Filmekimi 2008’den Notlar

Filmekimi, Altın Portakal’dı derken, sinema açısından oldukça bereketli geçmiş Ekim Ayı’nın da yavaş yavaş sonlarına yaklaşmaktayız. Biz de boş durmadık ve İstanbul’da olmanın nimetlerinden faydalanarak fırsatını buldukça Emek Sineması’nın yolunu tuttuk. Neredeyse tamamı Altın Portakal’da da gösterilen Filmekimi filmlerinden izleme şansı bulabildiklerimizin ufaktan birer kritiğini geçersek fena olmaz dedik ve derleme bir yazı hazırladık. Kaçıranlar için Gomorra, The Class, Lorna’s Silence ve Blindness’ın yakın zamanda vizyon şansı bulacağını da belirtelim.

Devam >>


Altın Portakal’dan Notlar

Uzunca bir süredir halktan soyutlanmakla itham edilen Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu sene halkla iç içe bir izlenim yaratmak adına, açılış ve kapanış törenlerini Konyaaltı Açıkhava Tiyatrosu’nda gerçekleştirdi; başarılı da oldu. Halkın, basın mensuplarının ve ünlü üyelerden oluşan jürilerin katıldığı açılış gecesindeki tek güzellik herhalde Candan Erçetin konseriydi. Yerli ve yabancı sinemanın, klasikleşmiş soundtrack şarkılarıyla geceye renk katan Erçetin, performansıyla sinemaseverlerden tam not aldı. Açılıştaki ödüllerin eğretiliğinin ve kıpkırmızı dekorun anlamsızlığının ise konuşulmaya değer bir noktası dahi yok.

Devam >>

 

 

Talk Radio

Oliver Stone denince artık akla kötü filmler geliyor; uzun zamandır ustayı şöyle canlı ve öfkeli bir filmde derdini haykırırken izlemedik hani. Neyse ki yeni filmi “W” ile eski limanlara dönüyor Stone. En iyi bildiği işi yapacağa benziyor bu film ile ama yeni bir “JFK” çıkar mı bilinmez..

Devam >>

 

 

Kan Çekti!: True Blood

Benim gibi internetten dizi indirip, tüm sezonu birden izleyenleriniz vardır eminim. Amerikan kanalı HBO, sizin de diziler konusunda favorilerinizdense bilirsiniz; HBO, çok reklamı yapılan, aşırı popüler dizilerden ziyade uzun yıllar kendisini kalitesiyle konuşturan ve yıl sonunda Emmy ödüllerini toplayan dizilerin kanalıdır (Bu konuda önemli bir istisna, “Sex and the City”dir.) Hiçbir zaman aile kanalı olma gibi bir iddiaya girmeyen bu kanalın başarısında reyting adına çoğunluğa seslenmek için dizilerde sansüre gitmeyişinin de etkisi olabilir.

Devam >>

 

 

Max Payne


Bu yazı, daha önce Max Payne’i oynamış, “hacı var ya çok kral oyun!” şeklinde eşe dosta tavsiye etmiş ve “filmi yapılsa süper olur lan!” diye beğenisini ve hayalini dile getirmiş olan erkek güruha ithafen yazılmıştır. Bayanlar darılmasın; zaten hepimiz bunun bir erkek filmi olduğunu biliyoruz. Muhtemelen Sex and the City izleyen bir erkekle Max Payne izleyen bir dişi ortak payda da buluşacaklardır, filme olan ilgileri açısından.

Devam >>


 

 

Tropic Thunder – Tropik Fırtına

Ben Stiller, ne oyunculuğundan, ne yazarlığından ne de yönetmenliğinden keyif almadığım bir adamdır. Her filminde birbirinden pek de farkı olmayan rollerde karşımıza çıkan ve her filmi ortalama bir oyunculukla tamamlayan Stiller’ın yönetmenliği ve senaristliği de en az oyunculuğu kadar vasattır benim için. Üstelik çok sulu ve “tuvalet mizahı” diye tabir edilen oldukça bel altı bir espri anlayışı vardır. En azından geçen hafta Tropic Thunder’ı izleyene kadar düşüncelerim bu yöndeydi. Zoolander’ı izledikten sonra arkasında Ben Stiller’ın olduğu bir işi izlememeye kararlıydım esasen, fakat gerek kadrosu, gerek filmin aldığı iyi/kötü eleştiriler, gerekse “ulan, eğlenceli bir filme benziyor harbiden” dediğim fragmanı yüzünden kararlılığımı pek sürdüremedim.
Devam >>



