Vicdan
Geçen sene Bereketli Topraklar Üzerinde’yi, seyredebildikten sonra Erden Kıral’ın yeniden bir film çekeceğini öğrendiğimizde çok heyecanlanmıştık. Verdiği demeçlerle de heyecanımızı pekiştiren Kıral’ın son filmi Vicdan, 10 Ekim’de gösterime girince bize de seyretmek düştü. Biz sinemada seyrederken, Altın Portakal jürileri de filmi Antalya’da seyrediyordu.
Vicdan filmi yönetmeniyle, oyuncularıyla, kamera arkasındaki isimleriyle, konusuyla ve hatta ismiyle o kadar iddialıydı ki, filmi seyretmeye niyetlenen herkes adeta bir başyapıt bekliyordu. Vicdan maalesef bir başyapıt değil.
Başta şunu söylemek lazım. Filmin konusu, her yerde yazıldığı gibi küçük bir kasabada yaşayan üç kişinin arasında geçen bir aşk hikayesi değil bir kere. Küçük bir kasabada yaşayan ve ağır şartlarda çalışan evli bir adamın, cinsel ‘güdülerini’ eşinin çocukluk arkadaşı olan bir kadınla gidermesi ve eşinin bu ilişkiden haberdar olması sonucunda gelişen olaylar. Bu üçlünün ikili kombinasyonları şeklinde gelişen ilişkilerinden herhangi birinin aşk olduğuna dair somut hiçbir veri yok filmde.
Filmin konusunu fazla eşelemeden senaryodaki pırıltılara ve çatlaklara geçelim. Çoğu ‘taşra filmi’nde varolan pastoral hava yerine; Vicdan’ın taşra ilişkilerine gerçekçi bir boyut kazandırdığını teslim etmek gerek. Fakat başkarakterlerin hiçbirinin ailesinin bahsinin geçmemesi ya da olmaması; yine aynı karakterlerin çevreleriyle olan ilişkilerinin de eğreti kalması hikayenin çatısındaki temel çatlaklar. Hikayenin evrilmesiyle birlikte kurgusunu tesadüflere yaslaması ve hatta tutarsızlıklardan çekinmemesi sinemaseverin hevesini kıran diğer çatlaklar. Fakat bu noktada imkanımız olsaydı ve filmin senaryo yazarı Raşit Çelikezer’e sorsaydık, sanıyorum çok dert yanardı. Zira Erden Kıral, Nurgül Yeşilçay ve Cem Özer’le birlikte aylarca senaryoyu değiştirip durmalarını, röportajlarında gururla anlatıyor.
Filmin eğreti sahnelerini pas geçersek, oyunculuklarda ciddi bir başarı var. Erden Kıral’ın oyuncuları tamamen serbest bırakması, hatta senaryoyu değiştirmelerine dahi izin vermesi bu başarıda etmen midir bilinmez fakat oyunculuklardaki başarı, yanrolde gördüğümüz karakterlerde bile çok üst düzeyde. Murat Han’ın bu filmle değil de, Mutluluk’la Altın Portakal kazanmış olması; diğer yanda Nurgül Yeşilçay’ın Eğreti Gelin ve Yaşamın Kıyısında ile kazanamadığı Altın Portakal’ı bu filmle kazanması gerçekten çok ironik. Zira Nurgül Yeşilçay’ın bu filmdeki performansı alıştığımız düzeyin maalesef altındaydı. O doğal gülüşlerin, ani parlamalarının yerini sahte yükselişler almış. Seyiride yüksek oynasın diye o sahne öyle yazılmış hissiyatı uyandırıyor. Fakat genel olarak baktığımızda kesinlikle rolün altından kalktığını da teslim etmeliyiz. Yeşilçay haricinde Tülin Özen’in ve yanroldeki Nazan Kırılmış’ın performansları da kesinlikle takdiri hak eden cinsten. Oynadıkları kısıtlı sahnelerde bize leziz bir doğallık sundukları için teşekkürü hakediyorlar.
Türkiye’nin en usta kurgucularından Mustafa Preşeva, tartışmasız orijinal bir kurguya imza atarak Altın Portakal’ı kazanmış olsa da, kurguda problem olmadığını söylemek mümkün değil. Filmin özellikle ilk yarısı fazla kırpmaya maruz kaldığından, yapıyla uyumsuz bir kurguya sahip. Fakat aynı keskin ve hızlı kurgu, filmin ikinci yarısının yapısıyla bütünlük sağladığından seyir keyfi katmış. Erden Kıral’ın çağı yakalamak kaygısıyla bu filmde hızlı kurguyu tercih ettiğini biliyoruz. Fakat yapıdan bağımsız tercih edilen hızlı kurgu hikayeyi zayıflatmaktan başka bir işe yaramıyor.
Filmin bugüne kadar hiçbir yerde bahsi geçmeyen fakat en temel problemi ise yönetmen üslûbundaydı. Parça parça ele alındığı takdirde çok yaratıcı ve estetize olan sahneler arasında bir üslûp birliği kesinlikle yoktu. Fabrika sahneleri, pavyon sahneleri, İstanbul sahneleri, meşhur düğün sahnesi ve özellikle Songül’ün Aydanur’un evine ilk geldiğindeki sohbet sahnesi… Tek başlarına hepsini çok başarılı kabul edebileceğimiz bu sahnelerin aynı film içinde yer almasını renklilik olarak değerlendiremeyiz. Herkesin ağzına bal çalma çabası gibi görünen bu üslûpsuz kolaj, filmin bir bütün olarak algılanmasını imkansızlaştırıyor.
Filmin üç sahnesi (Aydanur’la Songül’ün ilk sohbeti – düğün sahnesi – Aydanur’un çatıkatında makyajının dağınık haliyle Mahmut’a posta koyması) kesinlikle sinema tarihindeki yerlerini alacak cinsten. Fakat Vicdan, Erden Kıral’ın geri kafalılık olarak gördüğü fakat zamanında başarıyla hayata geçirdiği yeni-gerçekçi sinemasını aratan; hiçbir kesimin beklentilerini karşılayamayan bir film. Umarız Kıral bundan sonraki sinema kariyerinde daha az iddialı film isimleriyle, daha iddialı filmler armağan eder biz sinemaseverlere.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|