Mehmet Işık Röportajı
Genç ve yetenekli isimler her zaman iyidir çünkü alışıldık şeylerden uzaktırlar. Her platformda böyledir ki modada daha çok şaşırmamız mümkün oluyor. Beni olduğu gibi yurtdışındaki birçok kişiyi de şaşırtan böyle bir tasarımcıyı konuk ediyoruz bu sayıda: Mehmet Işık. 24 yaşında ama oldukça fazla iş yapmış olan Mehmet’e ilk rastlayışım yabancı bir blogda olmuştu ve galiba biraz da T biraz araştırma yapmıştım. Blog sahibesi ve yorum yapan insanlar gibi bu işlerin ‘öğrenci işi’ olmasına hayret etmiştim. 2006 yılında İTKİB birinciliği getiren bu işleri (Kukla koleksiyonu), yeni projeleri ve ‘Mehmet kimdir?’e diyerek kendisiyle buluştuk ve her şeyden bahsettiğimiz, şu ‘pastırma yazı’na yaraşır sıcaklıkta bir sohbet gerçekleştirdik.
Reset: Selam Mehmet, klasik bir soruyla başlayalım istersen. Kimsin sen? Kendinden bahseder misin?
Beyoğlu Terzilik Meslek Lisesi’ni bitirdim ama Anadolu Bölümü’nün Moda Tasarımı’ndan mezunum, aslında ilk mezunlarındanım. Çünkü okul eski bir okul aslında ama Anadolu Bölümü yeni. Oradan 1999’da mezun oldum, Mimar Sinan Meslek Yüksek Okulu’na gittim. Orayı da bitirince çalışmaya başladım bazı firmalarda ama stajyer olarak…
Reset: Evet Vakko ve Hakan Yıldırım’da staj yaptığını okumuştum…
İlk stajımı lisedeyken Vakko’da yapmıştım evet. Üniversite okurken ve bitirdiğim dönemlerde ufak çapta yerlerde çalıştım, bazı şirketlerde… Üniversite stajımı yapmak durumundaydım, onun için Hakan Yıldırım’a gittim, orada staj yaptım 40 gün kadar. Bu 40 günün sonunda bir şekilde kaldım orada 3-4 ay, belki daha fazla bir zaman. Sonunda da Nişantaşı’nda bir atölye v.s benim pek istediğim bir şey olmadığı için oradan ayrıldım. Sonuçta iyi işler yapılan bir yer orası ama bana göre değildi pek. Daha sonra piyasayı göreyim dedim, öyle birkaç firmada çalıştım. Arkasından da yarışmaya girdim zaten, kazandım. Sonrasında Londra’da dil eğitimi ve İtalya’da moda eğitimi… Döndüm ve kendime ait bir şeyler yapmaya çalışıyorum, ne kadar yapılabiliyorsa tabii :)
Reset: Peki, 2006’ya yarışmaya dönelim. Nasıl oldu? Nasıl karar verdin?
O dönem tam işten çıkmıştım, piyasa dediğim işlerden… Biraz da bunalmıştım oralardan, sıkılmıştım çünkü büyük beden çalışıyordum. Büyük beden zordur biraz da. Her şey kısıtlıdır büyük bedende… O sıra tesadüf yarışmadan haberim oldu ve katıldım.
Reset: Gençmişsin de aslında o zaman:)21 yaş için iyi bir başarı…
Öyle aslında. Ama Selim(Baklacı) benden daha küçük mesela o daha çok başarmış bazı şeyleri. Benim aslında yurtdışına gitmem biraz dezavantaj oldu, buradan uzak kaldım. Selim’i de çok seviyorum ve işlerini çok beğeniyorum bu arada.
Reset: Peki, yarışmanın sonucunda ödül olarak İtalya’da Primoda’da okudun. Nasıl buldun? Neler yaptın orada? Beklediğin gibi miydi?
Beklediğim gibi çıktı da çıkmadı da diyebilirim. Şehir biraz sıkıcıydı aslında. Okul güzeldi ama yeni şeyler öğrenmek adına beni pek tatmin etmedi diyebilirim. Master programına gidiyorsunuz sonuçta evet ama galiba ben daha fazla eğitim alabileceğimi beklemişim. Çünkü Londra’da ben dil eğitimi alırken Mihrican(Damba) ile aynı evde kalıyordum. O da orada master yapıyordu ve onun okulu sanki biraz daha üzerlerine düşüyordu öğrencilerin sanki…
Reset: Peki o koleksiyondan yani Kukla’dan sonra bir şey hazırladın mı?