Vicdan

Geçen sene Bereketli Topraklar Üzerinde’yi, seyredebildikten sonra Erden Kıral’ın yeniden bir film çekeceğini öğrendiğimizde çok heyecanlanmıştık. Verdiği demeçlerle de heyecanımızı pekiştiren Kıral’ın son filmi Vicdan, 10 Ekim’de gösterime girince bize de seyretmek düştü. Biz sinemada seyrederken, Altın Portakal jürileri de filmi Antalya’da seyrediyordu.
.

Devam >>


Elegy – Aşkın Peşinde

“A Dying Animal” adlı romandan uyarlanan senaryosu ile bir üniversite profesörü ve öğrencisinin ilişkisini konu alan Elegy aslında defalarca kullanılmış bir materyal ile riskli bir yola çıkıyor. 50 yaşlarında, yaşlanma korkusunu genç öğrencileriyle takılıp saygı duyulma hissiyle azaltmaya çalışan üniversite kültürel kritisizm profesörü David Kapesh ile tanışıyoruz. Diğer yanda profesörünün kendisine gösterdiği ilgiden hoşlanan ve bu sayede daha özel hisseden öğrencimiz Consuela Costella (Penelope Cruz) var. Bu tanım Elegy’e en başlarında uysa da film ilerledikçe benzerlerinden farklarını gözler önüne seriyor. Film, Ben Kingsley tarafından canlandırılan Kepesh karakterinin iç düşünceleri ve yakın insan ilişkileri etrafında dönüyor. En yakın arkadaşı ödüllü şair George O’Hearn ise dertlerini, şüphe ve korkularını paylaşabildiği hayatındaki nadir kişi olarak kilit bir yere sahip. İkisinin arasındaki dürüst ve yapmacıklıktan uzak sohbetlere tanık olmak Kepesh karakterinin özünü anlamamıza yardımcı oluyor..

Devam >>


Eagle Eye – Kartal Göz

Okuduğum bir yazıda, yapılan bilimsel araştırmaların insanın fiziki yapısının teknolojik gelişmelerin gerisinde kaldığının kanıtlamasından bahsediliyordu. Merakımı cezp ettiği için durmadım okumaya devam ettim. Bu araştırmalara göre evrimimiz, henüz şehir hayatı düzeyine ulaşmamış; halen köy ve kasaba yaşamında kalmıştı. Yazı sonucu, radyasyondan, elektrik hatlarından, egzoz dumanından ve bilumum şeyden hasta olmamızın nedenini henüz vücudumuzun bunlara hazır olmamasına bağlıyordu. Evet, sonuç olarak hazır değilmişiz, “haydi köyümüze geri dönelim…” demek gelmişti içimden.

Devam >>


The Midnight Meat Train

Clive Barker’ın aynı isimli kısa hikayesinden film yapılan Dehşet Treni, ilk bakışta türevlerinden farklı hiçbir şey sunmayan ama yönetmenin oldukça farklı çekim teknikleri sayesinde aradan sıyrıldığını söyleyebileceğimiz bir film. Esasen, gayet güzel birer giriş ve gelişme bölümlerine sahip; fakat bazı filmler vardır ya hani, tüm hikayeyi filmin süresi boyunca gayet güzel geliştirir ama getirir de son noktada batırır her şeyi. Bu durumdan en fazla muzdarip olan tür de korku/gerilim türüdür doğal olarak; çünkü filmin sonunun seyirciyi şaşırtması, şoke etmesi gerekir. Bu amaçla etkili bir son yapma çabası içine giren senaristler gelişimini iyi yaptıkları hikayelerini olayı bağlama kısmında mahvederler. Pek çok korku/gerilim filmini bu nedenden ötürü beğenmediğimiz, kötü olarak damgaladığımız olmuştur, olacaktır da. Nitekim birazdan ben de onu yapacağım.

Devam >>

 




Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010