Fujiya & Miyagi - Lightbulbs

Bir önceki albümlerinin gazabına uğrayan çok grup vardır diye düşünmekteyim. Bunlardan ilk aklıma gelen grup Coldplay oluyor her seferinde. Hatta bu tür başarısızlıklara bu grubu öyle etiketlemişim ki başka bir alandaki farklı yansımalarıyla bu duruma "Coldplay Etkisi" der oldum. Malum ilk albümlerinin başarısı ve kendilerinden artık beklemekten vazgeçtiğimiz ölçüde bir kalite, Parachutes albümünü lanetli albümler listesinin en tepesine oturtabilir zorlanmadan. Seinfeld Laneti gibi bir şey bu işte. Şimdi ne yapsalar kendilerini başladıkları noktaya getirememeleri çok üzücü.

Fujiya & Miyagi'nin son albümünün çıkma arifesinde de sanırım herkes bir önceki albümleri Transparent Things'in yarattığı heyecanla pek bir ümitliydi. Yarattıkları Kraftwerk'in bu yıllara dair izdüşümüne benzer etkisiyle, geçen sene onları dinleyenleri Türkiye'de bir konser vermeleri için yağmur duasına benzer Fujiya & Miyagi dualarına çıkarmıştı hatta. İsimlerinden ötürü ilk bakışta Japon bir ikili olarak algılanan bu grup aslında Brighton'lı dört isimden oluşuyor: grubun Fujiya'sı olarak kendini kabul etmiş geri vokali ve programcısı Steve Lewis, grubun Miyagi'si olarak da bilinen vokalisti David Best, bas gitarist ve geri vokali Matt Hainsby, ve davulcuları Lee Adams.

Önceki albümün çıkış parçası olan Ankle Injuries'ın güzel ama biraz da White Stripes şarkısı olan Fell In Love With A Girl'ün klibine benzeyen kliplerinin yarattığı eğlenceli etkiyi bu albümle de sürdürebilmelerini dilerken, Eylül'de piyasaya sürülen Lightbulbs albümünün ilk single'ı Knickerbocker her nasıl oluyorsa ilk dinleyişten Ankle Injuries'dan türemiş bir şarkı izlenimini veriyor. Neredeyse aynı tonlarla, David'in baştan çıkarıcı sesine rağmen kendini kurtaramıyor. Yine birbiriyle inanılmaz uyumlu kelimelerle yarattıkları sözleriyle ilgi çekiciler fakat bu bile yetmiyor albümün açılış şarkısından beklenen tadı almaya. Vanilya ve biraz da zamanı geçmiş çilekleri geride bırakıyoruz ve albümde şampanya aramaya dalıyoruz adeta. Bu arayışta dikkati çeken ilk şarkının, şarkı sıralamasına göre yedinci olmasından dolayı önceki şarkıların birbirini tekrarlayan, önceki albümün başarısız kopyala yapıştır öğeleri olduğunu varsaymak pek yanlış olmayacaktır diye düşünmekteyim. Zira artık fısıltılarla söylenen uyaklı ve ilk bakışta hiçbir anlam ifade etmeyen ama insanı hipnotize olmuş kediler gibi şarkıyı takip etmeye ve ritm tutmaya iten kelimelerin bir arada kullanımıyla analog elektronik müziğin yan yana kullanımından daha fazlasını duymak istiyor insan haliyle. Farklı enstrümanlarla bu etki verilebilirdi belki, evet. Çünkü hepimiz David'in vokallerinden pek bir memnunuz.

Velhasıl albümün bu konuda vasatın üzerine çıkamaması bir yana, yine eskilere benzemesine rağmen dinlenesi bir şarkı Pussyfooting var dokuncu sırada. Ama o da son bir hamleyle fikirlerimizi değiştirebilecek güçte olmadığından, Lightbulbs son şarkı da dinlenip ara ara Transparent Things'in arasında dinlenebilecek bir çeşitlilik olarak arşivde yerini alıyor ve maalesef 100 watt diye alıp 60 wattluk aydınlatan bir albüm olarak akıllarda yerini alıyor. Kulaklarımızda ise albüme ismini veren şarkı Lightbulbs'dan bir kısım kalıyor. Şöyle diyor: "Eğer bugün dünle aynıysa, yarın da bugünle aynı olacaktır." Umuyoruz ki bu dörtlü azılı Fujiya & Miyagi hayranlarını bu motto ile yaptıkları pek aşikar duran böyle bir albümün tekrarı ile yine hayal kırıklığına uğratmazlar zira sanat denen şey imitasyonun imitasyonuyken kimse imitasyonun imitasyonunun imitasyonunu tüketmek istemeyecektir.



Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010