Onu hazırladım Türkiye’ye gelip giderken, biraz talihsiz durular oldu. Kaybettim o koleksiyonu Olabiliyor böyle şeyler. Çok da önemli değil zaten şimdi yeni bir tane yapıyorum.
Reset: Kukla neden beyazdı peki? İsme nasıl karar verdin? Çünkü ‘Hareket’ temalı yarışma için hazırladığın bu koleksiyonu şu şiirle anlatmışsın: “Varlık sebebi esaret sebebiydi / Bir ipi hayata diğer ipi mahkûmiyete bağlıydı / Bir anlığına kukla olduğunu unutsa / Ve bir parça yaşam bağlansa ona / Giyinirdi, güneşin karşısına atardı kendini / Vücudunu değil ruhunu açığa vurmak için / Ama ne yazık ki; Ya karanlık bir köşede ya da küf kokan bir bavulda / Ölüyor olacak/ Zavallı kukla... Zavallı şarkılar...". Aslında gayet iyi anlatıyor bu şiir ama senden duyalım bir de…
Aslında gri de vardı :). Gri de bir renk sayılmıyor gibi düşünüp gri de eklemiştim ama boyama vs. yetişmedi. Güzel de bir koleksiyondu ama biraz tiyatral bulundu, pek giyilebilecek şeyler değildi. Strings (İpler) filminden etkilenip hazırlamıştım Kukla’yı.
Reset: Yeni neler yapıyorsun?
Bir arkadaşıma yeni bir koleksiyon hazırlıyoruz. Aslında onunla bir yer açmak istiyordum ben ama şanssızlık işte dolar fırladı, kiralar arttı vs… Zaten içime de sinmiyordu bir yandan da koleksiyonu bitirip ne çıkacağına bakmak istiyordum. Dergilere vermek vs. gibi şeyler de yapabilirim diyordum çünkü yurtdışından da teklifler var butiklerde satmak için vesaire. O yüzden bir yer açmak da bir risk aslında bu riske girmeden bu teklifleri değerlendirmek veya ne yapabilirim görmek istiyorum koleksiyonu tamamlayınca.
Reset: Fotoğraf çekimlerini kim yaptı koleksiyonun?
Sedef Delen yapmıştı. All Dergisi için…
Reset: O fotoğraflara ve adına ilk rastladığım zamanı da hatırlıyorum. Style Bubble’daydı… Kendin mail atmışsın galiba değil mi?:)
Benim hep öyle zaten Hakan Yıldırım da hep söylüyor zaten nasıl tanıştığımızdan bahsederken. ‘Tak diye kapıyı çaldı ve geldi’ diyor. Vakko da öyle olmuştu. Böyle biriyim ben biraz. Mesela yarışma için de aynı şey oldu. 1 hafta kala haberim oldu ve son anda karar verdi ve hazırlandım. Çünkü biraz Türkiye’de eşle dostla, tanıdıkla oluyor bu işler bu bir gerçek. Dergilerden filan teklif gelmiyor veya çok az geliyor vs… Türkiye gerçekleri.
Reset: Peki Style Bubble demişken, var mı böyle sürekli takip ettiğin siteler?
Ben genelde okul projelerini takip ediyorum. Royal Academy, St. Martins’in sitelerinde yeni mezunlar ne yapmış diye bakıyorum. Çünkü yurtdışında birçok tasarımcı onların koleksiyonlarını satın alıyor. Style Bubble gibi birçok şey var aslında takip ettiğim, geniş kapsamlı o biraz. Veya Fashion Week’leri takip ediyorum. Kopenhag, Sao Paulo mesela… Oradaki tasarımcıları bulup onların web sitelerini ziyaret ediyorum. Çok tanınmış tasarımcıları takip etmek istemiyorum zaten.
Reset: Sokak modasına bakışın nasıl?
Okulda bir kız sormuştu ‘İstanbul’da sokak modası nasıl?’ diye. ‘Yok ki’ demiştim. Nişantaşı veya Beyoğlu değil sokak modası. Çünkü insanların maalesef alım gücü yok. İkincisi çekinme var, çünkü yoldan geçene laf atan, dönüp bakan bir toplumuz. Ben de dahil olmak üzere çekiniyoruz dolayısıyla.
Reset: Doğru, kendin olamadığın çok ortama giriyorsun Türkiye’de…
Evet. Ben mesela firmada çalıştığımı düşünüyorum. Gün içinde Merter’e de gidiosun, Osmanbey’e de gidiyorsun, Bağcılar’a da gidiyorsun. Dolayısıyla Beyoğlu’nda veya Nişantaşı’nda giyinebildiğin gibi giyinemiyorsun ve sokak modası da bu yüzden yok bence burada.
