğerlerinin günahlarıyla gerçekleştirebiliyoruz. Ortak günahlarımız bizleri bir arada tutarken, gözlerimiz hep ötekilerin sırtlarında fırsat arıyor. Bencil bir toplumun kıstırılmış her bireyi gibi, biz de nefes alabilmek için başkalarını kıstırıyoruz.
Felix Guattari ile Gilles Deleuze’ün ortaya koyduğu gibi faşizm tepede değil, hepimizin içindedir. Hala kıraathane misali her ortamda milletvekillerine savrulan küfürleri edenler, vekillerden daha az günahkar değildir. Üç Maymun da günahkar bir vekil adayıyla başlar. Fakat klasik anlatıda alıştığımız gibi vekili ötekileştirerek, fakir edebiyatı yapmaz. Adeta Guattari ve Deleuze’ün metinlerini örneklemek istercesine faşizmin en ezilmiş bireyin dahi damarlarında nasıl aktığını gösterir. Bu çok katmanlı film, sadece bu yönüyle ele alındığında bile Türk sinemasında çok önemli bir yapıt olma özelliğine vakıftır. Fakat bu, sadece hikayenin zemin etüdüdür.
Hepimizin yaşadığı bu zeminde, bir hikaye anlatır Nuri Bilge Ceylan. Hikayenin her karakteri ağır ağır vücûda gelir. Hepsinin günahları ve küçük hesapları vardır. Her biri, gerçeklik kadar basit ve küçüktürler; film boyunca ellerinde görünmez terazilerle gezerler. Kural aslında basittir: koalisyonlar ortak hedefe varana kadar geçerlidir. Hedefe varınca ilişkiler biter; bitmelidir.
Didaktik Bir Film
Filmin bir başyapıt olmasını engelleyen öğeler, temel olarak son on dakikasındaki olay örgüsü diyebiliriz. Mutfakta duran bıçağı yakın planda görmemize rağmen, İsmail’in evi terk etmesi seyirciye farklı bir şey vaat ediyor. Karakterler de bu vaade uygun hareket ediyor; bu vaade uygun kararlar veriyorlar. Ta ki olay örgüsünün çözüldüğü âna kadar.
Cesur adımlar atabilecek krediyi çoktan kazanmış yönetmenlerimiz dahi neden bu adımları atmaktan korkuyor? Neden elleri bir türlü varmıyor? Herhalde sert ve kararlı bir şekilde yarattıkları karakterlerine, süreç içinde o kadar bağlanıyorlar ki, onları arındırmadan filme nokta koymayı beceremiyorlar. Bu filmin sonunda da, karakterlerle birlikte seyirci olarak biz de arınıyoruz. Nedenleri öğreniyor, karakterleri anlıyor ve böylece didaktik bir Üç Maymun seyretmiş oluyoruz.
Ercan Kesal’ın Başarısı
Filmin dört ana karakterinin hepsi çok gerçekçi. Fakat Servet karakteri ve bu karakteri canlandıran Ercan Kesal, ayrıca bahsedilmeyi kesinlikle hak ediyor. Muazzam çizilmiş bir vekil adayı (ve işadamı); tam o karakterin ağzına göre dantel gibi yazılmış replikler; muhteşem bir performans ve işte gerçek bir karakter. Son yıllarda seyrettiğim en gerçekçi karakter diye betimlemeye kalktığımda abarttığımı düşünenler olacaktır; ama Ercan Kesal işte o kadar çığır açan bir karakter canlandırmış.
Perspektiften Yoksun Ses
Sinemada sesin, en az ışık kadar önemli ve işlevli olduğunu Türkiye’de ilk fark edenlerden biri NBC. Filmlerinde adeta bir ses mühendisi titizliğiyle uzun aylar çalışan yönetmen, bu sefer maalesef işin içinde kaybolmuş.
Üç Maymun’da kullanılan sesin en önemli kusuru, boyutsuzluğu! Sesler perspektiften yoksun. Yakın planda nefes alıp veren karakterin sesiyle, arka fonda kullanılan (ve sonradan döşendiği çok belli olan) ortam sesinin mesafelerini ayrıştırmak mümkün değil. Film boyunca yakamızı bırakmayan ve rahatsız eden ortam seslerinde kullanılan ‘sample’lar ise irrite edici. Gerçekten sormak istiyorum acaba ellerinde sadece bir çeşit karga sesi mi vardı –ki film boyunca on beş, yirmi kez aynı karganın ‘gak’ sesine maruz kaldık.
Daha da beteri ise, boyuttan yoksun olan bu ortam seslerinin aç-kapa usûlünce kullanılmış olması. Örnekle açıklamam gerekirse, Servet ve Hacer’in boğaza nazır son konuşmaları öncesinde bangır bangır bağıran kuşların hepsinin, diyalog başlayınca keskin bir şekilde, aniden susmaları herhalde neyi anlatmaya çalıştığımı güzel ifade eder.
Ebru Ceylan’ın Gölgede Kalan Başarısı
Böyle bir metinde, Üç Maymun gibi zengin bir filmin her açısıyla ele alınmasının imkanı yok. Biz de filmin türlü tartışmalara gebe diğer unsurlarını başkalarına bırakıyoruz. Metni noktalamadan önce, en az NBC kadar alkışı hak eden fakat biraz gölgede kalan Ebru Ceylan’ın da başarısının altını çizelim. Üç Maymun’da gerek sanat yönetmeni, gerekse senarist olarak rüştünü ispatlayan Ebru Ceylan’ı, özellikle Hacer karakterine kattığını düşündüğümüz derinlikten dolayı kutluyoruz. Umarız yakın zamanda bizzat kendisinin filmlerini de seyretme şansımız olacaktır.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|