Elegy – Aşkın Peşinde

“A Dying Animal” adlı romandan uyarlanan senaryosu ile bir üniversite profesörü ve öğrencisinin ilişkisini konu alan Elegy aslında defalarca kullanılmış bir materyal ile riskli bir yola çıkıyor. 50 yaşlarında, yaşlanma korkusunu genç öğrencileriyle takılıp saygı duyulma hissiyle azaltmaya çalışan üniversite kültürel kritisizm profesörü David Kapesh ile tanışıyoruz. Diğer yanda profesörünün kendisine gösterdiği ilgiden hoşlanan ve bu sayede daha özel hisseden öğrencimiz Consuela Costella (Penelope Cruz) var. Bu tanım Elegy’e en başlarında uysa da film ilerledikçe benzerlerinden farklarını gözler önüne seriyor. Film, Ben Kingsley tarafından canlandırılan Kepesh karakterinin iç düşünceleri ve yakın insan ilişkileri etrafında dönüyor. En yakın arkadaşı ödüllü şair George O’Hearn ise dertlerini, şüphe ve korkularını paylaşabildiği hayatındaki nadir kişi olarak kilit bir yere sahip. İkisinin arasındaki dürüst ve yapmacıklıktan uzak sohbetlere tanık olmak Kepesh karakterinin özünü anlamamıza yardımcı oluyor.

Consuela Castillo ile tanıştığında Kepesh, çok eski arkadaşlarından biri olan Carolyn ile açık bir ilişki yaşamaktadır. Bu durum onun, çok etkilendiği Consuela ile bir üniversite partisinde yakınlaşmasına engel olmaz. İlk bakışta tek gecelik olacağı düşünülen ikili arasındaki bu ilişki tahmin edilenden çok daha farkı bir yol izler. Kepesh belli ki daha önce kendisinden küçük veya yaşıtı pek çok kadınla beraber olmuştur. Peki Consuela’yi farklı yapan nedir ki hiç fark etmeden ve istemeden kendini ona aşık bulur? Bu sorunun cevabını arkadaşı George ile uzun uzun konuşup çözmeye çalışırlar. Consuela’yi bir sanat çalışması olarak gören David, aslında dış görünüşü dışında hakkında pek bir fikre sahip olmadığı bu kızdan nasıl bu boyutta etkilenebilmiştir. Üstelik hayatı boyunca sahip olmadığını düşündüğü bir karakteristik özelliğini, kıskançlık duygusunu bu yaşında fark etmesine neden olur bu ilişki. Kıskançlık beraberinde sahiplenme hissini de getirince, bir buçuk yılı aşkın süren ilişki çıkmaz bir yola girer. Eninde sonunda zorunlu olarak bu ilişkinin biteceğine, Consuela’nin onu daha genç biri için bırakacağına emin olan David bu güvensizliğinin içini ve sonunda da ilişkisini yiyip bitirmesine göz yumar. Consuela’sız hayatına devam etmeye başlar, ancak hayatın diğer yönlerinden onu saran trajedilerle boğuşurken bu daha da zor bir hale gelir. Consuela’nin hiç beklemediği bir anda yaşamına tekrar girmesi ve beraberinde getirdiği haberler ise bir kez daha Kepesh’i hazırlıksız yakalayacaktır.

Elegy’nın elini en güçlü kılan şey, başrollerin hepsinin çok güçlü oyunculuk örnekleri sergilemeleri oluyor. Ben Kingsley, kadınlara başta güzel oyuncaklar olarak bakan ama zamanla kendi hassaslığını ve pişmanlıklarını ortaya döken bu etkileyici profesör rolüne sempati duymamızı sağlıyor. Cruz ise alışık olduğumuz lolitalardan biraz daha büyük kalsa da, insanın kalbini kıracak nitelikte ‘sanat eseri’ güzelliği, yumuşak ve kırılgan karakteri ile Kepesh’in gözünden bakarken neden aşık olunası olduğunu açıkça gösteriyor. Patricia Clarkson, Carolyn yardımcı karakteriyle, Dennis Hopper ise David’in yakın arkadaşı George rolünde filmi iki kişilik bir aşk filmi olmaktan çıkarıp bağlanma problemi olan bir adam ve yakınlarıyla ilişkileri üzerine yoğunlaşan bir inceleme haline getiriyor. Büyük ihtimalle kitaptan senaryo haline getirilirken zaman problemi açısından daraltılan ve bu nedenle anlamını yitiren tek ilişkinin David ile oğlu Kenneth arasındaki olduğunu söyleyebiliriz. Aslında oyunculuk ve akılda kalıcı replikler açısından izleyiciyi en çok tatmin eden, David’in George ve Carolyn ile sahnelerinin daha fazla olması da ilişkileri daha iyi anlamak için tercih edilebilirdi ama oyuncuların performansları sayesinde kendilerine verilen az zaman bile filmin gidişatını kötü yönde etkilemiyor. Aynısını David ve oğlunun, nedeni orada burada verilen ipuçları ile çıkarılabilecek tartışmaları için söylemek maalesef mümkün değil. Babasını durup dururken azarladığını düşündüğümüz için hiçbir bağlantı kuramadığımız Kenneth karakteri, filmin sonuna doğru birden U dönüşü de yapınca film biterken hala bir gizem olarak kalıyor.

İzleyici üzerinde beklediğimden daha fazla etki bırakan Elegy, konu akışından ziyade insana dokunan veya güldüren diyalogları ile akılda kalabilir. Aralarındaki 30 yaş farkına rağmen iki insanın aşk yaşayabileceği fikrine ikna olmamızı, bize kuvvetli tezler sunarak sağlamıyor. Aksine başta Kepesh olmak üzere her karakter aksini düşünüp söylediği halde bu aşk gözümüz önünde tohumunu atıyor; sözler yerine basit davranışlarla en sade halinde kendini gösteriyor. Böyle bir aşkın varolabileceğine izleyici inandırmak zaten Elegy’nın en büyük başarısı oluyor.



Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010