Tropic Thunder – Tropik Fırtına
Ben Stiller, ne oyunculuğundan, ne yazarlığından ne de yönetmenliğinden keyif almadığım bir adamdır. Her filminde birbirinden pek de farkı olmayan rollerde karşımıza çıkan ve her filmi ortalama bir oyunculukla tamamlayan Stiller’ın yönetmenliği ve senaristliği de en az oyunculuğu kadar vasattır benim için. Üstelik çok sulu ve “tuvalet mizahı” diye tabir edilen oldukça bel altı bir espri anlayışı vardır. En azından geçen hafta Tropic Thunder’ı izleyene kadar düşüncelerim bu yöndeydi. Zoolander’ı izledikten sonra arkasında Ben Stiller’ın olduğu bir işi izlememeye kararlıydım esasen, fakat gerek kadrosu, gerek filmin aldığı iyi/kötü eleştiriler, gerekse “ulan, eğlenceli bir filme benziyor harbiden” dediğim fragmanı yüzünden kararlılığımı pek sürdüremedim.
Konuyu biliyor olduğunuzu varsaydığımdan, filme geçmek istiyorum çabucak. Film öncesinde Tropik Fırtına’da oynayan (yani filmin içindeki filmde oynayan) aktörlerin gelecek filmlerinin fragmanları ve bir tanesinin de reklam filmi yayınlanıyor. İlk olarak Alpha Chino isimli (evet, doğru okudunuz) rap şarkıcısının oynadığı, Booty Sweat denen enerji içeceğinin reklamını izliyoruz. “I luv the Pussy” isimli şarkısıyla, koca kıçlı ve memeli hatunlarla dans eden rapçinin klibi Snoop Dogg’tan 50 Cent’e kadar bir sürü şarkıcıyla dalgasını geçiyor. Akabinde artık kariyerinin sonuna gelmiş ve ilk patladığı filmi “Scorcher” sonrası dikiş tutturamamış Tugg Speedman’ın 6. devam filminin; sonrasında da komedyen Jeff Portnoy’a şöhret kazandıran sürekli osuran karakterlerin olduğu “Fatties (Dobiler)” isimli filmin devamı “Dobiler: Osuruk 2”nin fragmanı gösteriliyor (burada da Eddie Murphy’nin “Çılgın Profesör” filmleriyle ciddi dalga geçiliyor). Son fragman ise 5 Oscar’lı Kirk Lazarus’un eşcinsel bir keşişi canlandırdığı “Satan’s Alley” filmine ait. Buradaki rolü kendisine Pekin Film Festivali’nde “Ağlayan Maymun Ödülü”nü kazandırmış. Robert Downey Jr.’a Tobey Maguire’ın eşlik ettiği bu fragman, filmin en komik bölümlerinden biri.
Peki filmin kendisi nasıl? Açıkçası filmden keyif almak, esprileri anlamak için gönderme yapılan savaş filmlerini seyretmiş ve biraz da Hollywood sektörünün iç yüzünden anlamanız gerekiyor. Bundan dolayı olacak, filme getirilen temel olarak iki ciddi eleştiri var. Birincisi; RDJ’ın canlandırdığı Kirk Lazarus, Oscar ödüllü bir metot oyuncusu olduğundan dolayı filmdeki rolü için estetik ameliyat yaptırıp zenci oluyor. Amerika’da film bu yüzden, ciddi anlamda zencileri aşağılamakla suçlandı. Beyaz oyuncuların zenci kılığına girdikleri “blackfacing” adı verilen sektörün yüz karası bir teknik var. Beyazların bu tavrı zencileri aşağılama olarak algılandığından film de eleştirilerden nasibini aldı. İkincisi ise Tugg Speedman’ın daha önce Oscar yarışına girmek için “Simple Jack” isimli filmde zeka özürlü birini canlandırmış olması (Forrest Gump ve Rain Man’e gönderme yapılıyor). Son derece basitçe oynanmış bir karakter olduğundan burada da özürlülere yönelik bir aşağılama olduğu için eleştirildi. Halbuki filmin tek derdi, Hollywood. Sektörün iç yüzüyle dalga geçmekten başka bir amacı yok. Tek dalga geçtiği, bu tip teknikler kullanıp Oscar kazanma amacıyla bu ve benzeri durumdaki insanları canlandıran yıldızlar. Bununla ilgili Lazarus’un Tugg’a söylediği ve Akademi’nin bu rollere yaklaşımı bilenlerin de hoşuna gidecek bir söz var: “Herkes, katıksız bir geri zekalıyı canlandırmamasını gerektiğini bilir. Sean Penn, neden ‘I am Sam’ ile eli boş döndü zannediyorsun?”
Fazla uzattık, oyunculara gelelim: Ben Stiller, hem oyunculuk, hem senaryo, hem de yönetmenlik anlamında kendini çok geliştirmiş. Hem yaptığı göndermelerden, hem çekim tekniklerinden hem de aksiyon ve esprilerinden inanılmaz keyif aldım. “Simple Jack” rolünde ekstra başarılı olduğunu not düşelim. Jack Black, uyuşturucu müptelası Jeff rolünde başarılı da nedense geri planda kalmış gibi. RDJ varken sanırım varlığını hissedemedim pek. Downey Jr., ise her zamanki gibi kendini aşıyor. Kendini rolüne fazlasıyla adapte edip çekim yapılmadığında bile karakterin dışına çıkmayan aktör Lazarus rolünde filmden çok şey çalıyor. Zenci ağzıyla konuşması ve Alpha Chino ile atışmaları oldukça keyifli. Asıl oyuncuları geçersek, filmin görülmemiş bir konuk oyuncu kadrosu var. The Thin Red Line’ı izlemiş olanlar Nick Nolte’un oradaki karakteriyle dalga geçen bir rolde karşımıza çıkmasıyla çok eğleneceklerdir eminim. Matthew McConaughey, Speedman’ın menajeri rolünde özellikle son sahnede beni bayağı bir güldürdü. Bunun dışında çok kısa kısa Jennifer Love Hewitt, Jon Voight, Tyra Banks, Alicia Silverstone gibi isimleri de görüyoruz.
Ama asıl bahsetmek istediğim biri var ki 4-5 sahnede gözüküp resmen filmin adamı olmuş kendisi. Makyajın ve o koca göbek eklentisinin içinde tanınmaz hale Tom Cruise, filmde karşımıza gerçekte olduğu gibi bir film yapımcısı olarak çıkıyor. Sert ve adi bir adam olarak tanımlayabileceğimiz Grossman karakteri, Tom Cruise’un elinde bambaşka bir şeye dönüşmüş. Fazla detaya girmek istemiyorum ama bana kalırsa Cruise’un filmin sonundaki 5-6 dakikalık dans performansı için bile şu filme para vermeye değer. Hani konuk oyuncu Oscar’ı diye bir şey olsa sırf bu sahneyle bile ödülü alırdı. Kesinlikle aktörün son yıllardaki en müthiş performansı.
Ben filmde son derece eğlendim ama türün filmlerine ve Hollywood’a uzak olanların aynı tadı alacağından şüphem var. Muhtemelen birçok kişi saçma sapan bir film deyip harcadıkları zamana ve paraya yanacak ama inanın karşımızda bu senenin en iyi komedi filmlerinden biri duruyor. Yaratıcısı Ben Stiller gibi bir isim olsa bile…

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|