Reset: Seni neler etkiler peki?
Beni her şey etkileyebiliyor. Herhangi bir şey olabilir bu, tanımı yok yani. Ama kendime ait iki koleksiyon yaptım (biri okul projesi olmak üzere),ikisinde de bir filmden etkilenmiştim. Dediğim gibi Kukla’da Strings’den etkilendim, diğerinde de Olimpo Garajı’ndan. Daha sonra başka yerlere gidiyor tabii ama çıkış noktası bunlardı mesela. Galiba daha çok filmler veya genel anlamda görsel şeyler beni etkiliyor.
Reset: Peki ya işitseller? Müzik bu etkilendiklerinin neresinde? Ve neler dinliyorsun bu aralar?
Mutlaka etkiliyordur. Çünkü ben çalışırken etrafımda ses olsun isterim, mutlaka televizyon açıktır veya bir şeyler çalıyordur. Bunların katkısı tabii ki oluyordur. Bu aralar ise pek bir şey dinlemiyorum açıkçası. Londra’dan döndükten sonra yeni bir şey dinlemedim diyebilirim. Biraz sıkıldım çünkü. Daha çok film müzikleri dinliyorum, daha gerçek geliyor bana.
Reset: Hangi dönem desek? Etkilendiğin, sevdiğin?
Birçok insan sevmez ama ben herhalde çocukluğuma denk geldiğinden 80’leri çok seviyorum. Sanırım yaşamadığım bir dönemi sevemem gibi geliyor, her ne kadar araştırsam ve görsel olarak uzak olmasam da 80’ler 90’lar ve 2000’leri biliyorum. Aralarında ise en sevdiğim 80ler…Yani gördüğüm ve bildiğim bir dönem ve dolayısıyla hissettiğim bir dönem. Bir de ben geniş omuz çok severim, bu yüzden 80’ler derim…
Reset: Nereden çıktı peki bu moda tasarımı sevdası?
Dedem terziydi. Ben çok küçüktüm ama hayal meyal onun dükkânına gittiğimi filan hatırlıyorum. Lise döneminde tiyatro, modern dans veya tasarım arasında karar vermem gerekiyordu. Herkes bir akıl verdi vesaire ve sonunda bunda karar kıldım.
Reset: İlerisi için ne var kafanda? Ne yapmak istiyorsun? Kendi markan?
Evet isim istemiyorum ben, kendi markamı istiyorum. Mehmet Işık diye bir şey değil de bir marka ismi… Aslında kafamda öyle bir şeyler var ama tabii daha patentini filan almadık. Biraz da destek yok. Aslında onlar da haklı çünkü hiç bir şeyi olmayan birine neden destek versin ki? Büyük isimler bile defile yapmak vs. için İTKİB’den destek alıyor Türkiye’de. Dolayısıyla önemli de bir şeyler olmalı öncelikle tam anlamıyla bir marka oluşturmak için.
Reset: Peki, son olarak neler eklemek istersin? Genç tasarımcılar adına sana söz vermiş olalım :)
Benim jenerasyonumdan çok iyi isimler var çünkü sahte değiliz biz samimiyiz. Mesela Selim, Mihrican var benim yakın olduğum. Çok iyi işleri... Elif var İpekyol’dan. Bu sene İTKİB’de 4. olan Zeynep Merve var mesela, çok başarılıydı koleksiyonu ve farklıydı diğerlerine göre; bildiğimiz formlarda ve renklerde değildi. Ayrıca, Özgür Masur, Barış Tatar ve Elif Cığızoğlu’nu beğeniyorum. Bizim jenerasyonda aslında biraz kendimizi de tekrar ediyoruz artık, çünkü önümüzdeki örneklere göre çok gitmeye başladık gibi. Bu yüzden bu da bizi biraz moralimizi bozuyor aslında ama dediğim gibi çok iyi işler, çok iyi isimler var. İyi bir yoldayız aslında. Ancak dediğim gibi devlet desteksiz büyük isimler bile çoğu zaman bir şey yapamıyorsa bizim yapmamız çok daha zor ve bunun için iki kat fazla çalışmak zorundayız, ben öyle yapacağım mesela :).
Reset: Pekala çalışmalarında sana kolaylıklar diliyoruz öyleyse Mehmet ve teşekkür ediyoruz röportaj için.
Ben teşekkür ederim.
www.myspace.com/mehmetisik

Anasayfa>>
Moda Bölümü>>
|